Müverrih

Tarih, kültür-sanat ve edebiyat notları

İSAM tarafından düzenlenen konferanslar serisinin bu ayki konusu “Yavuz Sultan Selim ve Arap Dünyası“.  Prof. Dr. Feridun Emecen hocanın konuşmacı olduğu konferansa tüm tarih öğrencileri, meraklıları ve alanın ilgilileri davetlidir.

Yavuz Sultan Selim ve Arap Dünyası
Prof. Dr. Feridun Emecen (İstanbul Üniversitesi)
28 Ocak 2011 Cuma 16:30

Osmanlı tarihi alanında yapılan çalışmaların siyasî tarih alanında yoğunlaşması anlaşılır bir durum. Öte yandan sosyal tarihe ışık tutacak zengin bir arşiv malzemesi araştırmacıların ilgisini beklemektedir. Osmanlıların gündelik yaşamına dair ipuçları edinebileceğimiz kaynaklardan Kadı Sicilleri oldukça önemlidir. Gerek payitahtta gerekse Osmanlı taşrasındaki gündelik meseleler bu mahkeme sicillerinden tespit edilebilir.

İSAM, son yıllarda Kadı Sicilleri üzerine oldukça önemli çalışmalar yayınladı. Bu çalışmalardan biri de geçtiğimiz ay yayınlanan “Kadı Sicillerinde İstanbul XVI. ve XVII. Yüzyıl” adlı çalışma oldu. Osmanlı İstanbul’unu merak eden herkesin ilgisini çekebilecek bu çalışmada ilginç mahkeme kayıtları bulunmakta. Aynı zamanda bu kayıtlar, Osmanlı hukuk sistemi içinde  mahkemelerin ne tür davalara baktıkları konusunda da aydınlatıcı ipuçları vermektedir.

Devamını oku »

11 Ocak’ta Küçükçekmece Cennet Kültür ve Sanat Merkezinde Ali Ural’ın moderatörlüğünü yaptığı söyleşide İsmet Özel, şiire ve kendi şairliğine dair çok önemli sözler söyledi. Tabii söyleşinin şiir dışına çıkan renkli anları da oldu. Önemli gördüğüm anları not aldım. Bire bir İsmet Özel’in sözleri değil; ana hatları değişmemek kaydıyla İsmet Özel’in söylediklerinden özetlediğim notlardır.

Söyleşiden Notlar

- Biz millet olmayı şiirle başardık. Şiir olmazsa millet hayatı olmaz.

- Bizde, şiirden arta kalanlar dil olmuştur. Batıda ise, dil konuşulur; bundan daha üst bir dil -şiirsellik- oluşturulup buna şiir dendi.

- Türkiye’nin Darü’l-İslam oluşunun Adem (a.s.)’den beri gelen İslam’la alakası vardır.

- Türkiye’de bazı adetlerde “Pitagarosçu” izler vardır. Bu devam eder. Örneğin, “can”ın gaz olduğuna inan pitagarosçular biri hapşırdığında “çok yaşa” der, canın o şiddetli hapşırmayla çıkıp gitmemesi için. Türkiye’de birileri bu yönü bilmeden söyler.

- I. Dünya Savaşı, Batı’nın örnek değil, birçok anlamda sefil olduklarını ortaya koydu.

Devamını oku »

Muhteşem Yüzyıl tartışmasında yeni boyut. NTV’de Banu Güven’in programına konuk olan Adile M. Osmanoğlu Tars, dizinin Osmanlı’nın imajına büyük darbe vurduğunu savundu. Program sunucusu Güven ise konuğunu konuşturmamak için elinden geleni yaptı.

Padişahın aşkından önemli şeyler olduğun söyleyen Adile Osmanoğlu Tars, filmde Sultan Süleyman’ın çok garip şekilde gösterildiğini söyledi. Banu Güven’in ‘Siz tarihçi değilsiniz’ sözü üzerine Tars, “Evet tarihçi değilim ama Osmanlı’da bir padişah hiçbir zaman böyle acayip acayip şeyler yapmazdı.” Dedi. Tars, bizim ailemizde de birtakım şeyler konuşulurdu, biz Padişah’ın ulaşılmaz bir noktada olduğunu biliyoruz. Filmin içinde öyle bir hale gelmiş öyle bir laubalilik yapılmış ki Sultan Süleyman bahçelerde dolaşan sıradan bir insan haline getirilmiş. Bu Meral hanımın hayal dünyasıdır” dedi.

Banu Güven’in Kemal Kılıçdaroğlu ile yaptığı görüşmede dizi ile görüşlerini sorduğunu hatırlatması üzerine Osmanoğlu’nun gülmesi Banu Güven’i rahatsız etti. Güven, “Eğer sizin eleştirileriniz bir belgesele olsa idi ben buna hiç itiraz etmem görüşlerinize saygı duyardım. Ama bu bir film.” Dedi. Güven, “ Sizin atalarınızdan söz ediyoruz. Ailenizden ve yüzyıllarca öncesinden söz ediyoruz. Ancak bu kişilikler tüm topluma mal olmuş kişilikler.” Sözü üzerine Osmanoğlu Tars, “ Size öyle gözüküyor. O kişinin sizlere de faydası oldu. Dünya bu insanlara saygı ile karşılıyordu. Siz böylesine saygı duyulan bir imajı kalkıp böyle yapamazsınız.” Dedi.

Banu Güven, şehzade ile ilişkilerinin böyle yaşandığına ilişkin sözlerine ise Osmanoğlu, “ O da doğru değil, Benim babam, babaanmem Ayşe Sultan ile birlikte oturmak istediğinde dahi böyle bir laubalilik yoktu. “ dedi.

Devamını oku »

Son yılların en fazla gürültü koparan dizilerinden ‘Muhteşem Yüzyıl‘, Kanuni Sultan Süleyman‘ı ‘kadın düşkünü’ gibi göstermesiyle tepki topluyor. 600 yıllık imparatorluğun en debdebeli dönemini anlatmaya soyunan dizi, Osmanlı’yı ülke gündeminin baş köşesine taşıdı.

Osmanlı İmparatorluğu’nda 46 yılla ‘en uzun süre tahtta kalan padişah’ olan Kanuni Sultan Süleyman, ‘Muhteşem Yüzyıl’ isimli televizyon dizisiyle yeniden Türkiye’nin gündeminde. Pek çok insan, dizide gösterilen ortamın gerçeği yansıtıp yansıtmadığıyla ilgili kafa karışıklığı yaşıyor. 46 yıllık saltanatı süresince Osmanlı sınırlarını iki katı genişleten, Doğu’dan Batı’ya pek çok sefer düzenleyen ve ömrü Zigetvar Kalesi’ni fethettiği esnada son bulan ‘Muhteşem Süleyman’ gerçekte nasıl biriydi? ‘Kanun Koyucu’nun hüküm sürdüğü Osmanlı’da ‘harem’ nasıl bir yerdi?

Konunun uzmanları, ‘Muhteşem Yüzyıl‘ dizisinde anlatılanların gerçekleri çarpıttığını söylüyor. Çok merak edilen soruları uzmanlara sorduk. İşte gerçek ‘Muhteşem Süleyman’..

Cariyelerle ilişki gülünç

Tarihçi-yazar Prof. Dr. Sait Öztürk: Devşirilen çocukların yetiştiği yer ‘enderun’sa eğer, devşirilen kız çocuklarının yetiştirildiği yer de ‘harem’dir. Burada mesleki eğitim verilir; Kur’an öğreniminden, okuma yazma eğitimine, edep-adap kaidelerinden görgü kurallarına kadar birçok alanda eğitimler kurumsal eğitmenler tarafından sağlanır. Cariyeler (hizmetkarlar) ücretli çalışandır. Tüm sarayın işlerine bakarlar. Sayıları 300′e kadar çıkar. Tedarik, saray mutfağı, çocukların eğitimi, bakımı, banyoların temizliği ile ilgili ayrı ayrı kurulan dairelerde çalışırlar. Kayıtlara göre Topkapı Sarayı’nda çalışan hizmetçi (cariye) Kanuni döneminde ortalama 30 akçe ücret alırmış. Padişahın bu kadınlarla yatıp kalkması Cumhurbaşkanının Çankaya’da çalışan kadınlarla birlikte olması kadar gülünçtür.

Bazı bilgiler hayali

Tarihçi-yazar Yrd. Doç. Teyfur Erdoğdu: Harem, ister İslam’a göre isterse de başka bir hukuka veya geleneğe göre ‘yabancılara kapalılık’ arzeden bir birimdir. Bu mekân, giremeyenlerin hayal güçlerini kullanmalarına neden olmuştur. Osmanlı’nın, Endülüslü Arapların, Çinlilerin ve Japonların muhatabı olan Batılılar da bu mekânlarda sadece harem sahibine haz verecek kadınların ve oğlanların saklandığını düşünmüşlerdir. Harem hakkında ürün verenlerin bir kısmı haremin kıyısından bile geçmemiş olmalarına rağmen, oturdukları yerden hayal güçlerini kullanarak eserler vermişlerdir. Haremi tasvir eden çoğu kaynak Batılıların gerçekle ilgisi olmayan tablo ve gravürleridir.

Devamını oku »

Show TV‘de bu akşam ilk bölümü yayınlanacak “Muhteşem Yüzyıl” adlı dizinin fragmanları birkaç haftadır internette, televizyonda, her yerde gözümüze batıyor. Evet, tam anlamıyla batıyor. Tarih mezunu biri olarak değil, az çok tarihi bilen biri olarak fragmanlardan rahatsız oldum.

Kanunî Sultan Süleyman’ın hayatını anlatma iddiasındaki dizinin fragmanında tamamen harem odaklı bir bakış açısı var. Üstüne üstlük bu harem bize ait ve gerçek bir harem değil; oryantalistlerin hayal dünyalarında kurdukları bir “harem”. Dizinin yapımcıları da oryantalistlerin bu hareminin erotik öğeli yanını çok beğenmiş olacaklar ki fantastik bir dizi yapmaya karar vermişler.

Devamını oku »

Her ülkenin meclis yapısı, yönetim biçimi farklı. Elbette adları benziyor olabilir ama bu aynı oldukları anlamına gelmiyor. Öte yandan bence farklılaşmayı sağlayan en büyük etken “yönetme ve tartışma anlayışı”dır.

TBMM’deki tartışmaların ne kadar sıkıcı olduğunu hepimiz biliyoruz. Zaman zaman yaşanan hararetli tartışmalarda bile belli bir üslup sorunundan söz edebiliriz. Bu bize has bir durum herhalde. Ancak bu yazının asıl konusu, yine kendine has bir meclis görüntüsü veren İngiliz meclisi “House of Commons“tur.

House of Commons’ı, Avam Kamarası olarak da bilinir. Bir de üst meclis konumundaki House of Lords – Lordlar Kamarası vardır.

Yasama yılı açılışlarında Kraliçe, Lordlar Kamarası’nda Lordlar kendi yerlerinde otururken, Avam Kamarası üyeleri “Blackrod” (Kara Asa) adlı görevli tarafından çağrılarak ayakta Kraliçe’nin konuşmasını izlerler. Kraliçe’nin görevlisi olan Blackrod, Avam Kamarası’nın kapısını geldiğinde kapı yüzüne kapatılır. Bir gelenek olarak Avam Kamarası’nın gücü vurgulanır. Sonra kapı açılıp kraliçenin Avam Kamarası üyelerini çağırdığı söylenince vekiller yine geleneksel olarak gülerler ve mırıldanarak Lordlar Kamarası’na gidip Kraliçeyi dinlerler. İlgili videoyu yazının en altında izleyebilirsiniz.

Devamını oku »

ETİKETLER

Hakkımda

There is something about me..

Twitter

    Fotoğraflar

    panorama1453fetih (1)panorama1453fetih (10)panorama1453fetih (11)panorama1453fetih (12)