Müverrih

Tarih, kültür-sanat ve edebiyat notları

surgunler”Göç göç oldu göçler yola dizildi, uyku geldi ela gözler süzüldü”… Rus işgalinden ve Ermeni mezaliminden canlarını, yavrularını kurtarmak için kaçan Erzurum halkının göç türküsü böyle başlar.

Osmanlı Devleti’nin zayıflaması ile işgale uğrayan Kafkas ve Balkan coğrafyasında yaşayan Türk ve Müslüman halklar için de umutsuzluklar, göçler, ölümler, işgaller, ana vatanlardan kopuşlar, tehcirler de başlamış oldu. Göç hikayeleri, göç türküleri ayrı dillerde söylense de duygular, hüzünler hep aynı noktaya işaret ediyordu. Sürgün edilen, ana vatanlarından koparılan, hastalıklara yenik düşen, yollarda ölen, açlık ve sefaletle karşı karşıya kalan bu halkların acısı, ne yazık ki dünyanın gelişmiş ülkelerince bir türlü görülmedi.

Tehcir edilen halkların sığınağı haline gelen Türkiye’yi, yıllardır Ermeni iddialarıyla karşı karşıya bırakan birçok gelişmiş ülke, ne yazık ki Kafkaslar ve Balkanlardan sürülen milyonlarca halkın yaşadığı acıları bir türlü görmek istemedi.

Devamını oku »

imza ”Türkiye-Ermenistan arasındaki sınırın açılmaması” için ”www.turkiye-ermenistan-kapilar-acilmasin.org” adresinden yürütülen kampanyaya, 4 günde yaklaşık 25 bin kişinin destek verdiği bildirildi.

Konuyla ilgili, Türk Ocakları Genel Merkezinde basın toplantısı düzenleyen Dünya Azerbaycanlılar Kongresi Yönetim Kurulu Üyesi Asif Gurbanov, ”Ermenistan, ‘Ermeni soykırımı’ bahanesi ile Türkiye’den toprak talep etmek istiyor” dedi. Gurbanov, Dağlık Karabağ’ın da işgal altında olduğunu vurguladı.

Kampanyayı, Türkiye’nin mevcut şartlarda sınır kapılarını açmaması için düzenlediklerini anlatan Gurbanov, ”Kısa bir süre içinde 25 bine yakın kişi kampanyamızı desteklemiştir. Kampanyamıza katılarak hassasiyetlerini ortaya koyan herkese teşekkür ediyoruz” dedi.

Devamını oku »

cemil_kocakSabancı Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Cemil Koçak, ‘ezber bozan’ bir tarihçi. Erken cumhuriyet dönemi siyasi tarihi, önde gelen uzmanlık alanı. Koçak, geçtiğimiz günlerde İletişim Yayınları’ndan çıkan “Geçmişiniz İtinayla Temizlenir” kitabında resmî tarih içerisinde karanlıkta bırakılan, unutturulmaya çalışılan bir çok konuya ışık tutuyor. Cemil Koçak’la resmî tarih, Atatürk ve Atatürkçülük üzerine konuştuk.

“Geçmişiniz İtinayla Temizlenir” derken neyi kastediyorsunuz?

Bu kitap benim daha önce değişik dergilerde yayınlanmış olan makalelerimin bir derlemesi. Kitaptaki makalelerin çoğu mevcut paradigmaları sorgulayan yazılardan oluşuyor. Yazıların ortak paydası bizim geçmişimize ilişkin bilgilerimizi test etmekti. Dolayısıyla her yazı daha önce söylenmiş, yazılmış, inanılmış olan geçmişe ait bilgileri basit bir şekilde test ediyor ve genellikle de bilinenin doğru olmadığını söylüyor.

Doğru olmayan resmî tarih mi?

İster resmî tarih deyin isterse resmî ideolojinin kamuoyu üzerinde etkin bilgisi deyin. Ortalama bir tarih bilgisinin yetersiz olduğunu söylüyorum. Yetersiz olduğu için eksik olduğunu, eksik olduğu için de yanlış olduğunu söylüyorum. Kitaba neden böyle bir başlık koyduğuma gelince; çok basit. Resmî ideoloji geçmişe ait bilgiyi ya hiç söylemiyor ya da çarpıtarak söylüyor. Karanlık noktalardan bahsetmemeyi tercih ediyor. Bazı noktaları bilmiyoruz. Bu karanlık noktalar da geçmişimizle övüneceğimiz noktalar değil. Onlardan hiç söz etmiyor. Uzun yıllar boyunca hiç yazılıp çizilmezse ortalama tarih bilgisine sahip insanlar haberdar olmazsa bu konular bilinmiyor.

Devamını oku »

Vahdettin EnginMarmara Üniversitesi Tarih Bölümü Profesörü Vahdettin Engin: 2. Abdülhamit Han dış politikadaki “Kırmızı Çizgileri”ni çiğnetmedi!

2. Abdülhamid’in 19. asrın son çeyreğinde ve 20. asrın başlarında padişah olması tarihimiz açısından bir şanstır. İmparatorluğun ayakta kalmasının nedenidir. Onun yerinde dirayetsiz bir padişah olsaydı, Osmanlı 1870′lerde yıkılabilirdi ve ondan sonra gelecek felaketleri de insan tahayyül bile edemiyor.

2. Abdülhamid’le ilgili tek kitabınız değil bu. Abdülhamid’e verdiğiniz önemin nedeni?

2. Abdülhamid’in 19. asrın son çeyreğinde ve 20. asrın başlarında padişah olması tarihimiz açısından bir şanstır. İmparatorluğun ayakta kalmasının nedenidir. Onun yerinde dirayetsiz bir padişah olsaydı, Osmanlı 1870lerde yıkılabilirdi ve ondan sonra gelecek felaketleri de insan tahayyül bile edemiyor. Anadolu elimizde kalır mıydı, kalmaz mıydı şüpheli. O yıllardaki icraatlar çok önemli. Türkiye Cumhuriyeti bir milli mücadele yaparak kurulma şansını bulduysa, bunda Abdülhamid’in devleti ayakta tutmak için aldığı tedbirlerin payı vardır. Abdülhamid hem devlet işleriyle uğraşıyor, hem de hakkında söylenenlerin aksine hayatın o kadar içinde ki! İstanbul’la ilgili iradelerini ele aldığım kitapta bu görülüyor. Bilinmesi ve öğretilmesi gereken şeyler bunlar.

Devamını oku »

hakan_erdem_1Dr. Y. Hakan Erdem.. Boğaziçi Üniversitesi Tarih bölümünden mezun. Oxford’da öğrenim görmüş. Akademik hayatını şu anda Sabancı Üniversitesin’de sürdürüyor. Yerli ve yabancı yayınlar sahibi. Değerli bir Tarihçi. Tenkitler dergilerde makaleler ve gazete köşelerindeki yazılarla yapılıyorken o “Tarih-Lenk” kitabını yazarak bilhassa Tarih bilimi içinde eleştiri kültürünün tekrardan canlanmasını sağladı. Dikkatsizlikle, cehaletle ve tarih biliminin kurallarına uyulmadan yazılmış kötü ve yanlış tarihin; diğer bir ifadeyle aksak tarihin zararlarının ileri ki yıllarda görüleceğinden endişe ediyor. Türkiye’de biraz tarih furyası olduğunu, kötü bir tarih enflasyonu olduğunu söylüyor. Bundan duyduğu kaygıları dile getiriyor.

Akademisyenlere büyük işler düştüğünü, öğretim üyelerinin üniversitedeki fildişi kulelerinden çıkıp aynı toplumda yaşayan insanlara kaliteli tarih üretimi konusunda sorumluluklarının olduğunu vurguluyor. Ve çoğu yanlış bildiğimiz tarih bilgilerini Dr. Y. Hakan Erdem sabırla düzeltiyor “Tarih-Lenk” kitabında.. Dr. Y. Hakan Erdem’le hem Tarih  hemde Tarih-Lenk üzerine keyifli bir şekilde sohbet ettik. 2,5 saat süren sohbetin ancak 1 saatlik bölümünü özet halinde sizlere sunuyoruz.

Devamını oku »

Sultan II. Mahmut

Sultan II. Mahmut

Alemdar Mustafa Paşa ilk iş olarak III. Selim’e karşı olanları cezalandırmış ülkede düzeni yeniden kurmaya çalışmıştır. Daha sonra Anadolu ve Rumelideki bütün ayanları İstanbul’a davet etmiş 8 Eylül 1808 de yapılan büyük bir toplantıyla eğitimli askerlere ihtiyaç olduğunu ve aradaki ayrılıkların ortadan kaldırılması gerektiğini anlatmıştır. Bunun sonucunda ayanlarla Osmanlı Devleti arasında 7 maddeden oluşan Sened-i İttifak imzalanmıştır. Devlet bu senetle bir bakıma özerkliğini ilan etmiş olan ayanların varlıklarını kabul etmiş ve onları hukuki hale getirmiştir. Bu bir bakıma padişahın yetkilerinin sınırlanması ve bazı yetkilerinden zorunlu olarak vazgeçmesi anlamına gelmiştir. II. Mahmud bunu üzüntüyle karşılamış fakat dönemin şartlarında yapılacak başka bir şey olmadığını kabul etmiştir. Alemdar Mustafa Paşa bundan sonra yenilik karşıtlarını ürkütmemek için Nizam-ı Cedit’i tekrar canlandırmaya çalışmış yeni bir ordu oluşturarak buna Sekban-ı Cedit adını vermiştir. Fakat yeniçeriler ve halk bundan mennun olmamış Mustafa Paşa’nın idaresini sert ve hırçın bulmuşlardır ve isyan ederek 15 Kasım 1808 de Mustafa Paşa’nın ölümüne neden olmuşlardır. İsyancılar IV. Mustafa’yı tekrar tahta çıkarmak istemiş ama II. Mahmud’un onu boğdurmasıyla başarılı olamamışlardır. Sekban-ı Cedid’in kaldırılmasıyla isyan sona ermiştir. Bu sırada devlet iç ve dış tehlike altındaydı. Mora isyanı neticesinde bu isyanı bastıracak gücü olmayan II. Mahmud Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa’dan yardım istemiş isyan bastırılmış fakat daha sonra Mehmed Ali Paşa’nın padişaha karşı çıkması ve II. Mahmud’un Rusya’dan yardım istemesi ile olay devletlerarası bir mesele haline gelmiştir.

Devamını oku »

bogazlar

Türk Boğazları: Çanakkale ve İstanbul

Boğazlar üzerindeki Türk egemenliği İstanbul’un fethinden 18. yy. sonlarına kadar (Rusya’nın Karadenizde bir güç olarak ortaya çıkmasına kadar) sürmüştür. Türk egemenliğindeki Boğazlar ve Karadeniz’in yabancı ticaret ve savaş gemilerine kapalılığı Osmanlı Devleti’nin titizlikle üzerinde durduğu bir kural haline gelmiştir.

Ancak 16. yy.’ın ortalarından itibaren Osmanlı Devleti’nin önce 1536’da Fransa’ya, 1579’da İngiltere’ye, 1598’de Hollanda’ya verdiği kapitülasyonlar bu ilkenin yumuşamasına neden olmuştur.

Boğazlar’ın stratejik önemi Osmanlı Devleti’nin güçlü olduğu dönemlerde ona yarar sağlamış, zayıflamaya başladığı dönemlerde bir zaaf unsuru olmuştur. Bu da Boğazlar’ın dolayısıyla Osmanlı Devleti’nin Avrupalı devletlerin hedefi haline gelmesine sebep olmuştur. Rusya’nın güçlenmesi; Karadeniz ve Boğazlar’a göz dikmesi bu durumu daha da güçlendirmiştir.

1699 Karlofça Andlaşması ile Azak’ın Rusya’nın eline geçmesi Karadenizdeki statüyü değiştirmeye başlamıştır. 1711 Prut Andlaşması ile Azak yeniden Osmanlı Devleti’ne geçince, Karadenizdeki eski statü yeniden kuruldu. 1774’de Osmanlı ile Rusya arasında yapılan Küçük Kaynarca Andlaşması ile Rusya Karadeniz’de kendi gemileriyle ticaret yapmak ve ticaret gemilerini Boğazlar’dan geçirmek hakkını elde etmiştir. Rusya’nın bu andlaşmayla sağladığı Boğazlar’dan sadece ticaret gemilerini geçirme hakkıydı yani Boğazlar’ın ve Karadeniz’in savaş gemilerine kapalılığı ilkesi devam etmekteydi.

Devamını oku »

ETİKETLER

Hakkımda

There is something about me..

Twitter

    Fotoğraflar

    panorama1453fetih (1)panorama1453fetih (10)panorama1453fetih (11)panorama1453fetih (12)