İki gün önce derginin matbaadan çıktığını haber veren çok değerli ağabeyimin telefonundan beri İtibar’ın yolunu dört gözle bekliyordum. Bu sabah derginin geldiğini haber alınca hemen kargoya gidip “İtibar”a ortak oldum. (Her okur aynı zamanda derginin sözünün ortağıdır, kanımca.)
Malatya’da edebiyat dergilerinin en önemli durağı, Fidan Kitabevi’ne dergileri teslim etmeye gittiğimde, sabahın erken vakitlerinde benden önce gidip kitabevine dergiyi soran okurlar olmuş. Dergiler şimdi Malatya Fidan’da okurları bekliyor.
Derginin teknik vaziyetinin gayet güzel olduğunu söyleyebilirim. İçeriğe bakıldığında ise gerçekten çok sağlam bir “itibar ortakları” kadrosu görülüyor. Süleyman Çobanoğlu, İbrahim Tenekeci, Hüseyin Akın, Ahmet Murat, Haydar Ergülen, Abdullah Harmancı gibi çok değerli isimlerle karşılaşıyoruz.
İtibar’ın ilk sayısının etkili sunuş yazısıyla sizleri başbaşa bırakıp dergimi okumaya devam edeyim.
1960′ların İstanbulunu görebileceğimiz 5 parçalık Fransız yapımı belgeseli heyecanla paylaşıyorum. Belki Fransızcasını anlamayacağız ama İstanbulu bir de o zamandan görmek bugün İstanbulun başına getirdiğimiz felaketler açısından düşündürücü oluyor.
Başlığı okuduğunuzda şaşırdıysanız hemen merakınızı gidereyim. TTK için yeni bir yasal düzenleme yapılması planlanıyor. Söz konusu taslak TTK’nın Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’nun bir şubesi olmasını, görev ve yetkilerinin azaltılmasını öngörüyor. Zaten malî açıdan sıkıntı çeken ama buna rağmen Prof. Dr. Ali Birinci hoca başkanlığında toparlanmaya çalışan bir kurum desteklenecek yerde fiilen görevine son veriliyor. Bu taslak TTK gibi bir kurumun yaptığı bütün çalışmaları yok edip kendince büyük bir boşluk oluşturacaktır.
Dergiler içinde en çok okuduğum edebiyat dergileridir. Ayrı bir dünya açar. Sevdiğim şairlerin dizelerini okumak, şairle bir çay evinde oturup bir bardak çay içmişim gibi hissettirir bana. Ya da bir hikâyecinin satırlarını okurken, beraber uzun bir yolcuğa çıkmış gibi dertlerimiz yakîn oluverir.
Mustafa Kutlu, mutâda muhalif olarak Haziran’da “Hayat Güzeldir”le karşımıza çıktı. Yine tek bir hikâyeye alışık okurlarını 21 küçük hikâyeyle selamladı.
Osmanlı tarihi, son dönemde yükselen bir “trend” olarak diziden kitaplara, gazetelerden dergi kapaklarına kadar hemen her alanda kendini göstermektedir. Osmanlı’nın ve Osmanlılar’ın popüler olmasından sonra bu sahalardaki yayın faaliyetinde de gözle görülür bir artış olmuş kitlelerin ilgisi bir anda tarihî hadiselere yönelmiştir.
Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke olmamıza rağmen yıllardır söylenir, denizcilikten düşük not aldığımız. Öyle ki ilk Türk denizcisi Çaka Bey’i bile hatırlayanlar bir elin parmaklarını geçmez, İnebahtı savaşında donanmanın büyük kısmı yanınca, bizim için denizler de kurumuş gibidir. Oysa Beşiktaş’taki Deniz Müzesi’ne gittiğiniz zaman içerideki zenginlik bütün ziyaretçilerini büyüler. Peki bu önemli müzeyi Binbaşı Süleyman Nutkî’ye borçlu olduğumuzu biliyor muydunuz? Deniz Müzesi gibi bir eseri bizlere bırakan Nutkî’nin ölümsüz eserlerinden birisidir Kamûs-i Bahrî – Deniz Sözlüğü. Baba mesleği olan deniz subaylığını, sadece basit bir meslek olarak görmeyen Nutkî Osmanlı’nın son yarım yüzyılında denizcilik kültürünün gelişmesine sonsuz emeği geçen bir isim. Mecmua-i Fünun-i Bahriye dergisini de çıkaran Nutkî, deniz terminolojisine ait 3500’ün üzerinde sözcüğü bir araya getirdiği ve zengin görsel malzemeyle desteklediği eserinde aşılamaz bir sözlüğe imza atmış. Mustafa Pultar’ın kendi ifadesiyle “Arap harfli metni Latin harflerine çevirdiği” kitap denizle / denizcilikle ilgilenenler haricinde herkesin evinde bulunması gereken eksiksiz bir sözlük.



Facebook grubumuz kuruldu
Virgül'de kapak konusu Tanpınar
TBMM bir Osmanlı meclisi miydi?
I. Murad
I. İbrahim
Büyük üniversiteleri bölme hazırlığı
Bir deniz müzesi örneği
Azerbaycan'da başötüsü zulmü, Aliyev'de yahudi aşkı
Fakir olun, evinizi şımartın...



