Müverrih

Tarih, kültür-sanat ve edebiyat notları

Profil Yayınları’nın İbrahim Tenekeci yönetimindeki Edebiyat Dizisi, beş yeni kitapla 2011 senesine veda ediyor. 90 kuşağının iki önemli isminden Hüseyin Akın’ın Ömrümün Kısa Günü isimli şiir ve Abdullah Harmancı’nın Seni Ne İhtiyarlattı? adlı hikâye kitaplarına; Ali Görkem Userin eleştiri türündeki Kral Yolu, Emel Özkan Dar Zaman ve İbrahim Gökburun Kesik Dil isimli şiir türündeki ilk kitaplarıyla eşlik ediyor. Farklı türdeki eserleri ve eserlerin yazarlarını bir ahenk içinde buluşturmayı başaran bu dizi, giderayak, 2011′e beşibirlik hediye ediyor. Biz de zamanüstü bir mesajı hatırlıyor, hatırlatıyoruz: Oku!

HÜSEYİN AKIN

1965 Sinop-Türkeli’de dünyaya geldi. Bütün tahsil hayatı İstanbul’da geçti. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni bitirdi. Yurdun değişik yerlerinde öğretmenlik yaptı. Yazmaya İkindi Yazıları dergisinde başladı. Özülke dergisinin Genel Yayın Yönetmenliğini yaptı. Kardelen, Endülüs, Yansıma, Ünlem, Derkenar, Kırknar ve Kırklar dergilerinin yönetiminde bulundu. Şiir ve yazıları Dergâh ve Kırklar başta olmak üzere çeşitli edebiyat dergilerinde yayınlandı. Halen İtibar dergisinin yayın editörüdür.

Eserlerinden bazıları: Çöl Vaazları, Kumaştan Çalan Terzi, Deneme Yanılma, Kitabım Çıktı Alınmayın, Geçmiş Günler Matinesi, Canlı Renkler.

Devamını oku »

Değerli Türk büyüğü, bilge şahsiyet, mümtaz insan YILMAZ ÖZDİL, dün (16 Kasım) bilgisini ve zekasını epey zorlayan bir yazı kaleme almış…

“Padişah Açılımı” isimli yazısının her cümlesi ilkokul kitapları kaynak gösterilircesine yazılmış. İşin tuhaf olanı da bu insanın kelimelerle, yüz binlerce insanın zihin dünyasına ulaşıyor olması…

TBMM’nin 17 Kasım’da düzenlediği “Vefatının 150. Yılında Sultan Abdülmecid ve Dönemi” isimli organizasyona takmış kafayı ve tarih bilgisinin yeterli olup olmadığına bakmadan bir yazı döşenmiş muhterem.

“Sultan 1. Abdülmecid” ifadesini kullanarak -bizim bilmediğimiz bir 2. Abdümecid olsa gerek!- yazısına giriş yapan ünlü düşünürümüz, Sultan Abdülmecid ile ahbaplığı olacak ki “Abdülmecid denen arkadaş öleli kaç sene oldu, Evet, 150 sene oldu” şeklinde devam ediyor bilgelik dolu satırlarına.

Devamını oku »

Son zamanlarda yayınlanan ve dikkatimi çeken 3 kitabı sizlere takdim etmek istiyorum.

At Üstünde Selçuklular: Türkiye Selçukluları’nda Ordu ve Savaş

11. yüzyıla gelindiğinde Türkler Müslümanlığı kabul ederek batıya göç etmeye başlamış, Selçuklu Devleti’ni kurarak Orta Asya ve Orta Doğu’nun büyük bir bölümünü ele geçirmişlerdi. O döneme kadar İslam dünyasıyla büyük çaplı bir çatışmaya girmemiş olan Avrupalılar, yükselen bu gücün farkına vararak ilk Haçlı Seferleri’ni Selçuklulara karşı düzenlemişlerdi.

Henüz yeni kurulan devlet, kısa zamanda Haçlılara karşı verdiği mücadelelerin sonunda bölgedeki çoğu İslam toprağına hakim olmuştu.

Dahası Selçuklular; Batı Anadolu dahil bütün Ortadoğu ülkeleri, Akdeniz sahilleri, Kuzeybatı Afrika, Hicaz ve Yemen’den Rusya içlerine kadar yayılan hakimiyetin, muazzam bir kültür ve medeniyetin temsilcisiydiler.

“Selçukluların Asya ve Anadolu’daki bu başarısının sırrı neydi?”

“Haçlı Seferleri’ne karşı ne gibi taktikler uygulamışlardı ki başarıyı elde etmişlerdi?”

“O zamanlarda bile var olan casusluk faaliyetlerinin Selçuklular neresindeydi?”

“Bizans gibi köklü bir imparatorluğa karşı bu devlet nasıl üstünlük sağlamıştı?”

“Selçuklu askerî teşkilatı nasıl bu kadar gelişmişti de birçok devlet tarafından örnek alınır olmuştu?”

Devamını oku »

Tarihî olaylar görsel malzeme ile zenginleştirildiğinde daha “canlı”, daha ete kemiğe bürünmüş bir hal alıyor. Savaş tarihi anlatan kitaplarda ya da askerî tarih tezlerini ileri süren hocaların araştırmalarında görsel malzemenin eksikliği bana göre ciddi bir eksikliktir. Olmazsa olmazı değildir ancak metne sinematografik bir taraf kazandırır.

The Borgias adlı 8 bölümlük dizide bir savaş sahnesiyle karşılaştım. Cem Sultan’ın da canlandırıldırıldığı dizinin ana karakteri olan Papa’ya karşı Fransa kralının ordusunu Roma’yı istila etmek üzere İtalya’ya sefere çıkarması büyük karışıklıklara yol açıyor. Zayıf Papalık askerî kuvvetleri Fransız ordusunun toplarının kaleleri yıktığı ününü duyunca meydan savaşında topları etkisiz hale getirmek istiyorlar. Ancak Fransız’ların meydan savaşlarında kullanılan güllerde uyguladıkları teknik Papalık askerleri için dramatik oluyor.

Devamını oku »

Asım Öz’ün 07/10/2011 tarihli Radikal gazetesindeki yazısı.

Dünya Savaş Tarihi, birçok dile çevrilen, alanında yetkin tarihçiler tarafından hazırlanan, özel çizim renkli, üç boyutlu savaş haritalarıyla, ilüstrasyonlarla tarihin bir araya geldiği söz konusu çalışma dünya kamuoyunun ilgisini hep canlı tutmuş olan savaşların tarihine odaklanan ve üç cildi yayımlanan bir çalışma. Dizinin ilk cildinde ateşli silahların savaş meydanlarını ele geçirmesine değin Avrupa ve Ortadoğu’da hâkim muharebe yöntemlerini anlatılır. ‘Ortaçağ’ (500-1500), eldeki kısıtlı teknolojik imkânlarla savaş kazanabilmek için gerek duyulan eşsiz taktikleri inceleyip, savaş sanatında, bir bakıma ne kadar az şeyin değiştiğini gözler önüne seriyor. Piyade, süvari, emir-komuta, kuşatmalar ve deniz savaşları bölümler halinde ele alınırken her bölümde dört büyük savaşı mercek altına alarak muharebe tarzlarının etkinliği, tehlikeleri ve doğasını sergiliyor. İlk bölümde, Casilinum, Arsuf, Bannockburn ve Agincourt savaşları sahneye taşınarak hafif piyadenin askerî rolü değerlendiriliyor. Hafif piyade, okçu ve mızrakçıların kullanılış tarzları tartışılıp, teknolojik yeniliklerin ortaya çıkışı -15. yüzyılda top ve arkebüzün devreye girişi gibi- ele alınıyor. Hem bu ilk kitapta hem de sonraki kitaplarda ele alınan dönemlerde piyade taktiklerinin geçirdiği önemli değişikliklerin ayrıntılı olarak ele alınması piyadelerin disiplini ve silahları sayesinde orduların temelini oluşturmasından kaynaklanmaktadır.

Devamını oku »

Ekim ayında çıkan ilk sayısıyla dikkatleri üzerine çeken aylık edebiyat ve fikriyat dergisi İtibar’ın ikinci sayısı çıktı.

Derginin “Teşekkürler” başlığı taşıyan sunuş yazısında, önceliğin dergilerden bir dergi çıkarmak değil bir vefa müessesesi kurmak olduğu ifade ediliyor. Yine bu yazıda derginin ortak kabul görmüş isimlerle gençleri bir araya getirme misyonu vurgulanıyor ve İtibar’ın üç nesli aynı çatı altında ve hassasiyet etrafında buluşturduğunun altı çiziliyor.

İtibar’ın ikinci sayısı farklı kuşaklardan otuzun üstünde imzayı bir araya getiriyor. İkinci sayının iki sürpriz ismi Rasim Özdenören ve Selahattin Yusuf. Yazı hayatında elli küsur yılı geride bırakan usta öykücü Rasim Özdenören uzun bir aradan sonra bir öyküsüyle dergilerde görünüyor. “Ölünün Yürüyüşü” isimli bu öykü Özdenören’in şiirsel üslubuyla derinleşip gelişiyor. Yine uzunca bir süredir dergilerde görünmeyen Selahattin Yusuf da bir şiiriyle dergide yerini almış. Yusuf’un “Umudun Göğe Yükselişi” şiirinin ilk bölümü şu şekilde: İyiyim, bir şeyim yok/ Sade bir hayatım var şimdi/ Camiden terapiste – terapistten camiye/ Doktor beni gözlerimin de olduğuna/ İnandırmaya başladı”.

Şiiri ve hikâyeyi merkeze alan İtibar’ın ikinci sayısında şiirleriyle öne çıkan isimler arasında Süleyman Çobanoğlu, Hüseyin Akın, İbrahim Tenekeci, Levent Dalar, Ahmet Murat gibi kıdemli isimlere ilaveten Abdüssamed Bilgili ve Muzaffer Serkan Aydın gibi genç isimler de mevcut. Dergide şiirleri yer alan şairlerin doğum tarihlerine bakıldığında İtibar’ın 1960-1990 arasında doğan şairleri aynı çatı altında bir ara getirme hedefine ulaştığı görülebilir. Hikâye sayfalarında ise Rasim Özdenören’in yanı sıra usta hikâyeci Fatma Barbarasoğlu ve Kâmil Yıldız’ın hikâyelerini okumak mümkün. Abdullah Harmancı’nın “Dergilerde Öyküler” başlığı altında yaptığı öykü değerlendirmelerini de bu bağlamda anmak gerek.

Devamını oku »

BBC’den Jim AlKhaili’nin yaptığı harika bir belgesel. İslamiyet ile doğan bilim altın çağını anlatıyor. Şu andaki bilimin ataları olan müslüman bilim adamlarını ve o günlerdeki devasa gelişmeleri anlattığı gibi Avrupa’ya bilimi ve ilimi müslümanların getirdiğini ve onlara borçlu olduğunu anlatıyor.

Müslüman bilim adamları olmadan bilgisayar diye birşey olmayacağı çünkü algoritmayı onların bulduğunu, cebiri onların bulduğunu ve onlar olmadan yine kimyanın da olmayacağını ve onların bulduğu yeni ve büyük astronomi gerçeklerini izah ediyor.

Ayrıca onluk sayı sistemini ve daha bunlarla kalmayan bir çok yeniliği buluşları ve onları buna neyin sevkettiğini açıklıyor. Avrupa bilimsel rönesansının başlatıcıları müslümanlar olduğu ve bilimin onlara çok büyük borcu olduğu halde, neden onların yaptıklarının bu derece unutulduğu ve hiç bahsedilmediğini de vurguluyor.

BBC Science and Islam 1

http://www.dailymotion.com/video/xm0vll

Devamını oku »

ETİKETLER

Hakkımda

There is something about me..

Twitter

    Fotoğraflar

    panorama1453fetih (1)panorama1453fetih (10)panorama1453fetih (11)panorama1453fetih (12)