Osmanlı – Afrika İlişkileri
Osmanlı Devleti’nin üç kıtadaki hâkimiyetinin en az bilineni şüphesiz Afrika’daki kısmıdır. Roma ve Bizans hâkimiyetlerinin bile bu kıtadaki varlığının daha teferruatlı bilindiği dikkate alınacak olursa XVI. yüzyılın ilk yıllarından XX. yüzyılın başına kadar tam dört asır devam eden sürecin özellikle arşiv ve diğer kaynakların titizlikle incelenerek daha iyi ortaya konması bir gereklilik halini almaktadır.
Afrika ülkeleri 1950’lerden sonra elde ettikleri bağımsızlık süreçlerinde iç kavgalar ve komşu devletler arasındaki gergin ilişkilerle ve çoğu askeri darbelerle devamlı çalkalandı. 1990 yıllarda ise Çin ve Hindistan gibi Asya ülkelerinin bu kıtaya giderek artan daha ziyade ekonomik ilişkilerinin bir getirisi olarak yeni kalkınma hamleleri başladı. Ne var ki 2000’li yıllarda eski sömürgeci Avrupa devletleri ile özellikle bu kıtayı genelde ihmal eden ABD bu kıtada her geçen gün nüfuz kaybına uğradıklarını fark ettiler. Böylece büyük güçler arasında Afrika yeniden menfaatler çatışmasına sahne olma sürecine tekrar girdi. En istikrarlı olduğu söylenen Tunus, Fildişi Sahili, Libya, Mısır gibi ülkeler bir anda büyük kaos ortamlarına sürüklendiler. Bu yeni süreç adeta XVI. yüzyılın başındaki İspanyol ve Portekiz işgallerine, özellikle de XIX. yüzyılın son çeyreğindeki Fransa, İngiltere, Almanya, İtalya, Belçika, İspanya ve Portekiz gibi Avrupa ülkelerinin istilaları sonrasında kıtayı kendi aralarında paylaşıp sömürgeleştirme hamlelerini hatırlatmaktadır.
Dünya Savaş Tarihi 1: Ortaçağ (500–1500), ateşli silahların savaş meydanlarını ele geçirmesine değin Avrupa ve Ortadoğu’da hâkim muharebe yöntemlerini anlatıyor. Kitap, eldeki kısıtlı teknolojik imkânlarla savaş kazanabilmek için gerek duyulan eşsiz taktikleri inceleyip, savaş sanatında, bir bakıma ne kadar az şeyin değiştiğini gözler önüne seriyor.
İstanbul Şehir Üniversitesi, The World History Association (WHA) işbirliği ile “Dünya Tarihinde Bizans ve Osmanlı Medeniyetleri Sempozyumu” düzenliyor. Çok önemli hocaların konuşmacı olarak yer alacağı sempozyumda ilginç konu başlıkları var.
Osmanlı askerî tarihi alanındaki çalışmalar oldukça sınırlıdır. Elde olan çalışmaların büyük çoğunluğu tercüme yoluyla dilimize kazandırılmış çalışmalardır. Türk tarihçilerinin konuya ilgisiz kalmasının nedeni kaynak yetersizliği ya da askerî tarih çalışmalarının geniş bir ufuk sağlayamaması değildir. Bilakis bu alanda kaynaklar oldukça fazla ve araştırmacılarını beklemektedir. Türk tarihçiliğinin askerî tarihe ilgi göstermemesini Prof. Dr. Feridun M. Emecen şu şekilde ifade ediyor: “… son yarım asırdır Türk akademik tarihçiliğinin “nakilci, askeri ve siyasi tarihe önem verme” dolayısıyla küçümsenmesinin ağır baskısı altında “moda” konular olan sosyal ve iktisat tarihine ağırlık vermesinin etkisi büyüktür. Oysa Osmanlı askerî tarihi akademisyenler için boş ve verimli bir saha olarak işlenmeyi beklemektedir.” (Osmanlı Klasik Çağında Savaş, s. 160 )
“Türkiye’nin yaşadıklarını Mavi Akım’la anlayabilirsiniz. Rus Gasprom’un Türk siyasetçilerini yönlendirme, satın alma çabalarını dışlarsanız 90’ları anlayamazsınız.”
Dünya siyaseti müverrihi ilgilendirir mi? Bu sorunun cevabını vermek için dünya siyesetinden anladığımızı ya da müverrihin payına tekabül eden kısmı ortaya koymak gerekir.



İlber Ortaylı ile Tarih Dersleri: Modernleşme Üzerine
1001 İcat Sergisi Tanıtım Filmi
Murat Bardakçı efsanesi bitiyor
Battle for Wesnoth - Açık kaynak kodlu tamamen Türkçe strateji oyunu
Süleymaniye Camii müze midir?!
Sultan Abdülhamid Filistin’de katliamı 50 yıl geciktirmişti
Kürtler, BDP ve PKK Terörü
Abdülhamid devri Anadolu toprağına ne kattı?
Halil İnalcık'tan yeni kitap: Osmanlılar
'Yalan tarihi bile bile savunacak biri varsa görelim...' 



