Müverrih

Tarih, kültür-sanat ve edebiyat notları

'Eleştiri' kategorisi için arşiv

Üniversiteye başladığım ilk aylardan itibaren eğitim sistemi, üniversiteler, seçme sınavları, akademisyenlik, ilim adamlığı gibi onlarca konu üzerine arkadaşlarımla defalarca konuşmuşumdur. Bölümden mezun olmadan önce araştırma görevlisi olmak için yapmam gerekenleri, hedeflerimi tek tek gerçekleştirmeye çalışıyordum. Ama sistem denilen patlak tekerlek hiç de benim istediğim gibi dönmedi. Neticede memnuniyet duyacağım bir sonuç aldım ama ağır aksak işleyen, insanı yıldıran bir yönü vardı bu sürecin. Araştırma görevlisi olup işin içine bir nebze daha dahil olunca o zamana kadar farkına varamadığım başka noktaları da gördüm. Bütün bunları sadece arkadaş çevremde konuşmaktan öte yapabileceğim başka birşey olmalı diye düşündüm.

Türkiye’de ilkokuldan doktoraya kadar bütün eğitim sisteminde eleştirilebilecek binlerce husus var. Düzeltilmesi gereken dünya kadar mesele var. Ama şu anda ciddiyetle üzerinde durmamız gereken, son yıllarda yeni açılanlarıyla niceliksel olarak ciddi bir büyüklüğe ulaşmış üniversiteleri niteliksel olarak ileriye taşıyabilmek. Bunun için de üniversiteler bahsinden olarak bütün herşeyi konuşmamız gerekiyor.

Devamını oku »

Profil Yayınları’nın İbrahim Tenekeci yönetimindeki Edebiyat Dizisi, beş yeni kitapla 2011 senesine veda ediyor. 90 kuşağının iki önemli isminden Hüseyin Akın’ın Ömrümün Kısa Günü isimli şiir ve Abdullah Harmancı’nın Seni Ne İhtiyarlattı? adlı hikâye kitaplarına; Ali Görkem Userin eleştiri türündeki Kral Yolu, Emel Özkan Dar Zaman ve İbrahim Gökburun Kesik Dil isimli şiir türündeki ilk kitaplarıyla eşlik ediyor. Farklı türdeki eserleri ve eserlerin yazarlarını bir ahenk içinde buluşturmayı başaran bu dizi, giderayak, 2011′e beşibirlik hediye ediyor. Biz de zamanüstü bir mesajı hatırlıyor, hatırlatıyoruz: Oku!

HÜSEYİN AKIN

1965 Sinop-Türkeli’de dünyaya geldi. Bütün tahsil hayatı İstanbul’da geçti. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni bitirdi. Yurdun değişik yerlerinde öğretmenlik yaptı. Yazmaya İkindi Yazıları dergisinde başladı. Özülke dergisinin Genel Yayın Yönetmenliğini yaptı. Kardelen, Endülüs, Yansıma, Ünlem, Derkenar, Kırknar ve Kırklar dergilerinin yönetiminde bulundu. Şiir ve yazıları Dergâh ve Kırklar başta olmak üzere çeşitli edebiyat dergilerinde yayınlandı. Halen İtibar dergisinin yayın editörüdür.

Eserlerinden bazıları: Çöl Vaazları, Kumaştan Çalan Terzi, Deneme Yanılma, Kitabım Çıktı Alınmayın, Geçmiş Günler Matinesi, Canlı Renkler.

Devamını oku »

Başlığı okuduğunuzda şaşırdıysanız hemen merakınızı gidereyim. TTK için yeni bir yasal düzenleme yapılması planlanıyor. Söz konusu taslak TTK’nın Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’nun bir şubesi olmasını, görev ve yetkilerinin azaltılmasını öngörüyor. Zaten malî açıdan sıkıntı çeken ama buna rağmen Prof. Dr. Ali Birinci hoca başkanlığında toparlanmaya çalışan bir kurum desteklenecek yerde fiilen görevine son veriliyor. Bu taslak TTK gibi bir kurumun yaptığı bütün çalışmaları yok edip kendince büyük bir boşluk oluşturacaktır.

Taslağın geçmemesi için ve TTK’ya yeni imkânlar getiren başka bir taslak hazırlanması için neler yapabiliriz diye düşünürken bir mektup ile Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’e ve BİMER aracılığıyla Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a ulaşmaya karar verdik. Sizlerin de desteğini bekliyoruz. Mektup metnini kendi e-posta adresinizle Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık e-posta adresine gönderirseniz memnun olurum.

Ayrıca, Twitter aracılığıyla Cumhurbaşkanına ulaşmak da mümkün. Hesabı olanlardan bu yolu kullanmalarını da rica ediyorum. Çevrenizde bu konuya tesiri olabilecek herkesin yardımını bekliyorum.

Devamını oku »

Ali Birinci Hoca’nın kaleminden:
Türkiye’de en azından ıslahat lâhıyalarının III. Selim’e takdim edildiği tarihten (1792) bu yana, nasıl kurtulabileceğimiz sualinin cevabı tartışılmaktadır. En geniş manasıyla yaşanabilir bir içtimai düzeni ve bunu gerçekleştirebilecek bir devlet yapısını kurmak, hele bunlardan da önce bir millî şuur ve zihniyet yapısı inşa edebilmek mücadelesinde her geçen gün yeni müşkiller bu tartışma gündemine dahil olmaktadır.

Bir teşbihe başvurmak gerekirse denilebilir ki Türkiye tam iki asırdan beri gereği gibi tanıyamadığı bir deryada, her an önüne çıkabilecek yeni tehlikeleri de önceden tahmin edemeyen ve tabiî göğüsleyemeyen, bunlara henüz doğru teşhis koyma imkanı bulamayan yeni ve beklenmedik daha vahim tehlikelerle kaşılaşan ve ihtiyacına uygun maddi ve manevi donanımdan mahrum olan bir köhne gemiyi hatırlatmaktadır.

Bu geminin selameti için iki asırdan beri fikir beyan eden yolcuları veya aydınları bir taraftan kendilerinden önceki nesilleri, diğer taraftan da birbirlerini suçlamaktadırlar. Hatta aynı neslin mensupları en hayati meselelerde bile asgari temel kanaatlere sahip olamamaları bir tarafa, üstelik birbirlerini en hafif tabiriyle memleketi batırmakla itham etmektedirler. Hatta ithamlarını vatana ihanet edebiyatıyla süslemektedirler. Bu meyanda galibiyet ise bu edebiyatı en ustalıklı bir şekilde yapanların ve kalabalıkları ikna ve iğfal etmeyi başaranların ellerinde kalmaktadır.

Devamını oku »

Topkapı Sarayı Müzesi’nin eski ve hali hazırdaki çalışanlarıyla tarih ve kültür insanları, akademisyenlerin bir araya geldiği bir grup, Topkapı Sarayı Müzesi’nin ihtişamına uygun bir hale gelmesi için bir çağrı grubu oluşturmuşlar.

Devamını oku »

2011 seçimlerine iki aydan az bir süre kaldı. Bu iki aylık süre içerisinde ve seçimden sonraki bir aylık dönem süresince Türkiye’nin en önemli, en çok tartışılan genel seçimler olacağı aşikâr. Bu 2 aylık süre içerisinde partilerin oy oranlarını arttırmak ve iktidar koltuğuna oturabilmeleri için geriye dönerek icraatlarını anlatmaları ve geçmişin şahitliğine başvurmaları gerekiyor.

Son günlerin popüler tartışma konularından biri milletvekilleri tercihleri. Milletvekili adayı olan şahısların partinin siyasi geleneği ve çizgisine olan yakınlığı, aday oldukları bölgenin iç dinamiklerine ve sorunlarına aşinalıkları, gerekli olan liyakat ve tecrübenin ne derece adayda bulunduğu, seçmenin sıklıkla sorduğu konular arasında.

Seçimlerden sonraki tartışmaların odak noktasını ise hazırlanmasına kesin gözüyle bakılan yeni anayasa yani ‘Sivil Anayasa’ oluşturacak. Bu sivil anayasanın neye göre ve nasıl hazırlanacağı, sınırlarının nereden geçeceği, hazırlanan anayasanın memnun ve gayri memnun kişi ve kurumlarca nasıl değerlendirileceği şimdiden önemli bir merak konusu.

Evet geriye dönerek geçmişi anlatmak gerekiyor. İşte burada Türkiye’nin Demokrasiye doğru attığı ilk adımı olan ilk anayasa Kanun-ı Esasî’nin mahiyetini, ilk meclisi yani Meb’ûsan Meclisini ve halkın vekillerinin nasıl ve hangi kriterlere göre seçildiklerini kısaca anlatmak gerekiyor. Aşağıdaki yazı günümüzün en çok tartışılan kurumlarının ilk hallerinin ve mahiyetlerinin anlatıldığı bir yazı olduğundan sizlerle paylaşıyorum:

23 Aralık 1876’da Osmanlı İmparatorluğu artık “Anayasal Monarşi” oldu ve 1922’de saltanatın kaldırılmasına kadar olan süre içerisindeki son 46 yılını bu rejimle tamamladı. Hamidiyye dönemi için anayasal monarşi veya “Meşrutiyet dönemi” terimlerinin kullanmak gerekmektedir. Bu durum her şeyden önce Kanun-ı Esasî’nin lafzıyla ve bazı temel kurumlarının yürürlükte olmasıyla, imparatorluk coğrafyası içerisinde otonom bölgelerde ve bazı cemaatlerin yönetiminde parlamenter rejimin süregitmesiyle yakından ilgilidir. Nihayet Hamidiyye döneminde yöneticilerin tepkisi ve oluşan kamuoyu niteliğini de göz önüne almak zorundayız. 19. yüzyılın ilk yarısında Osmanlı toplumunda Sultan Hamid idaresini hatta daha despotik bir düzeni “istibdad” diye olumsuz bir terimle betimlemek, sansür veya mutlakiyetçi yönetimden şikâyet etmek, yaygın rastlanılan bir olay değilken Hamidiyye döneminde istibdad sözü bir rejim eleştirisi olarak kullanılmaktadır. Yani Osmanlı toplumu belirgin bir şekilde siyasal gelişme göstermektedir.

Devamını oku »

Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın “Gelenekten Geleceğe” adlı kitabından Kemal Tahir’in “Devlet Ana”sının anlamına dair olan bölümü yayınevinin müsaadeleriyle sizlerle paylaşıyorum:

Devlet Ana ile sadece Türk romanı değil, değerli romancı Kemal Tahir de sanatçı ve düşünür kişiliğinde önemli bir çıkış yaptı. Kemal Tahir Devlet Ana ile siyasi hikaye dediğimiz türde bir roman meydana getirdi. Eserin niteliği, dili ve diğer biçimsel özellikleri üzerinde tartışmayı diğer inceleyici ve araştırmacılara bırakarak daha çok siyasal ve sosyal bilimler yönünden taşıdığı öneme değinmek ve işe “Siyasi Hikaye” kavramının açıklanması ile başlamak istiyorum.

Bilim adamı siyasal ve sosyal olayları, objektif verileri ortaya koymak ve değer yargılarından kaçınarak, bazı genellemelere varmak zorunluluğundadır. Bundan ötede yargılara varmak, genellemelerden somutlaşarak ayrılmak tarihçi veya siyasal bilimcinin bilimsel metod dışında kalmasına sebep olur. Oysa olayları açıklamak ve sübjektif olarak yorumlamak bu genellemeleri dinamik bir biçime sokmak, romancının işi olur ki o vakit siyasi hikaye dediğimiz tür meydana gelir. Stendhal’ in Parma Manastırı, Tolstoy’ un Savaş ve Barış’ı, Puşkin’in Boris Godunov’u Dostoyevski’nin Eccinileri ve daha nice eser ve türe girip, tümü de yazarlarının, bilim adamlarınca ortaya konan verileri, sübjektif ve dinamik bir anlatımla değerlendirişleridir.

Şöyle bir soru sorulabilir: Kemal Tahir bu türe bir yenilik getirebiliyor mu? Cevap evet olacaktır. Bunun nedenlerini ise şöyle açıklayabiliriz: Kemal Tahir Türk toplumunun tarihsel gelişim çizgisini Batı toplumlarında ayıran ve aynı metodlarla incenlenmesi gerektiğini savunan aydınlarımızdandır. Asya Tipi Üretim Tarzı diye adlandırdığımız teorinin tarafçılarından Kemal Tahir, bu romanda bir yazar olarak kendi düşüncesindeki bilim adamlarının getirdiği verileri değerlendiriyor, okuyucuya bir toplumun bütün nitelikleri görünümü ve dinamizmiyle anlatıyor. Kişilerin karakterlerinde ve benliğinde kurumlar eleştiriliyor. Benito Keşiş ve Şövalye Notüs Gladyüs bütün melunlukları ve karanlık ruhlarıyla Batı toplum düzenini, Alişar Bey ve avanesi yıkılan Selçuklu düzenini, Çudaroğlu Yakın Doğu uygarlığını altüst eden Moğol yağmacılığını ve Osman Bey’le Şeyh Edebali bir küçük toplumdaki dayanışmayı anlatmada araç oluyorlar. Bu küçük toplumda çıkarcının uyumsuzluğu Dündar Alp’in kişiliğinde verilmiş. Romanda düşünce yanı onun için kolayca kavranmakta ve olumlu bir görüş realist yollarla ispatlanmaktadır.

Devamını oku »

ETİKETLER

Hakkımda

There is something about me..

Twitter

    Fotoğraflar

    panorama1453fetih (1)panorama1453fetih (10)panorama1453fetih (11)panorama1453fetih (12)