Müverrih

Tarih, kültür-sanat ve edebiyat notları

'Eğitim' kategorisi için arşiv

Üniversiteye başladığım ilk aylardan itibaren eğitim sistemi, üniversiteler, seçme sınavları, akademisyenlik, ilim adamlığı gibi onlarca konu üzerine arkadaşlarımla defalarca konuşmuşumdur. Bölümden mezun olmadan önce araştırma görevlisi olmak için yapmam gerekenleri, hedeflerimi tek tek gerçekleştirmeye çalışıyordum. Ama sistem denilen patlak tekerlek hiç de benim istediğim gibi dönmedi. Neticede memnuniyet duyacağım bir sonuç aldım ama ağır aksak işleyen, insanı yıldıran bir yönü vardı bu sürecin. Araştırma görevlisi olup işin içine bir nebze daha dahil olunca o zamana kadar farkına varamadığım başka noktaları da gördüm. Bütün bunları sadece arkadaş çevremde konuşmaktan öte yapabileceğim başka birşey olmalı diye düşündüm.

Türkiye’de ilkokuldan doktoraya kadar bütün eğitim sisteminde eleştirilebilecek binlerce husus var. Düzeltilmesi gereken dünya kadar mesele var. Ama şu anda ciddiyetle üzerinde durmamız gereken, son yıllarda yeni açılanlarıyla niceliksel olarak ciddi bir büyüklüğe ulaşmış üniversiteleri niteliksel olarak ileriye taşıyabilmek. Bunun için de üniversiteler bahsinden olarak bütün herşeyi konuşmamız gerekiyor.

Devamını oku »

Değerli Türk büyüğü, bilge şahsiyet, mümtaz insan YILMAZ ÖZDİL, dün (16 Kasım) bilgisini ve zekasını epey zorlayan bir yazı kaleme almış…

“Padişah Açılımı” isimli yazısının her cümlesi ilkokul kitapları kaynak gösterilircesine yazılmış. İşin tuhaf olanı da bu insanın kelimelerle, yüz binlerce insanın zihin dünyasına ulaşıyor olması…

TBMM’nin 17 Kasım’da düzenlediği “Vefatının 150. Yılında Sultan Abdülmecid ve Dönemi” isimli organizasyona takmış kafayı ve tarih bilgisinin yeterli olup olmadığına bakmadan bir yazı döşenmiş muhterem.

“Sultan 1. Abdülmecid” ifadesini kullanarak -bizim bilmediğimiz bir 2. Abdümecid olsa gerek!- yazısına giriş yapan ünlü düşünürümüz, Sultan Abdülmecid ile ahbaplığı olacak ki “Abdülmecid denen arkadaş öleli kaç sene oldu, Evet, 150 sene oldu” şeklinde devam ediyor bilgelik dolu satırlarına.

Devamını oku »

BBC’den Jim AlKhaili’nin yaptığı harika bir belgesel. İslamiyet ile doğan bilim altın çağını anlatıyor. Şu andaki bilimin ataları olan müslüman bilim adamlarını ve o günlerdeki devasa gelişmeleri anlattığı gibi Avrupa’ya bilimi ve ilimi müslümanların getirdiğini ve onlara borçlu olduğunu anlatıyor.

Müslüman bilim adamları olmadan bilgisayar diye birşey olmayacağı çünkü algoritmayı onların bulduğunu, cebiri onların bulduğunu ve onlar olmadan yine kimyanın da olmayacağını ve onların bulduğu yeni ve büyük astronomi gerçeklerini izah ediyor.

Ayrıca onluk sayı sistemini ve daha bunlarla kalmayan bir çok yeniliği buluşları ve onları buna neyin sevkettiğini açıklıyor. Avrupa bilimsel rönesansının başlatıcıları müslümanlar olduğu ve bilimin onlara çok büyük borcu olduğu halde, neden onların yaptıklarının bu derece unutulduğu ve hiç bahsedilmediğini de vurguluyor.

BBC Science and Islam 1

http://www.dailymotion.com/video/xm0vll

Devamını oku »

İstanbul Üniversitesi bu sene yüksek lisans ve doktora başvuru tarihlerini oldukça erkene aldı. Alışılmadık bir zamanda duyurular yayınlanınca herkes büyük bir telaşla bugünlerde başvurulara evrak yetiştirmeye gayret ediyor.

Tabii asıl mesele biraz da bundan sonrası. Sıralamaya girmek, sıralamaya giren adayların sınavı, mülakatı vs. derken sonuçları bekleme heyecanı… Öğreniminiz ya da ilgi alanınız üzerine yüksek lisans, doktora yapmak; emek vermeyi gözleriniz parıldayarak istemek…

İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü hocalarından Prof. Dr. İdris BOSTAN başkanlığında yürütülmekte olan Akdeniz Dünyası Araştırmaları Yüksek Lisans Programı da bu sene tarihe, denize, denizciliğe gönül vermiş adaylar arasından öğrenci alımı yapacak. 5 kişilik kontenjanı bulunan programa başvurular bu hafta sonunda bitiyor.

Devamını oku »

Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan ”Türkiye’nin Okuma Kültürü Haritası” sonuçları Ankara Cer Modern Sanatlar Merkezi’nde Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın da katıldığı basın toplantısıyla açıklandı.

Türk halkının kitap okumayla ilgili alışkanlıklarına ilişkin pek çok verinin ortaya çıktığı araştırma, Türkiye’deki okur profili ve eğilimleri, bilgiye erişimde dolaylı veya dolaysız karşılaşılan sorunların giderilmesine ilişkin çözüm yollarının saptanması, ilgili kurum ve kişilere önerilerde bulunulması, toplumdaki kütüphane algısının belirlenmesi amacıyla hazırlandı.

Türkiye’yi temsil niteliği olan 26 ilde 6212 kişiyle görüşülen araştırma sonuçlarına göre; Türkiye’de yılda ortalama 7.2 kitap okunuyor. 7-14 yaş grubu bireyler yılda 12 kitap okurken, yaşamının büyük bir kısmını büyükşehirde geçirenler yılda ortalama 7.7 kitap okuyor.

Devamını oku »

Azerbaycan’da birkaç aydır uygulanan başörtüsü yasağı son zamanlarda yaygınlaştırıldı. Türk medyası tarafından doğal bir sessizlikle geçiştirilen bu yasaklamalar, çeşitli sivil toplum kuruluşları tarafından protesto edildi.

Aliyev gibi kominist dönem artığı biri, aslına bakılırsa başka türlü davranıp Müslümanlara özgürlük veremezdi. İslam düşmanlıkları kanlarına işlemiş. Ancak saf ve temiz Azeri Müslümanlar Aliyev’e hergün seslerini biraz daha fazla çıkarıyorlar. Tabii Türk halkından da ciddi bir destek bekliyorlar.

Nasıl da Türkiye’ye benziyor, değil mi? Aynı yasak, aynı protestolar. Küfür hiçbir yerde değişmiyor.

Bir Azeri kız bakın ne diyor: “Bizi neden cahil bırakmak istiyorlar, biz ne istiyoruz ki? Biz sadece okumak istiyoruz. Bizim hicabımız kimin uykusunu kaçırıyor. Biz başkalarına, hicabın çıkartanlara bir şey diyor muyuz? Bizim namuslu kızlarımızı niçin okullara koymuyorlar?”

http://www.dailymotion.com/video/xgdc26

Aliyev bu yasakları yoğun bir şekilde uygulatırken siyonist yahudilere 15 dönümlük devlet arazisini de peşkeş çekip “Azerbaycan Yahudi Okulu”nu açtı. Yahudi kardeşlerine büyük sevgi besliyor. Kızını da bir yahudiyle evlendiren Aliyev, “Yahudiliğinizle gurur duymalısınız.” diyor. Öte yandan Müslümanlara zulümle karşılık veriyor.

Aliyev gibi İslam düşmanlarını engelleyecek Müslüman birlikteliği olmadığından bu zülümler devam eder. Yakın zamanda Cezayir’de  zulmün ayak seslerinin duyulması bunun en acı ispatı.

Devamını oku »

Süleymaniye Camii’nin 3 yıldır süren restorasyonu tamamlandı ve bayram namazıyla yeniden ibadete açıldı.

Ancak “açılmaz olaydı” dedirtti bugün bana. Arkadaşlarla buluşup çay içmek için mekan ararken yolumuz Süleymaniye’ye düştü. Lalezar’da birer bardak çay içtikten sonra vakit namazı için Süleymaniye’ye gidelim dedik. Avluya büyük bir kalabalıkla girdik ki mahşer yeri gibi. Millet camii görmeye, türbe ziyaretine gelmiş. Ne büyük ibadet!

Şimdi kimsenin namaz kılıp kılmamasında değilim ama camiiyi görmeye gelen adamların tiplerine bakıp da tezatlık görürsem “orda dur” derim yani. Gelenlerin çoğu işte böyle saçları görünmeyecek tarzda başları örtülü ama gerisini koyvermiş türde hatunlar ile eşleri, abileri vs. idi. Turistler de vardı. Bu kalabalığa rağmen abdest yerlerinin neredeyse boş olması, Süleymaniye’nin mermerlerine ve süslemelerine duyulan aşkın, namazdan daha büyük olduğunu -en azından bana- ispat etti.

Camiiye giren turistlerin başlarını örtmesini zaten anlamlı bulmazdım da; turisti, Türk’ü bu sefer ne başörtüsü ne bacak, olduğu gibi girip taa mihraba kadar gidip fotoğraf çekmeler, camii içinde ve çeşitli yerlerde pozlar vermeler, namaz kılanların önünden arkasından gruplar halinde gezmeler. Tam bir rezalet görüntü vardı içeride.

Devamını oku »

ETİKETLER

Hakkımda

There is something about me..

Twitter

    Fotoğraflar

    panorama1453fetih (1)panorama1453fetih (10)panorama1453fetih (11)panorama1453fetih (12)