Müverrih

Tarih, kültür-sanat ve edebiyat notları

'Bilim ve Teknoloji' kategorisi için arşiv

BBC’den Jim AlKhaili’nin yaptığı harika bir belgesel. İslamiyet ile doğan bilim altın çağını anlatıyor. Şu andaki bilimin ataları olan müslüman bilim adamlarını ve o günlerdeki devasa gelişmeleri anlattığı gibi Avrupa’ya bilimi ve ilimi müslümanların getirdiğini ve onlara borçlu olduğunu anlatıyor.

Müslüman bilim adamları olmadan bilgisayar diye birşey olmayacağı çünkü algoritmayı onların bulduğunu, cebiri onların bulduğunu ve onlar olmadan yine kimyanın da olmayacağını ve onların bulduğu yeni ve büyük astronomi gerçeklerini izah ediyor.

Ayrıca onluk sayı sistemini ve daha bunlarla kalmayan bir çok yeniliği buluşları ve onları buna neyin sevkettiğini açıklıyor. Avrupa bilimsel rönesansının başlatıcıları müslümanlar olduğu ve bilimin onlara çok büyük borcu olduğu halde, neden onların yaptıklarının bu derece unutulduğu ve hiç bahsedilmediğini de vurguluyor.

BBC Science and Islam 1

http://www.dailymotion.com/video/xm0vll

Devamını oku »

Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke olmamıza rağmen yıllardır söylenir, denizcilikten düşük not aldığımız. Öyle ki ilk Türk denizcisi Çaka Bey’i bile hatırlayanlar bir elin parmaklarını geçmez, İnebahtı savaşında donanmanın büyük kısmı yanınca, bizim için denizler de kurumuş gibidir. Oysa Beşiktaş’taki Deniz Müzesi’ne gittiğiniz zaman içerideki zenginlik bütün ziyaretçilerini büyüler. Peki bu önemli müzeyi Binbaşı Süleyman Nutkî’ye borçlu olduğumuzu biliyor muydunuz? Deniz Müzesi gibi bir eseri bizlere bırakan Nutkî’nin ölümsüz eserlerinden birisidir Kamûs-i Bahrî – Deniz Sözlüğü. Baba mesleği olan deniz subaylığını, sadece basit bir meslek olarak görmeyen Nutkî Osmanlı’nın son yarım yüzyılında denizcilik kültürünün gelişmesine sonsuz emeği geçen bir isim. Mecmua-i Fünun-i Bahriye dergisini de çıkaran Nutkî, deniz terminolojisine ait 3500’ün üzerinde sözcüğü bir araya getirdiği ve zengin görsel malzemeyle desteklediği eserinde aşılamaz bir sözlüğe imza atmış. Mustafa Pultar’ın kendi ifadesiyle “Arap harfli metni Latin harflerine çevirdiği” kitap denizle / denizcilikle ilgilenenler haricinde herkesin evinde bulunması gereken eksiksiz bir sözlük.

Nutkî’nin çalışması, özgün çizimlerin yanı sıra Gemicilik Fenni ve Paasch görselleriyle denizciliğin gelişim ve değişim evrelerini de göz önünde tutarak hazırlanmıştır.

Devamını oku »

Akşam Kitap’ta Emin Yener yazdı:

Geçtiğimiz hafta üçüncü cildi ‘İmparatorluk Çağı 1774-1914‘ raflardaki yerini alan Dünya Savaş Tarihi serisi, çıkması beklenen dördüncü cilt ‘Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı 1914-18′ ile tamamlanacak.

Ülkemizde okur yazar kesime askeri tarih denildiği zaman verilen tepki genellikle suratın buruşması olur. Bu çok da haksız bir tepki değildir, zira Türkiye’deki askeri tarih metinleri, zorunlu eğitim yıllarında tarih dersi niyetine okutulan on dokuzuncu yüzyıl yadigarı ‘bayrak ve davul’ anlatıları, geçmişin bilgisini üretmek için faydasız o savaş sebepleri ve anlaşma koşulları silsilelerinden başlayan; çoğunluğu yalan yanlış, kulaktan dolma, ‘iman gücü’ ve ‘vatan-millet-sakarya’dan ibaret ucuz tarihsel romanlar, ecdad güzellemeleri ile devap edip giden ve varabildikleri en yüksek nokta emekli subayların harekat raporu kabilinden kitapları olan bir külliyattan ibaret kalmışır. Satırlarından süzebildiğimiz tek şey bilgi veya analiz değil ancak bir hamaset, zaferler için boş böbürlenme yenilgiler için ise bahane bulmacılık olan bu külliyat analitik zihinlerde doğaldır ki sadece iticilik uyandırıyordu.

Uluslararası konjonktür de uzunca süredir askeri tarihin aleyhindeydi zira tarih disiplinin bu büyük alt türünü ayakları üzerine oturtan, metodlarını belirleyen büyük Alman tarihçi Hans Delbrück’ün temsil ettiği ‘Alman ekolü’ ne yazık ki Alman militarizmiyle özdeşleştirilmişti. İkinci Dünya Savaşı’nda Almanya’nın yenilerek ülke sıfatıyla dünya kamuoyu indinde mahkum edilmesinden Alman tarihçiliği de nasibini almış ve akademide gözden düşmüştü. Savaş sonrası dünya tarih yazımında adeta evrensel paradigma haline gelen Fernand Braudel riyasetindeki ‘Annales ekolü’ çatışma ve savaşa allerji duyduğu, bunun yerine kültürler arası ilişkileri, yerel tarihi ve uluslararası ticareti vurguladığından askeri tarih akademik bir ‘kara koyun’ olarak kaldı.

Devamını oku »

Prof. Dr. İdris Bostan (İstanbul Üniversitesi) hocanın Fransız Araştırmaları Enstitüsü’nde “17. Yüzyılda Tersâne-i Âmire Yönetimi: Tersane Emini ve Görevleri” başlığıyla 23 Mayıs 2011 tarihinde yaptığı konuşmanın videosunu iki parça halinde yayınlıyoruz. Video için Fransız Araştırmaları Enstitüsü’ne teşekkür ederiz.

Prof. Dr. İdris Bostan hoca konuşmasında tersane faaliyetlerinin anlaşılması için öncelikle Osmanlı Bahriyesi’nin genel yapısı ve işleyişi üzerinde duruyor. Kadırga ve kalyon yapımı, seferler, tersane emini, tersane masrafları gibi ilgi çekici konularda arşiv vesikaları ve yaptığı çalışmalar ışığında çok değerli bilgiler veriyor, aydınlatıcı yorumlarda bulunuyor.

Hocanın keyifli bir sohbeti, dersi gibi de izleyebileceğiniz bu konferans kaydı, Osmanlı denizciliğine, Akdeniz dünyasına gönül verenlere; kaçıranlara veya yeniden dinlemek isteyenlere…

1. Bölüm

http://www.dailymotion.com/video/xjd55z

Devamını oku »

Dünya Savaş Tarihi serisi, Ortaçağ ve Erken Modern Çağ’ın ardından İmparatorluk Çağı’yla devam ediyor. 1776′dan 1914′e, Afrika, Asya, Avrupa ve Kuzey Amerika’daki muharebe yöntemlerini inceleyen muhteşem bir eser.

Dünya Savaş Tarihi: İmparatorluklar Çağı, 1776′dan 1914’e, Afrika, Asya ve Kuzey Amerika’da geçerli muharebe yöntemlerini anlatıyor. Kitap, İngiltere, Fransa ve İspanya’nın dev denizaşırı imparatorluklar kurdukları ve yerli halkların bağımsızlıkları için sömürgecilere direndikleri bir çağda mücadeleyi kazanabilmek için gerek duyulan eşsiz taktikleri inceleyip, savaş sanatında, bir bakıma ne kadar az şeyin değiştiğini gözler önüne seriyor.

Beş bölümden oluşan kitabın ilk bölümü, imparatorluklar çağı ordularının belkemiğini teşkil eden piyadeleri, bunların giydiği kıyafetler ile kullandıkları teçhizatı ve nasıl harp ettiklerini, değişen teknolojinin sağladığı avantajları inceliyor. İkinci sırada, süvarilerin oynadıkları rol, özellikle de hareket üstünlükleri ve istihbarat toplama yeteneklerinin sömürge savaşları üstündeki etkisi mercek altına alınıyor. Güney Amerika’ya bağımsızlığını kazandıran tayin edici Ayacucho Muharebesi (1824) bu bölümde inceleniyor.

Devamını oku »

“Olağanüstü… Mükemmel yapılmış bir tarih araştırması ve en önemli savaşların ustalıkla hazırlanmış görselleri bir arada.” New York Times
Birçok dile çevrilen, uzman tarihçiler tarafından hazırlanan, Türkiye’de ilk defa özel çizim renkli, üç boyutlu savaş haritalarıyla, illüstrasyonlarla tarihin bir araya geldiği DÜNYA SAVAŞ TARİHİ dizisi devam ediyor.

Erken Modern Çağ, 1500’den 1763’e Asya, Avrupa ve Amerika’da geçerli muharebe yöntemlerini anlatıyor. Kitap, hafif ateşli silahların gitgide savaş meydanlarını ele geçirdiği bir çağda mücadeleyi kazanabilmek için gerek duyulan eşsiz taktikleri inceleyip, savaş sanatında, bir bakıma ne kadar az şeyin değiştiğini gözler önüne seriyor.

Beş bölümden oluşan kitabın ilk bölümü, erken modern dönem orduların bireysel unsurları olan piyade ve süvarileri, bunların giydiği ve kullandığı teçhizatı ve işbirliği içinde nasıl harp ettiklerini inceliyor. İkinci bölümde, teknolojik gelişme ve barutun doğurduğu değişimleri ve mızraklı piyadenin yerini gün geçtikçe iyi talimli tüfekli askerlere bıraktığı savaş meydanlarının bu değişimlerden nasıl etkilendiğini ele alıyor. Osmanlı askerleri bu bölümde inceleniyor.

Devamını oku »

Dünya Savaş Tarihi 1: Ortaçağ (500–1500), ateşli silahların savaş meydanlarını ele geçirmesine değin Avrupa ve Ortadoğu’da hâkim muharebe yöntemlerini anlatıyor. Kitap, eldeki kısıtlı teknolojik imkânlarla savaş kazanabilmek için gerek duyulan eşsiz taktikleri inceleyip, savaş sanatında, bir bakıma ne kadar az şeyin değiştiğini gözler önüne seriyor.

Kitap, ortaçağ savaşlarının belli başlı unsurlarını içeren beş bölümden oluşuyor: piyade, süvari, emir-komuta, kuşatmalar ve deniz savaşları. Her bölüm, dört büyük savaşı mercek altına alarak muharebe tarzlarının etkinliği, tehlikeleri ve doğasını sergiliyor. İlk bölümde, Casilinum (554), Arsuf (1191), Bannockburn (1314) ve Agincourt (1415) savaşları sahneye taşınarak hafif piyadenin askerî rolü değerlendiriliyor. Hafif piyade, okçu ve mızrakçıların kullanılış tarzları tartışılıp, teknolojik yeniliklerin ortaya çıkışı ‒ 15. yüzyılda top ve arkebüzün devreye girişi gibi ‒ ele alınıyor.

İkinci bölüm, süvarinin önemini ve hücum kıtaları olarak oynadıkları rolü inceliyor ve disiplinli mızraklı piyade formasyonlarının oluşumu ve tüfeğin savaş meydanlarında gitgide önem kazanması karşısında nasıl güçten düştüğünü tarif ediyor. Niğbolu Savaşı’nın (1396) detaylı bir şekilde bu bölümde inceleniyor.

Devamını oku »

ETİKETLER

Hakkımda

There is something about me..

Twitter

    Fotoğraflar

    panorama1453fetih (1)panorama1453fetih (10)panorama1453fetih (11)panorama1453fetih (12)