
Üniversiteye başladığım ilk aylardan itibaren eğitim sistemi, üniversiteler, seçme sınavları, akademisyenlik, ilim adamlığı gibi onlarca konu üzerine arkadaşlarımla defalarca konuşmuşumdur. Bölümden mezun olmadan önce araştırma görevlisi olmak için yapmam gerekenleri, hedeflerimi tek tek gerçekleştirmeye çalışıyordum. Ama sistem denilen patlak tekerlek hiç de benim istediğim gibi dönmedi. Neticede memnuniyet duyacağım bir sonuç aldım ama ağır aksak işleyen, insanı yıldıran bir yönü vardı bu sürecin. Araştırma görevlisi olup işin içine bir nebze daha dahil olunca o zamana kadar farkına varamadığım başka noktaları da gördüm. Bütün bunları sadece arkadaş çevremde konuşmaktan öte yapabileceğim başka birşey olmalı diye düşündüm.
Türkiye’de ilkokuldan doktoraya kadar bütün eğitim sisteminde eleştirilebilecek binlerce husus var. Düzeltilmesi gereken dünya kadar mesele var. Ama şu anda ciddiyetle üzerinde durmamız gereken, son yıllarda yeni açılanlarıyla niceliksel olarak ciddi bir büyüklüğe ulaşmış üniversiteleri niteliksel olarak ileriye taşıyabilmek. Bunun için de üniversiteler bahsinden olarak bütün herşeyi konuşmamız gerekiyor.
Daha önce
Lisans eğitiminden sonra meslekte ilerlemek, kıdem tazminatı almak veya akademisyen olmak için yüksek lisans yapılıyor. Yüksek lisansa kabul edilebilmenin belli şartları var. Henüz üniversite birinci sınıftayken bazı şeylerin farkına varmak gerekiyor. Bu nedenle yüksek lisans yapacaklara rehber olması için kısa bir bilgi vereyim dedim. İşte yüksek lisans (master) programlarına kabul edilmenin birkaç şartı.
Araştırma görevlisi yani eski adıyla asistan olmak isteyen üniversite mezunları ne yapacaklar? Bu konuda yeterli rehberlik birçok üniversitede olmadığından mezunların ya da mezun olacakların kafası çok karışık oluyor.
İnsanlar neyi bilip neyi bilmediklerini hiç tartmadan her konuda konuşuyor. Diğer ülkeleri bilmediğim için Türkiye için söyleyeyim, kahvehane muhabbetiyle ülkeler kurtarıldığı, takımların şampiyon olduğu, belediyenin iyi idare edildiği söylenir. İnternet alimliğinin arttığı şu günlerde ne yazık ki okumuş cahiller de çoğaldı. Aslında hepsi üniversite okuyor ya da üniversite mezunu. Ama üniversite bunların cehaletini almaya yetmemiş. Otobüste, tramvayda ya da gazete köşelerinde yazan koca koca adamlarda bu cehaleti görmek mümkün.
Her insan yarınını, bir yıl sonrasını, işini planlamak ister. Geleceğini planlayan insan olabildiğince hazırlıklı olur ve sürprizlerden uzak durabilir. Ancak geleceğiyle ilgili plan yapamayan insanlar git gide derin ve karanlık bir kuyuda umutsuzluk denen duyguyla tanışırlar. Plan yapsa dahi, yaptığı planların tamamı “-se, -sa”lı cümlelere bağlı olanlar da en az plan yapamayanlar kadar bedbahttır sanırım.
Türk Tarih Kurumu araştırmacıların işlerini kolaylaştıracak takdire şayan bir yenilikle Belgeler, Belleten dergileri ve Kongre bildirilerinde yer alan makaleleri ücretsiz sunmaya başladı. Makalelere nasıl ulaşılacağına dair detaylı bilgiler TTK tarafından duyuruldu.



Fatih Sultan Mehmed
3 Kitap: Selçuklular, Cem Sultan ve Türkiye
Fakir olun, evinizi şımartın...
Muhteşem Yüzyıl ya da iğrenç senaryo
Osmanlı Bahriyesinde Ahşap Sanatı Sergisi
Dergâh Ekim'de yine dopdolu
Ayraç’ın 9. Sayısı Çıktı!
Bakan Günay'ın Ayasofya aymazlığı
Selçuklular'da ve Atabeyliklerde Posta ve İstihbarat
Kadı Sicillerinde İstanbul



