Müverrih

Tarih, kültür-sanat ve edebiyat notları

"Sultan II. Abdülhamid" etiketi için arşiv

Aşk-ı Memnu”nun ikinci defa televizyon dizisine uyarlanıp yayınlanması geçtiğimiz iki yılda televizyon dünyasının toplum üzerindeki ahlaki etkilerini yine ve yeniden tartışmaya açmıştı. Sokaktaki vatandaştan televizyonlardaki tartışma programlarına kadar önemli bir tartışma konusu olan dizi Türkiye’ nin gündemini uzun süre meşgul etmişti. İyi bir okurdan ziyade iyi bir izleyici olan Türkiye halkının hem eleştirip hem de takip etmekten geri kalmadığı, tekrarının bile reyting sıralamasında birinci olduğu dizi genel çerçevede kitaba sadık kalmak suretiyle günün şartlarına göre tekrar yorumlanmıştı. Ancak dizinin meydana getirdiği hoşnutsuzluk diziye olduğu kadar ‘kitabın’ yazarı Halid Ziya’ya da yönelmiş ve kimilerince “züppe” olarak yorumlanmasına kimilerince romanın geçtiği dönemde hikayeye benzer durumların yaşandığından hareketle savunulmasına neden olmuştu. Bu durum sonucu kendi gözlemlerimden de anladığım kadarıyla Halid Ziya artık ön yargıyla yaklaşılan bir yazardı.

Ben Halid Ziya’nın kendi isminin de önüne geçen ‘Aşk-ı Memnu’sundan değil “Saray ve Ötesi” adlı kitabından bahsetmek istiyorum. Halid Ziya’nın yaklaşık dört yıllık Mabeyn Başkatipliği sırasındaki saray hatıralarını  ve birinci dünya savaşına kadarki olayları içeren bu kitabı açıkçası okumaya başladığımda ben de ön yargımdan sıyrılmış değildim. Bir hatırat olan  bu kitabın ilk sayfasındaki Dolmabahçe tasvirinden itibaren kendisine hayran bırakan anlatımı ve hikaye ettiği olayların önemi okuyucunun kitabın içine çekilmesine  ve elinden bırakamamasına neden oluyor. Tabi ki anlatılanların Halid Ziya’nın kendi tecrübeleri olduğu ve dolayısıyla tek bir şahsın görüşünü içerdiği için tarafsızlığı meselesi ayrı bir bahistir.

Devamını oku »

Kurtuba Kitap, geçtiğimiz aylarda yayına başlamasına rağmen gerek önemli kitaplar yayınlamasıyla gerekse kitapların boyutu ve tasarımıyla okuyuculardan büyük beğeni topladı. Tarih serisinin ilk iki kitabı da yakın dönem tarihimizin tartışmalı devirlerlerine ışık tutuyor.

İstanbul, Ermeni Olayları ve Yahudiler
1915 Ermeni Olayları ile ilgili tartışmaların yoğun bir şekilde yaşandığı bugünlerde, olaylara sağlıklı bir şekilde bakabilmeyi sağlayacak bir çalışma…

İstanbul, farklı etnik ve dini özellikteki toplulukları tarih boyunca bir arada yaşatabilmiş yegâne merkezlerden birisidir. Kentin bu çok kültürlü tarihi içinde, Osmanlı döneminin ayrı bir yeri vardır. Osmanlılar, Müslümanların yanında gayrimüslim toplulukları da kucaklayabilmiş, onlara temel hak ve hürriyetlerini kullanabilmede büyük kolaylıklar sağlamışlardır.

Osmanlı Devleti’ndeki bu gayrimüslim tebaa arasında Ermenilerin emsalsiz bir yeri vardır. Dini ve kültürel olarak sahip oldukları farklılıklar, onları beraber yaşadıkları topluluklarla uyumsuz bir toplum yapmamıştır. Aksine, beraber yaşadıkları topluluklarla kaynaşarak, pek çok ortak kültürel unsurlar üreterek yüzyıllarca barış ve huzur içinde yaşamışlardır.

Devamını oku »

saray_mucevher_iktidarDoç. Dr. Arzu Terzi Hocamızın içinde ilginç konuları barındarıdan yeni kitabı okuyucu ile buluştu. Kitabın konusu ile ilgili alt başlıklar aşağıda olduğu gibidir…

Sultan V. Murad ve annesi nasıl bir borç girdabındaydı?

Sultan V. Murad’ın borçlandığı özel bankeri kimdi?

Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilişi sırasında haremi nelere maruz kalmıştı?

Sultan Abdülaziz hanedanının mücevherlerine ne şekilde ve kimler tarafından el konuldu?

Osmanlı Sarayı’nda İki Valide Sultan’ın iktidar ve mücevher mücadelesi nasıl cereyan etti?

Sultan V. Murad’ın borçlarına karşılık Abdülaziz Hanedanı mücevherleri
hangi Bankere rehin verildi?

Rehin edilen mücevherlerin çeşitleri ve kıymetleri ne idi?

Mücevherler banker tarafından niçin Paris’e götürüldü?

II. Abdülhamid, V. Murad’la alakalı cevaplamaları için devlet meclisine hangi üç soruyu yöneltti?

Padişahın V. Murad’a özel olarak gönderdiği mektubun içeriği neydi?

Sultan Abdülhamid neden mücevherlerin peşine düştü?

Bir Osmanlı Padişahı ile bir Galata Bankeri’nin uzun süren mücevher pazarlığı nasıl gerçekleşti?

Devamını oku »

Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi’nin düzenlediği haftalık Perşembe Sohbetleri’nin onikincisi 25 Haziran 2009’da yapılacaktır. Sohbetin konusu “Vefatından Doksan Bir Yıl Sonra II. Abdülhamit Han”  olup, konuşmacı ise İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyelerinden Prof.Dr. Mehmet Ali BEYHAN’dır.

Prof. Dr. Mehmet Ali BEYHAN Yakınçağ Osmanlı Tarihi kaynakları üzerinde çalışmaktadır.  III. Selim ve II. Mahmut dönemlerine ait Câbî Tarihi,  Türk Tarih Kurumu tarafından iki cilt olarak, Yeniçeri Ocağı’nın ilgasını  anlatan  Gülzâr-ı Fütûhât ve Saray Günlüğü 1802-1809  isimli eserleri yayınlanmıştır. Prof.Dr. BEYHAN’ın III. Selim, IV. Mustafa ve II. Mahmud’un ilk dönemlerine ait bir ruzname ile Sultan II. Abdülhamid devrine ait altı yüze yakın jurnal metnini ihtiva eden bir yazma üzerinde yaptığı çalışma da yayına hazır haldedir. Prof. Dr. Mehmet Ali BEYHAN daha çok hafiye teşkilatı ve jurnallerinden hareketle II. Abdülhamit Han sohbetini gerçekleştirecektir.

Devamını oku »

robot2İnsan şeklinde tasarlanan ve ismi ‘Alamet’ olan robotun özelliği ise sema edip yarım metre yürüyebilmesi ve her saat başı ezan okuyabilmesi…

Osmanlı’nın son dönemine damgasını vuran Sultan 2. Abdülhamid Han’ın, günümüzde teknolojiye öncülük eden Japonya’ya 1889′da robot hediye ettiği anlaşıldı. İnsan şeklinde tasarlanan ve ismi ‘Alamet’ olan robotun özelliğinde ise yok yok. Araştırmacı-Yazar Oktan Keleş’in arşivinde yer alan Alamet’in orijinal fotoğrafları Yıldız Sarayı yangınında zarar görmüş. Ancak fotoğrafın kalan parçaları bile 120 yıl sonra ilk kez gündeme gelen bu ilginç olayı anlatmaya yetecek cinsten.

GONG YERİNE EZAN SESİ

Sultan Abdülhamid’in çağdaşı olan Japon İmparatoru Meji’nin yeğeni Prens Komatsu’nun, gemiyle İstanbul’a gelişi ve Sultan’a çeşitli hediyeler getirmesiyle başlıyor bu ilginç tarihi olay. Sarayda ağırlanan prensin ardından 1889’da İstanbul’a özel elçiler gönderen Japon İmparatoru, Sultan Abdülhamid’e Japonya’nın en büyük alameti olan, Büyük Krizantem Nişanı’nın da içinde bulunduğu çeşitli hediyelerle beraber bir mektup yollar. Japon İmparatoru mektubunda Abdülhamid Han’dan, İslâm dini, ilim ve teknolojik gelişmeler, vakıflar, hayır kurumları gibi konularda Japonca veya Fransızca bilgiler gönderilmesini rica eder.

Devamını oku »

son_sultanlarin_istanbulundaOsmanlı Devleti’nin son elli yılı kuşkusuz sıkıntılarla geçti. Gerek milliyetçilik hareketleri nedeniyle Balkanlar’da iyice alevlenen isyanlar gerekse Avrupalı devletlerin Osmanlı’dan pay kapma yarışı, İstanbul’daki padişahı büyük sorunlarla karşı karşıya getirmiştir. Osmanlı tebaası da tüm bu karışıklardan bir şekilde etkileniyordu. Savaşlar, isyanlar ve kıtlıkla karşılaşan halk, ister istemez imparatorluk yapısına olan bağlılığını her geçen gün kaybediyordu.

Tabii bu bağlılığın azalmasını isteyen misyoner grupların etkisi de söz konusuydu. Osmanlı topraklarında yüzlerce misyoner ya da ajan Osmanlı Devleti’ni zayıf düşürmek, küçültmek veya halkın İslam’la olan bağını zayıflatmak için büyük çaba harcıyorlardı. Çoğu zaman misyonerliği gizleyen “en işlevsel örtü” eğitim oluyordu. İşte bir eğitimci olarak Osmanlı topraklarına adım atan Amerikalı Mary Mills Patrick de bunlardan biriydi.

Mary Mills Patrick, American Board misyonerlik teşkilatının görevlisi olarak 1871’de İstanbul üzerinden Erzurum’a gitmiş ve burada 4 yıl kadar kalmıştır. Akademisyen olarak Erzurum’daki Amerikan Okulu’nda öğretmenlik yapmıştır bu süre içinde. 1875’te İstanbul’a gitmiş ve 1924’e kadar, yaklaşık 50 yıl, sultanların İstanbul’una şahitlik etmiştir. Bu süre zarfında Sultan Abdülaziz, Sultan V. Murad, Sultan II. Abdülhamid, Sultan V. Mehmed Reşad ve Sultan VI. Mehmed Vahdeddin’in saltanatını yaşamış; 93 Harbi, I. ve II. Meşrutiyet, I. Dünya Savaşı’na tanıklık etmiş ve yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasını adım adım görmüştür.

Devamını oku »

Osmanlı İmparatorluğu’nu “müthiş bir belirsizlik bölgesi” ve tarihçilerin önüne konmuş “büyük bir bilmece” olarak gören Fernand Braudel, mevcut bakışlarımızın karşımızdaki gerçeği anlamaya yetmediğini, dolayısıyla daha fazla çalışmak gerektiğini söylemişti.

Osmanlı tarihi, uzun yıllar sabit ve hakkında son söz söylenmiş bir olgu olarak resmedildi. 1920’lerin ve 1930’ların tarih alanına getirdiği vurgu değişikliği, geçmişin tek bir karede dondurulabileceği yanılgısını da beraberinde taşımış oldu. Buradaki Osmanlı resmi, gelişmeyen, durağan ve pıhtılaşmış bir köhne kimliği tespit ediyordu. Bu görüş, yarı resmi bir tarih anlayışı şeklinde on yıllar boyu halkın ve tarihçilerin Osmanlı tasavvuruna bir “Roma katakombu” vazifesi gördü.

İşte 1970’lerin ortalarından itibaren Batı’da Osmanlı tarihçiliği bizi uyandırıcı bir işlev gördü; hor görmeye şartlandırıldığımız kendi gerçekliğimizle yeniden yüzleşmeye davet etti. Sarstı, hâlâ da sarsıyor.

‘Devletçi tarih’ anlayışı

Donald Quataert, Amerikalı bir ‘Ottomanist’, yani Osmanlı tarihi uzmanı. Alanı, iktisat tarihi. Daha önce dilimizle buluşmuş birkaç çalışması var. Osmanlı Devleti’nde Avrupa İktisadi Yayılımı ve Direniş (1881-1908) adlı kitabı (Yurt Yay., 1987), Osmanlı yöneticilerinin emperyalizme karşı verdikleri mücadelenin çeyrek yüzyıllık manzarasını ortaya koyuyordu. Sanayi Devrimi Çağında Osmanlı İmalat Sektörü (İletişim Yay., 1999) adlı çığır açan eserinde ise farklı bir yöntem izliyordu. Osmanlı tarihçilerinin genellikle “devletçi” bir çizgi izlediklerinden şikâyetle, iktisat tarihinin hep devletin kazanç ve kayıpları üzerine odaklandığını, oysa bu çalışmalarda üreten kesimin sesinin duyulmadığını belirtiyor, bu kesimin bir türlü özne olamamasını eleştiriyordu.

Devamını oku »

ETİKETLER

Hakkımda

There is something about me..

Twitter

    Fotoğraflar

    panorama1453fetih (1)panorama1453fetih (10)panorama1453fetih (11)panorama1453fetih (12)