Müverrih

Tarih, kültür-sanat ve edebiyat notları

'Unutmadıklarımız' kategorisi için arşiv

Omer_Lutfi_Barkan_SempozyumOsmanlı Devleti’nin iktisadi ve sosyal tarihini, toprak mülkiyetini ve demografik yapısını inceleyerek çok sayıda belgeyi gün yüzüne çıkaran ve bu alanda yaptığı dikkat çekici çalışmalarla özellikle yurt dışında Osmanlı iktisat tarihine ilginin artmasına neden olan ünlü iktisat tarihçisi Ömer Lütfi Barkan, 12 Aralık Cumartesi günü saat 9: 30’da Fatih Ali Emiri Kültür Merkezi’nde düzenlenen bir sempozyumla anılacak.

Osmanlı Devleti’nin nüfusuyla ilgili belgeleri tarayıp ilk kez gün yüzüne çıkaran Barkan’ın, Türkiye tarihçiliğine katkıları ve etkilerinin tartışılacağı sempozyum, üç oturum halinde gerçekleştirilecek. İlk oturumun başkanlığını Prof. Dr. Neşe Erim, ikinci oturumun başkanlığını Prof. Dr. Mübahat Kütükoğlu üçüncü oturumun başkanlığını ise Prof Dr. Yavuz Cezar yapacak.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi-Kültür Müdürlüğü tarafından düzenlenen, İBB Kültür A.Ş. tarafından organizasyonu yapılan sempozyuma tüm İstanbullular davetli.

Sempozyum programı:

Devamını oku »

ahmet ulucay 3Ahmet Uluçay’la yıllar önce yapılmış bir söyleşiyi, onu anmak için yeniden yayınlıyoruz.

Ahmet Uluçay, son yıllarda en çok konuşulan isimlerden biri. Hatta onun adı henüz bir uzun metraj filmi yokken de çok konuşuluyordu. Bunları sinema ile biraz ilgilenen herkes biliyor. Onunla söyleşi yapacaksak, sadece röportaj için gelenlerden farklı olarak, hep yaptığımız gibi sohbet ortamında olsun ne olacaksa diye düşündük. Çünkü röportaj için gelenler sadece sineması ile ilgilendiler. Biz onun edebiyatla da ilgili olduğunu bildiğimizden konuyu bu merkezde tutmaya çalıştık.

Sinemayla ne yapmak istemiyorsun abi?

Sinemayla “bayağı sinema” yapmak istemiyorum. Her şeyin bayağısı olur; bayağı insan, bayağı kalem, bayağı çanta, bayağı boya, bayağı resim… Alçalmak istemiyorum hiçbir zaman. Hiçbir zaman insan avlamak amacıyla sinema yapmak istemiyorum. Kitleleri avlamak istemiyorum, bayağılaşarak.

Peki bu güne kadar Türk Sineması bunu başaramadı mı? Ya da çok mu azınlıkta kalıyor?

Azınlıkta kalıyor maalesef. Türk Sinemasının namusunu yeni yeni Türk sineması yönetmenleri kurtardı.

Devamını oku »

Ahmet Uluçay vefaat etti!

30 Kasım 20092 Yorum430 okunma

ahmet_ulucayDünyabizim.com kültür-sanat sitesinin verdiği habere göre İhsan Kabil, değerli yönetmenimiz Ahmet Uluçay’ın bugün Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Neroşirürji Bölümünde hayata gözlerini yumduğunu bildirmiş.

Ahmet Uluçay sinemamızın çok değerli bir yönetmeni idi. Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak filmiyle beni derinden etkilemiş, defalarca seyretmeme rağmen yeni keyifler katmıştı anlarıma. Bir yandan hastalıkla mücadele ederken Bozkırda Deniz Kabuğu filmini çekmeye gayret etmiş ve tamamlamıştı. Ancak gösterime hazırlanması için büyük maddi külfet filmi geciktiriyordu ki…

Allah rahmet eylesin. Tanıyabildiğim kadarıyla çok iyi yürekli bir adamdı. Tam anlamıyla Anadolu insanı. Efendi, büyük hırsları olmayan biriydi. Sinema için ne anlam ifade ettiği sanırım o hayattayken anlaşılmamıştı. Şimdi vefat ettikten sonra anlaşılır mı, bilmem. Ama yaşarken değer verilmeyen bir insana öldükten sonra değer verilmesinin ne anlamı olacak, onu da bilmiyorum.

Devamını oku »

inalcik_davutogluTarihçilerin Kutbu” ve “Şeyhü’l-MüverrihinProf. Dr. Halil İnalcık hocaya yakıştırılan sıfatlar. Tarihçilerin kutbu ve şeyhi olduğunu tüm dünyanın büyük bir saygıyla kabul ettiği değerli hocamıza “İlim ve fikir hayatının 70. yılında” güzel bir programla teşekkür etme fırsatı oldu. Kültür A. Ş.’nin düzenlediği programı daha önce şurada yayınlamıştım. Kendisiyle yapılan söyleşi ise şurada idi. Geçelim programa.

Program Cemal Reşit Rey Konser Salonu’ndaydı. İlk önce belgesel gösterimi yapıldı. Belgeselde Halil İnalcık hocanın hayatı ve eserlerinin Türk ve Dünya tarihi açısından önemine vurgu yapıldı. Prof. Dr. Doğan Kuban, Prof. Dr. Şevket Pamuk, Prof. Dr. Feridun Emecen belgesele hocayla ilgili görüş belirten isimlerden bazılarıydı.

Belgesel gösteriminden sonra kürsüye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu çıktı. Hocayı çok dikkatli ve derinlemesine okuduğu belli olan Davutoğlu’nun akademisyen kimliğiyle yaptığı tahliller dikkat çekiciydi. Davutoğlu, İnalcık Hoca’nın, sadece belgelerle konuşan biri olmadığını, zamanın ve mekanın ruhuna nüfuz ettiğini söyledi. Ahmet Davutoğlu’nun konuşmasının dikkat çeken noktaları haber sitelerinde yer aldığı için ayrıca aktarmayacağım.  Ancak Davutoğlu’nun, son zamanlarda eksen kayması, yeni Osmanlı gibi tanımlarla dış politikası tartışılırken, konuşmanın sonuna doğru bazı sözleri dikkatimi çekti:

Devamını oku »

Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi’nin düzenlediği haftalık Perşembe Sohbetleri’nin onikincisi 25 Haziran 2009’da yapılacaktır. Sohbetin konusu “Vefatından Doksan Bir Yıl Sonra II. Abdülhamit Han”  olup, konuşmacı ise İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyelerinden Prof.Dr. Mehmet Ali BEYHAN’dır.

Prof. Dr. Mehmet Ali BEYHAN Yakınçağ Osmanlı Tarihi kaynakları üzerinde çalışmaktadır.  III. Selim ve II. Mahmut dönemlerine ait Câbî Tarihi,  Türk Tarih Kurumu tarafından iki cilt olarak, Yeniçeri Ocağı’nın ilgasını  anlatan  Gülzâr-ı Fütûhât ve Saray Günlüğü 1802-1809  isimli eserleri yayınlanmıştır. Prof.Dr. BEYHAN’ın III. Selim, IV. Mustafa ve II. Mahmud’un ilk dönemlerine ait bir ruzname ile Sultan II. Abdülhamid devrine ait altı yüze yakın jurnal metnini ihtiva eden bir yazma üzerinde yaptığı çalışma da yayına hazır haldedir. Prof. Dr. Mehmet Ali BEYHAN daha çok hafiye teşkilatı ve jurnallerinden hareketle II. Abdülhamit Han sohbetini gerçekleştirecektir.

Devamını oku »

Dünya bu sürgünleri görmüyor

23 Nisan 2009Yorumla2.111 okunma

surgunler”Göç göç oldu göçler yola dizildi, uyku geldi ela gözler süzüldü”… Rus işgalinden ve Ermeni mezaliminden canlarını, yavrularını kurtarmak için kaçan Erzurum halkının göç türküsü böyle başlar.

Osmanlı Devleti’nin zayıflaması ile işgale uğrayan Kafkas ve Balkan coğrafyasında yaşayan Türk ve Müslüman halklar için de umutsuzluklar, göçler, ölümler, işgaller, ana vatanlardan kopuşlar, tehcirler de başlamış oldu. Göç hikayeleri, göç türküleri ayrı dillerde söylense de duygular, hüzünler hep aynı noktaya işaret ediyordu. Sürgün edilen, ana vatanlarından koparılan, hastalıklara yenik düşen, yollarda ölen, açlık ve sefaletle karşı karşıya kalan bu halkların acısı, ne yazık ki dünyanın gelişmiş ülkelerince bir türlü görülmedi.

Tehcir edilen halkların sığınağı haline gelen Türkiye’yi, yıllardır Ermeni iddialarıyla karşı karşıya bırakan birçok gelişmiş ülke, ne yazık ki Kafkaslar ve Balkanlardan sürülen milyonlarca halkın yaşadığı acıları bir türlü görmek istemedi.

Devamını oku »

BEKA ENDİŞESİ . 1912-1913 Balkan Savaşları’nın yenilgiyle bitmesinden sonra Osmanlıcık ideolojisi ebediyen tarihe gömülmüş ve Türkçülüğe siyasi bir proje olarak bel bağlayanların sayısı hızla artmıştı.

Türk milliyetçiliğinin sahneye geç gelmesi bu görüşün sahipleri açısından arayı kapatma telaşı yaratmış görünüyordu. Osmanlı’ya oldukça ters olan kapitalizmi ve milliyetçiliği ithal ederken ya da Batı’nın reform ısrarlarına boyun eğerken ortaya çıkan sorunlar, Batı dünyasına ve bu dünyanın doğal bir uzantısı gibi görülen gayrimüslimlere yönelik öfkeyi arttırıyordu. İttihatçıların ‘dahili tümörler’ dediği gayrimüslimler, hem ülke ekonomisinde Müslümanlardan daha büyük pay sahibi oldukları, hem de özerklik veya bağımsızlık talepleri ile örgütlendikleri için hedef tahtasındaydılar.

RADİKAL PLAN . Balkanlardaki büyük toprak kayıplarını sindirememiş olan İttihatçılar, Batılı devletlerin 1878 Berlin Antlaşması uyarınca Ermeni vilayetlerinde yapılması gereken idari ve toprak reformlar için baskı yapmaya başlamasıyla telaşa düştüler. Bölgenin Ermenilere geçmesi, imparatorluğun bir çeşit ‘yeniden doğuşu’ gibi görülen ‘Büyük Turan’ ülküsünün gerçekleşmesinin engellenmesi demekti. Birinci Dünya Savaşı ile ortaya çıkan kaotik ortam, İttihatçıların, 1914′te Ege’de, Rumları kaçırtarak provasını yaptıkları radikal planı yürürlüğe koymaları için gerekçe oldu. Bu hafta, ‘Ermenilerden özür diliyorum’ kampanyası etrafında koparılan fırtınaları biraz daha iyi anlamak için, omurgasını, Turan hayallerini sona erdiren ve tehcirle ilişkisi olan Sarıkamış Faciası’nın oluşturduğu küçük bir kronoloji hazırladım.

* * *

Devamını oku »

ETİKETLER

Hakkımda

İstanbul Üniversitesi Tarih mezunuyum. 2003-2008 yılları arasında Derkenar edebiyat dergisini yayınladım. Bir dönem yayınevlerinde editörlük yaptım. Hikâye yazıyorum ve seyrek olarak yayınlıyorum. Kitap, edebiyat ve tarih ilgi alanımdan çok ötede bir yerde. İngilizce biliyorum, Fransızcaya yıllar sonra yeniden başlıyorum. Evliyim.

Twitter

    Fotoğraflar

    OTTOMAN NAVY NAVIGATION (89)OTTOMAN NAVY NAVIGATION (80)OTTOMAN NAVY NAVIGATION (97)OTTOMAN NAVY NAVIGATION (79)