Müverrih

Tarih, kültür-sanat ve edebiyat notları

'Dış Politika' kategorisi için arşiv

inalcik_davutogluTarihçilerin Kutbu” ve “Şeyhü’l-MüverrihinProf. Dr. Halil İnalcık hocaya yakıştırılan sıfatlar. Tarihçilerin kutbu ve şeyhi olduğunu tüm dünyanın büyük bir saygıyla kabul ettiği değerli hocamıza “İlim ve fikir hayatının 70. yılında” güzel bir programla teşekkür etme fırsatı oldu. Kültür A. Ş.’nin düzenlediği programı daha önce şurada yayınlamıştım. Kendisiyle yapılan söyleşi ise şurada idi. Geçelim programa.

Program Cemal Reşit Rey Konser Salonu’ndaydı. İlk önce belgesel gösterimi yapıldı. Belgeselde Halil İnalcık hocanın hayatı ve eserlerinin Türk ve Dünya tarihi açısından önemine vurgu yapıldı. Prof. Dr. Doğan Kuban, Prof. Dr. Şevket Pamuk, Prof. Dr. Feridun Emecen belgesele hocayla ilgili görüş belirten isimlerden bazılarıydı.

Belgesel gösteriminden sonra kürsüye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu çıktı. Hocayı çok dikkatli ve derinlemesine okuduğu belli olan Davutoğlu’nun akademisyen kimliğiyle yaptığı tahliller dikkat çekiciydi. Davutoğlu, İnalcık Hoca’nın, sadece belgelerle konuşan biri olmadığını, zamanın ve mekanın ruhuna nüfuz ettiğini söyledi. Ahmet Davutoğlu’nun konuşmasının dikkat çeken noktaları haber sitelerinde yer aldığı için ayrıca aktarmayacağım.  Ancak Davutoğlu’nun, son zamanlarda eksen kayması, yeni Osmanlı gibi tanımlarla dış politikası tartışılırken, konuşmanın sonuna doğru bazı sözleri dikkatimi çekti:

Devamını oku »

Abdulhamit_IIOsmanlı İmparatorluğu’nu “müthiş bir belirsizlik bölgesi” ve tarihçilerin önüne konmuş “büyük bir bilmece” olarak gören Fernand Braudel, mevcut bakışlarımızın karşımızdaki gerçeği anlamaya yetmediğini, dolayısıyla daha fazla çalışmak gerektiğini söylemişti.

Osmanlı tarihi, uzun yıllar sabit ve hakkında son söz söylenmiş bir olgu olarak resmedildi. 1920’lerin ve 1930’ların tarih alanına getirdiği vurgu değişikliği, geçmişin tek bir karede dondurulabileceği yanılgısını da beraberinde taşımış oldu. Buradaki Osmanlı resmi, gelişmeyen, durağan ve pıhtılaşmış bir köhne kimliği tespit ediyordu. Bu görüş, yarı resmi bir tarih anlayışı şeklinde on yıllar boyu halkın ve tarihçilerin Osmanlı tasavvuruna bir “Roma katakombu” vazifesi gördü.

İşte 1970’lerin ortalarından itibaren Batı’da Osmanlı tarihçiliği bizi uyandırıcı bir işlev gördü; hor görmeye şartlandırıldığımız kendi gerçekliğimizle yeniden yüzleşmeye davet etti. Sarstı, hâlâ da sarsıyor.

‘Devletçi tarih’ anlayışı

Donald Quataert, Amerikalı bir ‘Ottomanist’, yani Osmanlı tarihi uzmanı. Alanı, iktisat tarihi. Daha önce dilimizle buluşmuş birkaç çalışması var. Osmanlı Devleti’nde Avrupa İktisadi Yayılımı ve Direniş (1881-1908) adlı kitabı (Yurt Yay., 1987), Osmanlı yöneticilerinin emperyalizme karşı verdikleri mücadelenin çeyrek yüzyıllık manzarasını ortaya koyuyordu. Sanayi Devrimi Çağında Osmanlı İmalat Sektörü (İletişim Yay., 1999) adlı çığır açan eserinde ise farklı bir yöntem izliyordu. Osmanlı tarihçilerinin genellikle “devletçi” bir çizgi izlediklerinden şikâyetle, iktisat tarihinin hep devletin kazanç ve kayıpları üzerine odaklandığını, oysa bu çalışmalarda üreten kesimin sesinin duyulmadığını belirtiyor, bu kesimin bir türlü özne olamamasını eleştiriyordu.

Devamını oku »

btc_map“Türkiye’nin yaşadıklarını Mavi Akım’la anlayabilirsiniz. Rus Gasprom’un Türk siyasetçilerini yönlendirme, satın alma çabalarını dışlarsanız 90’ları anlayamazsınız.”

“Petrol ve gazı taşıyabilen iki hat var. Rusya ve Anadolu. Türkiye, Rusya’ya alternatif oluyor. Dünyanın askeri devi Rusya bunu kabul etmez. Zaten Ergenekoncular da enerji meselelerinin içindeler.”

“Boru hatları bir ülkeyi birleştirir. Ülkenizi bölmek istemiyorsanız, boru hatları yapın. Kürt bölgesini, Türkiye’ye en fazla boru hatları birleştirecek.”

* * *

NEDEN: SEDAT LAÇİNER Biz Türkiye’de anlam veremediğimiz birçok olayla karşılaşıyoruz. Birçok sorun mantıklı bir biçimde çözülmüyor. Devlet görevlisi pek çok insan, ülkenin çıkarlarına uymayan işler yapıyor. Bütün bunlar niye oluyor? Devletin içinde olduğu halde ülkenin istikrarını bozmaya çalışanları kim destekliyor? Bütün bu görüntülerin arkasında nasıl bir gerçek saklı? Bütün bunları küresel ilişkiler, uluslararası güvenlik ve Türk dış politikası uzmanı Doç. Dr. Sedat Laçiner’le konuştuğumuzda karşımıza çok önemli bir konu çıkıyor. Bu konu; enerji. Kafkaslar, Orta Asya ve Kuzey Irak’tan çıkan petrol ve gazın dünyaya yayılmasında, Türkiye’nin rol sahibi olmasıyla, iç ve dış politikamızda yaşananlar arasında çok yakın bir ilişki olduğu anlaşılıyor. Ergenekon’dan Kürt meselesine kadar birçok sorunun çözümünde ya da çözümsüzlüğünde Türkiye’nin dışındaki ülkelerinde rolleri ve istekleri olduğu görülüyor. Meseleye bu açıdan baktığınızda da anlaşılmaz sanılan birçok davranış büyük ölçüde açıklığa kavuşuyor. Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu USAK’ın başkanı olan Doç. Dr. Sedat Laçiner’in güvenlik ve uluslararası ilişkiler alanında yayınlanmış pek çok çalışması var.

* * *

Devamını oku »

DünyaDünya siyaseti müverrihi ilgilendirir mi? Bu sorunun cevabını vermek için dünya siyesetinden anladığımızı ya da müverrihin payına tekabül eden kısmı ortaya koymak gerekir.

Her devlet kendi varlığını devam ettirebilmek, nüfuz alanını genişletebilmek için diğer devletlerle mücadeleye girişir. Tarihte böyle idi, şimdi de böyle. İnsanların, toplumların ve dünyanın şekillenmesinde önemli bir unsur olan bu mücadelenin yakından izlenmesi, gelecekte olabilecek olaylara dair bir perspektif geliştirmeye yardımcı olacaktır.

Müverrih, örneğin Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’na neden girdiğini incelerken, uluslararası ilişkilerin hassas ve çoğu zaman acımasız terazisini görecektir. Gününün tanığı olan bizler, bugün Dünyada olup bitenleri, yarına kalacak bir tarih vesikası gibi yakından takip etmeli ve not düşmeliyiz.

Devamını oku »

Berlin Kongresi Antlaşması

9 Mayıs 2009Yorumla3.832 okunma

Berlin_kongresiToplam 64 madde idi ve Almanya’da imzalandı.

Ayastefanos’un Rusya-İngiltere-Avusturya arasında değiştirilmesi konusunda bir kongre toplanması Almanya’nın öncülüğünde toplanmıştır. Bu bakımdan kongrenin Berlin’de toplanması teklifi diğer devletler tarafından kabul görmüştür. Kongreye, Paris ile Londra antlaşmalarına katılan devletler bu kongreye de dahil edildiler. Osmanlı Devleti Mehmed Ali Paşa, Kara Todori Paşa ve Berlin sefiri Sadullah Bey tarafından temsil edildi.

Rusya başbakan Garçakof ve Londra sefiri Şuvalof’u; İngiltere başvekil Beconsfield ile Hariciye Nazırı Salibury’i; Avusturya Hariciye Nazırı Kont Andraşi’yi; Fransa Hariciye Nazırı Vadington’u; İtalya Hariciye Nazırı Kont Gorti’yi kongreye gönderdiler. Almanya ise ev sahibi sıfatıyla Başbakan Bismarck’ı kongreye memur etti.

Antlaşma Maddeleri

Kongre çalışmaları 1 ay sürmüştür. 13 Haziran’da çalışmaya başlayan kongre 13 Temmuz 1878’de çalışmalarını sonlandırdı. Ayastefanos’un imzalanmasından 4 ay sonra imzalanmıştır.

Devamını oku »

Saint Petersburg

Saint Petersburg

Ayastefanos, Osmanlı Devleti için bir mağlubiyet belgesi idi. Rusya, bu antlaşmanın tasdik belgelerini süratle, 15 gün zarfında hatta mümkünse daha erken teati edilmesini istiyordu. Çünkü Avrupalı devletlerin bir müdahalesinden endişe duymaktaydı. Osmanlı Devleti ise, kendisi açısından fevkalade zararlı ve onur kırıcı olan bu antlaşmayı biraz hafifletmek, bilhassa tazminatla ilgili maddeler için Çar nezdinde girişimde bulunmak istiyordu. Bu maksatla Serasker Rauf Paşa’yı fevkalade elçi statüsüyle Petersburg’a gönderdi.

Rauf Paşa’ya verilen talimat

1) Bulgaristan’ın prenslik haline getirilmesinden vazgeçilmesi, buna karşılık Osmanlı’nın başka bölgelerinde uygulanan müstakil bir bölge haline getirilmesi.

2) Savaş tazminatından vazgeçilmesi

3) Karadğlılara verilen Bar Limanı ve Podgariçe’ye karşılık Bosna-Hersek’de yer verilmesi.

4) Bulgaristan sınırlarının Osmanlı Devleti tarafından tayin olunacak yerlerden daraltılması.

Devamını oku »

Ayastefanos’tan sonra

5 Mayıs 2009Yorumla1.721 okunma

trakyaAyastefanos’un maddelerine bakıldığında antlaşmanın Osmanlı-Rus ilişkileri bakımından bir dönüm noktası olduğu görülür. Bir defa Balkanlar’da 3 yeni bağımsız devlet Osmanlı toprakları üzerinde kurulmuştur. (Romanya, Sırbistan, Karadağ) Aynı zamanda bir büyük Bulgar Prensliği ortaya çıkmıştır. Her ne kadar Osmanlı hakimiyetinde gözükse de antlaşmanın imzalanmasından sonra iki yıl boyunca Rus askeri işgali altında bulunmuştur. Osmanlı askerleri tamamen bölgeyi boşaltacak ve prenslik idaresinin kurulması bir Rus komiserinin gözetiminde olacak. Bosna ve Hersek’de artık Rusya ve Avusturya’nın istekleri doğrultusunda bir idare oluşturulacaktır.

Rusya bu antlaşma ile Balkanlara tamamen yerleşmiş ve Panslav emelini gerçekleştirmiştir. Bundan başka Osmanlı Devleti Girit, Teselya ve Arnavutluk’ta gerçekleştireceği reformları Rusya’ya danışarak yapmak zorundadır. Bu da Osmanlı Devleti’nin iç işlerine yabancı bir devletin müdahalesi anlamına geliyordu. Doğuda Kars, Ardahan, Batum e Doğu Beyazıd’ın Rusya’ya bırakılması bilhassa Beyazıd’ın bırakılması Erzurum’un tehdit altına alınması demekti.

Devamını oku »

ETİKETLER

Hakkımda

İstanbul Üniversitesi Tarih mezunuyum. 2003-2008 yılları arasında Derkenar edebiyat dergisini yayınladım. Bir dönem yayınevlerinde editörlük yaptım. Hikâye yazıyorum ve seyrek olarak yayınlıyorum. Kitap, edebiyat ve tarih ilgi alanımdan çok ötede bir yerde. İngilizce biliyorum, Fransızcaya yıllar sonra yeniden başlıyorum. Evliyim.

Twitter

    Fotoğraflar

    OTTOMAN NAVY NAVIGATION (89)OTTOMAN NAVY NAVIGATION (80)OTTOMAN NAVY NAVIGATION (97)OTTOMAN NAVY NAVIGATION (79)