Müverrih

Tarih, kültür-sanat ve edebiyat notları

'Siyaset' kategorisi için arşiv

Meseleyi bu kadar bekletmemin kendi açımdan tek bir açıklaması vardı, konunun gündemden uzaklaşması. Ciddi ve soylu meselelerin, günümüzde daha çok bir köşeyi dönmenin aracı olarak kullanılan köşe yazarlığının gündeminden çekildikten sonra ele alınmasında fayda var. Fayda var çünkü onların büyük bir kısmı, popülist bir gevşekliğin kollarında zırvalamaktadır. Tüketilecek şeyi aramanın ve bulunca onu nesneleştirmenin peşinde köşelerdir büyük kısmı. Buranın bu anlamda bir köşe, yazının da köşe yazısı olmadığını fark etmekle işe başlayabiliriz. Burası bir mevzi, yazı da bir mermidir.

İsmet Özel’in, Türklük ve Alevilik üzerine söyledikleri, hayatlarındaki en önemli entelektüel uğraşları televizyon izlemek olan bir kitlenin gündemine, yine televizyon sayesinde taşındı. Onların yarım akılla söyledikleri gibi söylemiş olursak, İsmet Özel’in söyledikleri ‘gündeme bomba gibi düştü’ Kimileri bu bombanın altında, kimileri üstünde kimileri de yanında kaldı. ‘Sözlerimin anlamı beni ürkütüyor’ diyen, yeryüzünün yaşayan en büyük şairinin sözleri karşısında birileri fena halde ürktü. Haklılar.

Öncelikle zorunlu bir açıklama yapmak durumundayım; belirtmek gerekir ki, bu yazı İsmet Özel’in söylediklerini tevil etmek ya da açıklamak için yazılmadı. ‘İsmet Özel aslında şunu dedi’ ya da ‘demek istiyor’ gibi bir saygısızlığa da başvuracak değilim. İsmet Özel’in sözlerini savunmak için de kaleme alınmış bir yazı değil bu. Bu yazıyı kaleme alıyor olmamın tek gerekçesi var. O gerekçe de İsmet Özel’in sözleri karşısında, belli yerlerde türeyen soytarıların, cehalet ve küstahlığın sınırlarını aşarak Türkiye’nin bu en önemli düşünce adamının sözlerini ’saçmalık ve zırva’ olarak sunmaya çalışmalarıdır. O kadar kolay ve o kadar rahat değil. Herkesin haddini bildiği bir Türkiye ne kadar güzel olurdu? Bu yazıyı yazıyor olmamın gerekçesi, aslında kendimi savunmaktır.

Devamını oku »

Sevr’den BOP’a Türkiye

1 Şubat 20104 Yorum336 okunma

Türkiye son yıllarda çok dikkat çekici gelişmeler yaşıyor. AB süreci, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), PKK terörizmi, Kürt açılımı, Kıbrıs meselesi, Heybeliada Ruhban Okulu gibi onlarca sorun ve tartışmanın içindeyiz. Amerika ve batılı devletler Türkiye’den sürekli yeni tavizler isteyip duruyor; yaklaşık 150 yıllık bir alışkanlıkla!

Sevr anlaşmasının Türkiye’ye dayatıldığı tarihlerden günümüze batılıların Türkiye topraklarına yönelik emellerinin değişmediğini düşünenlerdenim. Arşivimde Banu Avar‘ın Dünya Düzeni programının “Sevr’den BOP’a Türkiye” adlı bölümünü bulup izlediğimde yeniden yeniden düşündüm.

Devamını oku »

osmanli_klasik_caginda_siyasetProf. Dr. Feridun Emecen Hoca, İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü’nün değerli mensublarındandır. Özellikle Osmanlı Devleti Kuruluş Devri husunda önemli çalışmaları ve tespitleri olmakla birlikte Osmanlı klasik çağı üzerine söz sahibi hocalarımızdan biridir. Geçen ay kendisiyle yapılan ve Osmanlı Devleti’nin kuruluş devri tartışmalarına ışık tutan söyleşiyi yayınlamıştım. Şimdi de, bir zamandan beri çıkmasını beklediğimiz kitabın müjdesini veriyorum.

“Osmanlı Klasik Çağında Siyaset” adını taşıyan kitap üç bölümden oluşuyor ve bazı önemli başlıkları şunlar: Osmanlı Klasik Çağına Giriş: Kuruluş’tan Fetret Devri’ne; Osmanlı Devleti ve Batı Dünyası (XIV. XVI. Yüzyıllar); Fatih Sultan Mehmed ve Etrafındaki Dünya; Osmanlı Sınırları Nerede Başlar, Nerede Biter; Balkanlar ve Bosna Tarihi Bakımından Kosova Şavaşının (1389) Önemi; Şark Meselesi’nin Doğuşu; Hicaz’da Osmanlı Hâkimiyetinin Tesisi ve Ebu Nümey; Yemen’de İlk Osmanlı İdari Yapısı. 416 sayfalık kitapta görsel malzemeler de titizlikle kullanılmış.

Henüz kitabı okumadığım için içerikten bahsedemeyeceğim. Ama fikir vermesi açısından arka kapak yazısını ekliyorum ve şiddetle tavsiye ediyorum.

Devamını oku »

Yeni Deli Dumrul: Kadir Topbaş

17 Kasım 20091 Yorum796 okunma

delidumrulKadir-TopbasDeli Dumrul‘un Müverrih’te ne işi var demeyin hemen. Bildiğiniz gibi Demi Dumrul amcamız bizim kültürümüzün önemli bir parçası. Kültürümüze aitse bizi ilgilendiriyor demektir. Peki sizce Kadir Topbaş’ı neden mevzu bahis yapıyorum?

Deli Dumrul kuru bir çayın üstüne köprü yaptırmış. Geçeninden 30 akçe geçmeyeninden döve döve 40 akçe alırmış. Gerisi Halk hikâyelerinden okunabilir ama bizim asıl hikâyemiz, Kadir Topbaş‘ın yeni kimliğiyle ilgili.

Önce, Metrobüs gibi güzel bir hizmeti getirdi E5′in ortasına koydu. Diğer otobüsleri bu yola sokmadı. Sonra baktı ki bu işte iyi para var. Ayrıca Hollanda’dan aldığı metrobüs araçlarının zararını çıkarması da lazım. Üstüne üstelik son günlerde metrobüs çok yoğun olduğuna dair şikayetler arttı. Kadir Topbaş hemen çözümü buldu: Zam

Devamını oku »

inalcik_davutogluTarihçilerin Kutbu” ve “Şeyhü’l-MüverrihinProf. Dr. Halil İnalcık hocaya yakıştırılan sıfatlar. Tarihçilerin kutbu ve şeyhi olduğunu tüm dünyanın büyük bir saygıyla kabul ettiği değerli hocamıza “İlim ve fikir hayatının 70. yılında” güzel bir programla teşekkür etme fırsatı oldu. Kültür A. Ş.’nin düzenlediği programı daha önce şurada yayınlamıştım. Kendisiyle yapılan söyleşi ise şurada idi. Geçelim programa.

Program Cemal Reşit Rey Konser Salonu’ndaydı. İlk önce belgesel gösterimi yapıldı. Belgeselde Halil İnalcık hocanın hayatı ve eserlerinin Türk ve Dünya tarihi açısından önemine vurgu yapıldı. Prof. Dr. Doğan Kuban, Prof. Dr. Şevket Pamuk, Prof. Dr. Feridun Emecen belgesele hocayla ilgili görüş belirten isimlerden bazılarıydı.

Belgesel gösteriminden sonra kürsüye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu çıktı. Hocayı çok dikkatli ve derinlemesine okuduğu belli olan Davutoğlu’nun akademisyen kimliğiyle yaptığı tahliller dikkat çekiciydi. Davutoğlu, İnalcık Hoca’nın, sadece belgelerle konuşan biri olmadığını, zamanın ve mekanın ruhuna nüfuz ettiğini söyledi. Ahmet Davutoğlu’nun konuşmasının dikkat çeken noktaları haber sitelerinde yer aldığı için ayrıca aktarmayacağım.  Ancak Davutoğlu’nun, son zamanlarda eksen kayması, yeni Osmanlı gibi tanımlarla dış politikası tartışılırken, konuşmanın sonuna doğru bazı sözleri dikkatimi çekti:

Devamını oku »

nimet_cubukcuYÖK aldığı son kararla Edebiyat fakültesi mezunlarına da öğretmenlik hakkı verdi. Daha önce Eğitim fakültesi mezunları formasyonlu mezun olurken, Edebiyat fakültesi mezunları tezsiz yüksek lisans yapmak zorunda kalıyorlardı. Bu kararla Eğitim ve Edebiyat fakülteleri arasında mezuniyet özellikleri açısından fark kalmadı.

Henüz Eğitim fakültesi mezunlarının atamaları yapılmadan Edebiyat fakültesi mezunlarına formasyon hakkı tanımları, eğer büyük bir işsizler ordusu kurup küffar üzerine akın düzenlemeyeceklerse, işsizleri artırmaktan ve umut aşılamaktan başka bir işe yaramaycaktır. Çünkü?

Türkiye’de öğretmen açığının had safhada olduğu bir gerçek. Milli Eğitim Bakanlığı bu açığı kapatıyor ama nasıl? Kadrolu öğretmen atayacak olsa hem maaddi olarak hem de özlük hakları açısından büyük bir sıkıntıyla uğraşacak. Sözleşmeli aldığında en azından Bakanlığın (patronun) elinde “sözleşme” denilen bir kağıt var. Tek taraflı iptal edebilir. “Kaşını, gözünü beğenmedim arkadaş!” diyebilir. Böylece ortada “söz” falan kalmaz. Bundan daha vahimi ise “ücretli öğretmenlik” dedikleri kölelik sistemi.

Devamını oku »

Abdulhamit_IIOsmanlı İmparatorluğu’nu “müthiş bir belirsizlik bölgesi” ve tarihçilerin önüne konmuş “büyük bir bilmece” olarak gören Fernand Braudel, mevcut bakışlarımızın karşımızdaki gerçeği anlamaya yetmediğini, dolayısıyla daha fazla çalışmak gerektiğini söylemişti.

Osmanlı tarihi, uzun yıllar sabit ve hakkında son söz söylenmiş bir olgu olarak resmedildi. 1920’lerin ve 1930’ların tarih alanına getirdiği vurgu değişikliği, geçmişin tek bir karede dondurulabileceği yanılgısını da beraberinde taşımış oldu. Buradaki Osmanlı resmi, gelişmeyen, durağan ve pıhtılaşmış bir köhne kimliği tespit ediyordu. Bu görüş, yarı resmi bir tarih anlayışı şeklinde on yıllar boyu halkın ve tarihçilerin Osmanlı tasavvuruna bir “Roma katakombu” vazifesi gördü.

İşte 1970’lerin ortalarından itibaren Batı’da Osmanlı tarihçiliği bizi uyandırıcı bir işlev gördü; hor görmeye şartlandırıldığımız kendi gerçekliğimizle yeniden yüzleşmeye davet etti. Sarstı, hâlâ da sarsıyor.

‘Devletçi tarih’ anlayışı

Donald Quataert, Amerikalı bir ‘Ottomanist’, yani Osmanlı tarihi uzmanı. Alanı, iktisat tarihi. Daha önce dilimizle buluşmuş birkaç çalışması var. Osmanlı Devleti’nde Avrupa İktisadi Yayılımı ve Direniş (1881-1908) adlı kitabı (Yurt Yay., 1987), Osmanlı yöneticilerinin emperyalizme karşı verdikleri mücadelenin çeyrek yüzyıllık manzarasını ortaya koyuyordu. Sanayi Devrimi Çağında Osmanlı İmalat Sektörü (İletişim Yay., 1999) adlı çığır açan eserinde ise farklı bir yöntem izliyordu. Osmanlı tarihçilerinin genellikle “devletçi” bir çizgi izlediklerinden şikâyetle, iktisat tarihinin hep devletin kazanç ve kayıpları üzerine odaklandığını, oysa bu çalışmalarda üreten kesimin sesinin duyulmadığını belirtiyor, bu kesimin bir türlü özne olamamasını eleştiriyordu.

Devamını oku »

ETİKETLER

Hakkımda

İstanbul Üniversitesi Tarih mezunuyum. 2003-2008 yılları arasında Derkenar edebiyat dergisini yayınladım. Bir dönem yayınevlerinde editörlük yaptım. Hikâye yazıyorum ve seyrek olarak yayınlıyorum. Kitap, edebiyat ve tarih ilgi alanımdan çok ötede bir yerde. İngilizce biliyorum, Fransızcaya yıllar sonra yeniden başlıyorum. Evliyim.

Twitter

    Fotoğraflar

    OTTOMAN NAVY NAVIGATION (89)OTTOMAN NAVY NAVIGATION (80)OTTOMAN NAVY NAVIGATION (97)OTTOMAN NAVY NAVIGATION (79)