Müverrih

Tarih, kültür-sanat ve edebiyat notları

'Yazarlar' kategorisi için arşiv

Yazar olun, tarih yazın

6 Temmuz 2009Yorumla722 okunma

kal_klavUzun zamandır muverrih’e yazar kaydını açıp açmamayı düşünüyordum. Sadece bir kişinin yazdığı bir site olmasını başından beri istemedim ancak taşlar yerine oturana kadar böyle devam etmeliydi. Gerçi çok seyrek yazan birkaç arkadaşım yazar olarak kayıtlı ama bundan sonra onlardan da daha fazla yazı bekliyorum.

Neler yazabilirsiniz?

Tarihle ilgili olan her şey. Osmanlı tarihi, Türk tarihi gibi bir sınırlamamız yok. Bize yeni bir bilgi verecek her yazı bu blogda yer alabilir. Tarihi arka planı muhafaza edilmek şartıyla geleceğe yönelik projeksiyonlar, devletler arası siyasetin durumu yani günümüzde olup bitenleri, asla politik açmazlara düşmeden, değerlendiren yazılar da yazabilirsiniz.

Nasıl kayıt olacağım?

Yönetim kısmından “Kayıt Ol” bağlantısını takip ederek yazar kaydınızı yapabilirsiniz.

Çok fazla spam kayıt gelmeye başladığı için muverrihnet[at]gmail.com adresine e-posta gönderirseniz, kaydınızı manuel olarak yapacağım ve size şifreniz gönderilecek.

Siteye yazı eklerken başlık kısmına yazınızı ifade edecek en uygun kısa ifadeyi seçmeniz, yazınızı çok uzun tutmamanız okunmasına katkı sağlayacaktır.

TBMM bir Osmanlı meclisi miydi?

26 Nisan 2009Yorumla2.139 okunma

I._meclisYok, yok, sandığınız gibi değil, bu yazıda, 89. kuruluş yıldönümünü kutladığımız TBMM’nin açılış günü kurbanlar kesildiğini, Sakal-ı Şerif taşındığını, mevlit okutulduğunu filan yazacak değilim. Amacım, TBMM’nin aslında yeni bir meclis olmadığı, daha doğrusu İstanbul’daki meclisin bal gibi devamı olduğunu ortaya koymak.

Yalnız bunu yapabilmek için tarihin en sıkıcı faslı olan zaman dizimini (kronolojiyi) bir miktar hatırlamamız gerekiyor.

12 Ocak 1920′de İstanbul’da Meclis-i Mebusan açılır. 28 Ocak’ta Misak-ı Millî ilan edilince işgal kuvvetleri öfkelenir. 4 Mart’ta Celaleddin Arif, Meclis başkanlığına seçilir. 16 Mart’ta İstanbul resmen işgal edilir. 2 gün sonra Meclis son olarak toplanıp tatile girer. 2 Nisan’da Salih Paşa kabinesi istifa eder. Artık İstanbul’da yapılacak iş kalmamıştır. 9 Nisan’da birçok milletvekili gibi Meclis Başkanı Celaleddin Arif, Ankara’ya gelir ve 10 Nisan’da bir bildiri yayımlayarak milletvekillerini Ankara’da toplanmaya davet eder. Ertesi gün Sultan Vahdettin Meclis’i feshettiğini bildiren iradeyi yayımlar. 21 Nisan’da Mustafa Kemal Paşa, Meclis’in 2 gün sonra açılacağı ilan eder. Ve 23 Nisan.

Devamını oku »

Abdülhamid içki içer miydi?

8 Şubat 20098 Yorum3.590 okunma

Tarihin dalgaları, kimlik sorunlarımızın artışına paralel olarak toplumsal hafızanın kıyısına giderek daha sık çarpar oldu. Kimlik cüzdanımızda o bir türlü kapatamadığımız boşluğu, tarihe giderek çözebileceğimizi umuyor, bu yüzden tarih okuyor, tarih dinliyor, tarih ’seyrediyoruz’! Ancak televizyon programlarının zaman zaman zihinleri çorbaya çevirme fırsatı kollayanların elinde zehirleyici birer alet olabildiği de bir gerçek.

Nitekim Murat Bardakçı, 4 Ocak 2009 akşamı Kanal 1′de o kadar çok sayıda çam devirdi ki, sayamadım. Herkesi cahil buluyor Bardakçı; zaten kendisinden başka bu ülkede doğru dürüst Osmanlıca okumayı bilen de yok. Oysa büyük ölçüde Vahdettin’in ailesinin kendisine verdiği belgeleri düzenlemekten ibaret bir çalışma olan “Şahbaba”da bile yığınla Osmanlıca okuma hatasını görmezden gelmek için kör olmak lazım. En basiti, sayfa 574′e koyduğu Harbiye Nazırı Şakir Bey imzalı 2 No’lu belgedeki “lede’t-tezekkür” ibaresini “ledet’-tezkir” okumuştur. Ortalama Osmanlıca bilgisine sahip birisi bile kelimenin “tezkir” okunması için “kef” harfinden sonra “ya” harfinin gelmesi lazım geldiğini bilir.

Devamını oku »

İkinci Abdülhamid, Yahudiler’in 19. Yüzyıl’ın sonlarında Filistin’e yerleşmelerini kısıtlayıp, bütün taleplere rağmen Yahudi göçünü devamlı engelleyerek, İsrail’in bölgede 60 senedir cereyan eden katliamlarını 50 yıl geciktirmişti…

Yahudiler Filistin’in kendilerine vaat edilmiş topraklar olduğuna inanmaktaydılar. Fakat Filistin’deki devletleri uzun süreli olmadı. Yahudiler önce Babilliler, sonra da Romalılar tarafından Filistin’den çıkarıldılar.

Ancak topraklarından sürüldükten sonra asırlarca geri dönüp devletlerini tekrar kurmak hayaliyle milletlerini ayakta tuttular. Başlarına gelen her felaketi geri dönüş zamanının geldiği şeklinde yorumladılar. 19. yüzyılda Osmanlı topraklarında nüfuz alanı kurmak isteyen İngiltere, Fransa’nın Katolik, Ruslar’ın da Ortodokslar ile işbirliği yapması gibi imparatorlukta kendisine yardımcı olacak bir topluluk aradı ve Yahudiler’le işbirliğine başladı.

YAHUDİLER’İN HAMİSİ İNGİLTERE

Böylece Yahudiler’in Filistin’e geri dönüş macerası başladı. Bu konuda birçok şey yazılıp, çizilmiştir, ancak en önemli araştırmalardan birini İkinci Abdülhamid döneminin en önemli uzmanlarından olan Prof. Dr. Tufan Buzpınar yapmıştır. İngiltere bütün çabalarına rağmen ilk başta Filistin’e Yahudiler’i yerleştirmeyi başaramadı.

Devamını oku »

Cemal Paşa, Kudüs’teki karargâhındadır. Filistin’in Nablus şehrinden gelen 20 kadar insan, kendilerini sürekli paylayan Cemal Paşa’nın neredeyse ayaklarını öpeceklerdir; durmadan yalvarıp yakarmaktadırlar. Kaderleri, karşılarındaki paşanın ağzından çıkacak tek bir kelimeye bağlıydı çünkü. O ‘idam’ dedi miydi, kurtuluş yoktu.

Neyse ki bu defa şanslıydılar: Anadolu’ya sürgünle yakayı kurtarmışlardı. Adamlar dışarıya çıktıktan sonra Cemal Paşa birden değişmiş, “Ne yaparsın, burada böyle söküyor” demişti. Falih Rıfkı, Paşa’nın tavrındaki bu değişimi, “Rol bitmişti” diye özetler.

Rol bitmişti, evet. Falih Rıfkı Atay’ın “Zeytindağı” adlı kitabı dili, üslubu için de okunabilir ama bence “ibret” almak için okunmalıdır. Yıkılmaz denilen Osmanlı kalesinin peş peşe yapılan hatalar yüzünden 4 yıl içinde nasıl çatır çatır çöktüğünü daha iyi anlatan bir eser bulmak kolay değildir.

Cemal Paşa, Arapları tehcir, tedhiş ve silahla Türkleştireceğine inanmıştı. Ermeni tehcirinin tersine, bu defa Suriye ve Filistin’den Anadolu’ya yapılan bir başka tehcirden söz ediyoruz. Çapı öbürüne göre ufaktı ama etkisi sanılandan çok daha büyük oldu. Sonuç, Arap topraklarının büsbütün kaybı ve Filistin’de hâlâ kanayan yara olacaktı.

Devamını oku »

Fakir olun, evinizi şımartın…

25 Aralık 2008Yorumla844 okunma

Böyle bir zamanda zengin olmak için çok çalışmak lazım geldiğini herkes biliyor. Ama kimsenin bilmediği bir şey var ki o da fakir olmak için çok daha fazla çalışmak gerekiyor. Zengin olmak için harcadığının iki katı mesai harcamalı ki insan fakr mertebesine ulaşabilsin. İnsanı yatay büyüme zengin, dikey büyüme fakir kılar.

Hakikatte dünya malına ihtirasla bağlı, sahip oldukça gözü doymayan adama yoksun, öldükten sonra geride hesabını bilmeyecek denli, gözleri arkada kalacak kadar mal mülk bırakan kişiye yoksul denir. Asli değerle itibari değeri tefrik edebilecek yetenekleri gelişmiş, sahip olduğu halde mülkiyete tamah etmeyen marifet sahiplerine ise “fakir” denir. Fakr hali, insanın asli halidir. Mülkiyet, insanla hakikat arasına giren perdedir. Sahip olduklarıyla istiğna duygusu yaşayanlar kendi ruhsal tekâmülleriyle ilgilenmeyi zait addederler. Ne de olsa ‘olmak’ sahip olmaya göre daha meşakkatlidir. Olmak, iç donanımı sağlayarak dışarıyı tanıyıp tanımlayabilecek olgunluğa erişmektir. Sahip olmak ise, kendini sahip olduklarıyla tanıyıp tanımlama gayretidir.

Devamını oku »

2006 yılında bir çağrıda bulunmuştum bu köşeden. Gelin, demiştim, Milli Mücadele’nin Sivas’ta çıkan ilk yayın organı “İrâde-i Milliye” gazetesinin tamamını yeni harflere çevirip yayımlayalım. Doğrusu gösterdiğiniz alaka, heyecan aşılıyor meyus kalbime. Hâlâ cevap verenler, hazır olduklarını söyleyenler oluyor.

Şimdi size ve o gönüllülere buradan duyurmak boynumun borcu oldu: Çağrımız Sivas’ta yankılandı ve bir grup öğretim üyesi elbirliği etmek suretiyle 40 kadar “İrade-i Milliye” nüshasını Latin harflerine çevirdiler, Sivas Belediye Başkanı Sami Aydın Bey’in destekleriyle Buruciye Yayınları tarafından Osmanlıca orijinaliyle birlikte 2007 yılında yayınlandı. Yani eksik de olsa bu ilk resmi yayın organının bir koleksiyonuna sahibiz. Emeği geçenlere teşekkür ediyorum. Keşke diğer gazete koleksiyonları da aynı bahtiyarlığı yaşayabilse.

Yine de bir iki noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Birincisi, kronik problemimiz olan ciddi okuma hataları. En basiti, kapı, eşik anlamına gelen ’südde’ kelimesinin ısrarla ’sedde’ yazılması (msl. s. 19) ya da “istiksâratımızın” (s. 159) kelimesinin doğrusunun “istiksar etmezler” olması gibi. Bunlar ufak tefek kusurlar gibi görünüyor ama yapılan işin önemi karşısında daha ciddi olunması gerekirdi.

“İrade-i Milliye” gazetesinin maalesef tam bir koleksiyonu hiçbir yerde yok. İnkılap Tarihi Enstitüsü’nde de sadece mikrofilmleri mevcut. Asıllarını isteyince yok diyorlar. Nasıl yok olur? Anlamak mümkün değil. Allah’tan Amerikalılar var da, gazetenin Türkiye’de dahi bulunmayan bazı nüshalarını Chicago Üniversitesi Arşivi’nden temin edebiliyorsunuz.

Devamını oku »

ETİKETLER

Hakkımda

İstanbul Üniversitesi Tarih mezunuyum. 2003-2008 yılları arasında Derkenar edebiyat dergisini yayınladım. Bir dönem yayınevlerinde editörlük yaptım. Hikâye yazıyorum ve seyrek olarak yayınlıyorum. Kitap, edebiyat ve tarih ilgi alanımdan çok ötede bir yerde. İngilizce biliyorum, Fransızcaya yıllar sonra yeniden başlıyorum. Evliyim.

Twitter

    Fotoğraflar

    OTTOMAN NAVY NAVIGATION (89)OTTOMAN NAVY NAVIGATION (80)OTTOMAN NAVY NAVIGATION (97)OTTOMAN NAVY NAVIGATION (79)