İstanbul, tarih boyunca onlarca seyyahın hayranlıkla gezdiği, yazdığı bir şehir olmuştur. Osmanlı başkenti olmasından aldığı ilham, Batı’ya yabancı olan İslam kültürü, zenginliği, doğuya özgü hayat tarzı gibi çeşitli unsurlar şehri özellikle batılı seyyahlar için büyük bir cazibe merkezi haline getirmiştir. 1550′lerden itibaren çeşitli seyyah, elçi ya da elçilerin yanında seyahati yazmakla görevli olanların kaleminden çıkan yüzlerce İstanbul anlatısı ortaya çıkmıştır. Bunların hatırı sayılır bir kısmı ise elçi maiyetinde gelen ressamların çizdiği gravürlerle süslüdür. Eski İstanbul’a ışık tutacak bu gravürleri doğru okumak ise bugün oldukça maharet isteyen bir meseledir.
İstanbul’un 100 Gravürü adıyla yayınlanan kitapta, değerli arkadaşım Sinan Ceco, bu zor işin üstesinden gelmiş görünüyor. Çok büyük titizlik ve emekle hazırlanan kitapta yer alan gravürleri bizzat kaynaklarından temin edip, inceleyip günlerce uğraştığına şahit olan biri olarak bunu rahatlıkla söylüyorum. Kültür A.Ş. yayınları arasından yayınlanan İstanbul’un 100 Gravürü, eski görüntülerle zamanda bir yolculuğa çıkmak isteyen ve İstanbul’u yeniden okumak isteyenler için bire bir. Ayrıca kitabın, İstanbul gravürleri üzerine yazılmış tek kitap olmasından dolayı da büyük bir değere sahip olduğunu da eklemeliyim.
Kitabın giriş yazısında yazar Sinan Ceco, İstanbul’a gelen seyyahlar ve gravürler hakkında şu bilgileri veriyor:
Gravürler, fotoğrafın icadından önce kullanılan en önemli görsel materyal olarak bizlere kaynaklık etmektedirler. Gravürlerin önemi sadece bu kentin geçmişteki görünümünü hafızamıza kazımakla da sınırlı değildir mutlaka. Bu bağlamda gravürler dikkatle incelenildiğinde, onların aynı zamanda birer tarihi vesika olduğu anlaşılacaktır.
Her köşesinde bir hikayenin anlatıldığı bu görsel kaynakların hangi köşesine baksanız, İstanbul ahalisinden birinin hayatına dokunmamanızın mümkün olmayacağını anlarsınız.
Bahsi geçen görsel malzemeler, şüphesiz geçmişin izlerini kusursuz yansıtmamaktadır. Sanatçının yorumu, anlatmak istediği olgu, içinde bulunduğu çelişkiler, algılama hataları gibi unsurlar, ressamların çizgilerinde ele aldığı sahnelerin veya mekanların hatalı aktarılmasına neden olmaktadır. Ancak bu kitapta tüm bu etkenler ele alınarak, çizgilerde saklı Osmanlı dünyası gözler önüne serilmeye çalışılmıştır.
Osmanlı’nın İstanbul’u her zaman Avrupalılar tarafından bilinmezleriyle merak konusu olan bir kent olmuştur. İstanbul, Fatih devri sonrasından itibaren başlayarak ve 18.yüzyıldan sonra da yoğunlaşarak Batılı seyyahların uğrak mekânı haline gelmiştir.
Bu şehir, yalnızca seyyahların hayallerini süsleyen uğrak bir mekân olmakla da kalmamıştır mutlaka. Bir dönem dünyanın kaderini tayin eden Osmanlı İmparatorluğu’nun bu kozmopolit kenti, Osmanlı toplumunun hayat tarzı konusunda bilgilerin edinilebileceği ve devletin sahip olduğu geniş coğrafyada sağladığı dengelere dair hassas noktaların öğrenilebileceği bir bilimin çalışma sahası haline gelmiştir ki bu ilmî disiplinin adı da “oryantalizm”dir.
Bu nedenledir ki, gelen seyyahların çoğu, Avrupalı devletlerin idarecileri tarafından gönderilmiş ya da desteklenmiştir. Seyyahların yaptıkları bu çalışmalar, kimi zaman kendi çizimleriyle, kimi zaman da yanlarında getirdikleri yetenekli ressamların çalışmalarıyla, görsel anlamda desteklenmiş ve şehrin büyüleyici görünümü okuyuculara aktarılmıştır. Bugün her ne kadar bizlere kültürel bir zenginlik olarak görünse de, bu çizimler aynı zamanda seyyahların döndükleri ülke idaresine sunduğu görsel bir rapor olarak değerlendirilebilmektedir. Bu nedenle çalışmamızda kullandığımız görsel kaynakların, o dönem için teşkil ettiği stratejik önem göz ardı edilmemelidir.
Bu kitapta ise, 16.yüzyıldan itibaren belirgin bir şekilde varlığını hissettiren, 18.yüzyıldan itibaren de sayıları hızla artan, Avrupalı seyyahların kaleme aldığı eserlerde yer alan ve bu kişilerin “doğu algısı” ile ortaya koyduğu gravürlerin çözümlemeleri yapılmıştır. Gravürlerdeki unsurlar tek tek ele alınarak değerlendirilmeler yapılmış ve gravürlerin anlattığı sahnelerdeki hadiseler ifade edilmeye çalışılmıştır. Şimdiye kadar bu görsel kaynakların değerlendirilmesi, tarih bilgisi dâhilinde yapılmadığı için, gravürlerin sanatsal yönleri öne çıkarılmış ve seyyahların çizgilerinde gizlenmiş olan tarih, sürekli unutulmuştur. Dolayısıyla bu çalışmanın, “seyyahların çizgilerinde saklı İstanbul”u okuyucuya sunma gibi önemli bir misyonu üstlendiği gerçeği yadsınılamaz bir gerçektir.
İstanbul’un 100 gravürünü seçerken epey zorlandığımı ifade etmek isterim, zira binlerce nitelikli gravür arasından yüz adet gravürü seçmenin ne kadar zor olduğunu, okuyucularımız da tahmin edeceklerdir. Nitekim bu kitap, İstanbul ile ilgili yaptığımız çalışmaların küçük bir bölümünü ihtiva etmektedir. Zira Batılı seyyahların kitaplarında yer alan gravürler binlerle ifade edilebilmektedir. Ortaya koyduğumuz çalışmada yer alan İstanbul’un 100 gravürünü ise, belli konu başlıkları altında ele aldık ve böylece kitabın bir bütünlük arz etmesini hedefledik. Buna göre; Kentin Genel Manzaraları, Sultan’ın Sarayları, Camiler, Kuleler ve Sütunlar, Boğaziçi ve Haliç ile İstanbul Hayatından Manzaralar, isimlerinde bölümler belirleyerek, ilgili gravürleri bu konu başlıkları altında ele aldık.
İstanbul’un 100 Gravürü, baştan sona okunduktan sonra bile bir başucu kitabı olarak her zaman elimizin altında bulunması gereken bir kitap oldu. İstanbul’un o an merak ettiğimiz bir yerine yeniden tarih yolculuğu yapabiliriz. Her gravürü, o büyük tablodaki ayrıntıları bulmaya gayret ederek keşfedebiliriz.

İstanbul’un 100 Gravürü, Sinan Ceco
Kültür A.Ş. Yayınları, 220 s.






İstanbul'un fethine panoramik bakış
'Yalan tarihi bile bile savunacak biri varsa görelim...'
Selçuklular'da ve Atabeyliklerde Posta ve İstihbarat
Bizim Korsanlar
Dokunabildiğimiz Medeniyet Sergisi
İlber Ortaylı ile Tarih Dersleri: Roma
"Ağır Misafir'le Sözü Yormadan..."
Saraydan Halka Törensel Yaşam ve İstanbul
Göktürkler
Yeniçağda Savaş




Ben bu esere hayat veren değerli arkadaşım Sinan Ceco’yu tekrar cânı gönülden kutluyorum. Henüz kitabı elime alıp okuma fırsatım olmadı. Ama şunu biliyorum. Üzerinde yoğun çaba harcadığı bu eserinde çok değerli bilgilerini bizlerle paylaştığından ve tarihin yaşayan yapıtlarını en ziyadesiyle resmettiğinden hiç şüphem yok.