Müverrih

Tarih, kültür-sanat ve edebiyat notları

Ekim 2010 için arşiv

Tüyap Kitap Fuarı’nın sürdüğü şu günlerde kitapların geleceğine dair bir tartışmayı paylaşmak istedim.

Kitapları rafta görmek isteyen anlayışla ekranda görmek isteyen anlayışın buluştuğu bir nokta olabilir mi; kitabın geleneksel kalıplar dışında teknolojik bir versiyonu mümkün mü gibi soruları çoktan geçmiş “Avrupa yayıncılığı” örneğine rağmen Türkiye’de henüz tartışmaların çok başındayız.

Aşağıdaki yorum-haberin tarihi biraz eski ama önemli ayrıntılar içeriyor. Lafı uzatmadan, buyurun:

Londra’da kitap yayıncılığının geleceği tartışılıyor: iPad, Kindle gibi elektronik kitap okuyucuları gerçekten de alıştığımız haliyle ‘kitabın sonunu’ getirecek mi? Yayıncılık piyasasını meşgul eden bu önemli tartışmayı HANDE GÜRSES aktarıyor.

Geçtiğimiz hafta UCL’de (University College London) görevli profesör Ian Stevenson, yayıncılığın geleceği üzerine bir konferans verdi. 30 yılı aşkın süredir Macmillan, Longman gibi yayınevlerinde çalışan Stevenson ayrıca doğa dostu yayınevi Belhaven’in kurucusu. Iain Stevenson “Kitapların geleceği var mı?” başlıklı konuşmasına, 300 yıl şarj etmeden dayanan “pili”, oldukça dayanıklı “kasası” ve bir bebeğin bile kolaylıkla kullanabileceği bir “işletim sistemi” sahibi olan insanlığın en önemli icatlarından kitabı tanıtarak başladı. Britanya’nın gayri safi milli hasılasının 7′de birini oluşturan kitap endüstirisinin büyüklüğünden bahsederken ekonomik krizin en ağır yaşandığı 2009 yılında bile Britanya’da 133 bin yeni kitap basıldığının altını çizdi.

Devamını oku »

30 Ekim-7 Kasım 2010 tarihleri arasında TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi- Büyükçekmece’de düzenlenecek olan 29. İstanbul Kitap Fuarı 550 yayınevi ve sivil toplum kuruluşunun katılımı, yaklaşık 300 etkinlik ve yüzlerce imza ile kapılarını kitapseverlere açmaya hazırlanıyor.

Onur Konuğu: İspanya

İlk kez bir ülkenin edebiyatı ve kültürüyle İstanbul Kitap Fuarı’nın Onur Konuğu olacağı İspanya etkinlikleri, 30 Ekim-2 Kasım 2010 tarihleri arasında Uluslararası Salon’da (5 nolu hol) gerçekleştirilecek. Onur Ülke programı kapsamında İspanya’dan konuk yazarların katılımıyla söyleşiler, sergi, açılış ve kapanış konserleri yer alacak.

Fuar’dan bazı imza günleri

07.11.2010 -13:30 – Profil Kitap
Ahmet Murat
Hüseyin Akın
İbrahim Tenekeci

Devamını oku »

Daha önce ücretli öğretmenlikle ilgili yazmıştım. O yazıyı yazmamın bir amacı vardı. O da,  ücretli öğretmenlik saçmalığı konusunda hassasiyet / duyarlılık oluşturmaktı. Devlet ricalinin, MEB yetkililerinin Müverrih’i okumadığını bildiğimden “yetkililere sesimi duyurmak için” yazdım diyemem.

MEB, bu uygulamasına benim yazıma rağmen (!) bu sene de devam etti ve garip bir uygulamayla işsiz öğretmenlerle, geçen yılki ücretlilerin yerini değiştirdi. Yani geçen yıl öğretmen olup bir şekilde ekmek parası için üç kuruşa “eyvallah” etmiş genç öğretmenimizin yerine, artık umut etmekten yorulmuş başka bir öğretmenimiz ücretli öğretmen olma şerefine nail oldu. Tamamı böyle diyemem ama genel olarak bu şekilde olduğuna dair arkadaşlarımdan duyuyorum.

Devamını oku »

Uzun zamandır düşünür dururum. Ülkemizde binlerce öğretmen var. Tanıdığım onlarca öğretmen var. Arkadaşlarım içinde üç-beş tane öğretmen var. Gerçek anlamda kitapla ilişkisi olan öğretmenleri tenzih ederek soruyorum: Bu kadar öğretmen içinden doğru düzgün kitap okuyan kaç kişi çıkar?

Tarih öğretmenleri eminim tarih kitabı okumuyor. Öğretmen olduktan sonra kitap almadıklarını, artık yeni kitaplarla zaman geçirmediklerini biliyorum. Müfredat, ders kitapları, ÖSS hazırlık falan. Bunların dışına kaçı çıkıyor? Kaçı yeni araştırmaları, buluşları takip ediyor? Kaçı müfredat dışında başka bir “tarih” olduğunun farkında?

Edebiyat öğretmenlerinin çoğunun edebiyatı falan takip etmediğini, Derkenar‘ı çıkardığım zamanlardan az çok biliyorum. Varlık‘tan başka bildikleri edebiyat dergisi yok. Yeni şiir kitapları, şairler falan kimdir kimsenin bildiği yok. İkinci Yeni şairlerinde takılıp kalmışlar. İşte çok nadir günümüze gelebilmiş öğretmenler de zaten farklarını ortaya koyuyor. Öğrencileri de bu farklılıktan nasipleniyorlar tabii ki; yeni dünyalar keşfediyorlar.

Devamını oku »

2004-2008 yılları arasında yayınlanan Derkenar dergisinin tüm sayılarının PDF dosyalarını nihayet oluşturmayı başardım. Dergi formatında okunabilmesi için de Issuu.com adlı internet sitesine aktardım.

İlk 18 sayı QuarkXpress ile tasarlandığından, neredeyse her sayıda büyük yazı tipi bozulmaları olmuş. Bazılarını tek tek, bazı bölümleri ise bozuk yazı tipini ona yakın görünümdeki başka bir yazı tipiyle değiştirerek düzelttim. Buna rağmen söz konusu ilk 18 sayının belki bir iki yerinde Türkçe karakterlerde bozulmalar gözden kaçmış olabilir. Son üç sayı ise Indesign ile tasarlandığından hiçbir font problemi olmadı.

İnternet üzerinden dergi okumak nasıl olur, nasıl olacak bilemiyorum, ama en azından arşivi eksiksiz olarak erişime açmış oldum. Öte yandan bu kadar zahmete rağmen Derkenar’ın mazide kalan sayılarını bekleyen binlerce insan olmadığını da biliyorum. Benim derdim, bir kişi bile “dergilere bir bakayım” deyip bakmak istediğinde ulaşılabilir olmasıydı.

Dergide yazısı yayınlanan, dergiye büyük emekler veren arkadaşlar için her sayının hatırası yeniden yeniden canlanacaktır. Okurlarımız için de güzel bir nostalji olacaktır.

Devamını oku »

Şair ve yazar Hüseyin Akın’ın yeni kitabı “Canlı Renkler” çıktı. Profil Yayınları tarafından yayınlanan kitapta, Akın’ın çeşitli dergilerde yazdığı kitap ve medeniyet dünyasına dair yazılar yer almakta.

Kitabın arka kapak yazısında şu ifadeler yer alıyor:

Yazar mekân ve zaman sarmalından geçen adamdır. Yaşadıklarında yazdıklarının, yazdıklarında yaşadıklarının izleri vardır. Yazınsal ömürle yaşamsal ömür arasında her zaman birbirini destekleyen geçişlilikler, soluk alış verişleri bulunabilir. Mekân ömre ne katar? Kadim zamanlardan eski izler taşıyorsa eğer bir mekân, burada yaşayanların ömrüne geçmişten bir şeyler bahşedip uzun yaşanmışlıkları heybesine yükleyebilir. Sesi, sözü ve tınısı hâlâ devam eden şarkıya bir tarafından dâhil olup geçmişten geleceğe doğru akıp gitmek gibi bir şeydir bu. İnsan yaşadığı yere; mekân, ömrüne tanıklık ettiği insana benzer. Zira kültür toprağı asfalt, ahşabı beton kılan iradenin adıdır. Bu yüzden mekâna hep bir mümkünden ulaşılır. Mümkün ise zamanın kendini uçuculuktan kurtarıp imkâna kavuştuğu yere denir.

Devamını oku »

İbrahim Tenekeci’nin yeni deneme kitabı Tüfeksiz Hareketler Profil Yayıncılık’tan çıktı.

Milli Gazete’de değişik zamanlarda yazdığı denemelerden oluşan kitapta güne ve güncele dair denemeler yer alıyor.

Hüseyin Akın’ın kitap hakkında yazdığı yazı aşağıda yer alıyor.

***

Bir türkümüz vardı şöyle başlıyor veya devam ediyor: “Ben ahlâkın beğendim / Cemalinde gözüm yok.” İşte bu anlayıştan, doksan altmış-doksan’a nasıl gelindi? Bunu gerçekten tartışmamız gerekiyor.”

Yukarıdaki satırlar İbrahim Tenekeci’nin yeni çıkan deneme kitabından alınma. (Profil Yayınları, Eylül 2010) Bu tespiti çok beğendim. Dünden bugüne ahlâk adına ne denli ileriye gittiğimizi gösteriyor. Geri ve ileri kelimeleri her şeyde bir iniş ve çıkışı ifade edebilir belki, ama ahlâk hariç.

Ahlâk adına ileri gidiş bir yozlaşma ve çürümeyi ifade ederken, ahlâki geri gidiş öze dönüşü, köklere inişi yansıtır. ‘İleri gitmek’ tabiri dilimizde her zaman pozitif bir ilerlemeyi işaret etmez. ‘Çok ileri gitmeye başladın’, ‘Fazla ileri gidiyorsun’ derken aslında bir sapmaya ve sınırı aşmaya dikkat çekmiş oluruz.

Devamını oku »

ETİKETLER

Hakkımda

There is something about me..

Twitter

    Fotoğraflar

    panorama1453fetih (1)panorama1453fetih (10)panorama1453fetih (11)panorama1453fetih (12)