Müverrih

Tarih, kültür-sanat ve edebiyat notları

Temmuz 2010 için arşiv

Zafer Yahut Hiç, Mustafa Kutlu’nun yeni hikâye kitabının adı. Ay başında yayınlanan kitabı yeni aldım ve okudum.

Mustafa Kutlu kitaplarının tamamında olduğu gibi etkileyici bir hikâye sizleri bekliyor. İnsan olmanın zaafları, acıları karşımıza çıkıyor. Hayatın hüzünlerine, mutluluklarına ve kenara itilmişlerin küçük ama değerli dünyalarına konuk olacaksınız.

Devamını oku »

Müverrih‘i wordpress.com‘un ücretsiz alanına taşıyorum. Birkaç sebebi var elbette. Müverrih üzerinden devam ettiğim yayının hem alan adı hem de barındırması ücretli olduğundan ve artan ziyaretçi trafiğinin getirdiği artı maliyetler ücretsiz bir bloga yönelmeme neden oldu.

Yaklaşık iki yıldır ağırlıklı olarak tarih konuları olmak üzere çeşitli konularda yazılar yayınladım. Fikirlerimi paylaşmaya, tartışmaya çalıştım. Bazen bir sempozyumu haber vereyim istedim. Güzel bir kitaba yeni okuyucular bulmaya çalıştım.

Şimdi bütün bunlara başka bir blogda devam edeceğim. Tabii wordpress.com‘un imkanları daha farklı. Blog tasarımlarında çok fazla oynama yapamayacağım belki ama maksadı gerçekleştirecek, yani yazıları sizlere ulaştıracak en iyi blog platformlarından biri.

23 Temmuz 2010′dan sonra site kapanacak ve muverrih.net’i tıklayanlar kuracağım bloga yönlendirilecek.

Değerli Osmanlı tarihçisi Prof. Virginia Aksan’ın Kuşatılmış Bir İmparatorluk. Osmanlı Harpleri (1700-1870) başlıklı çalışması Osmanlı askeri sisteminin yaklaşık iki yüzyıllık bir zaman aralığında geçirdiği dönüşümü yansıtan bir harp tarihi çalışması olmanın ötesinde, Osmanlı tarihine, modernleşmesine ve tarih yazımına ilişkin çok daha genel bir çerçeveyi de tartışmaya açıyor.

Osmanlı İmparatorluğu’nu Katolik Habsburgların Avusturya’sı ve Ortodoks Romanovların Rusya’sı ile karşılaştırmalı bir bakış açısıyla ele alan Aksan, imparatorluğun içindeki askeri, entelektüel ve dinsel seçkin gruplarıyla merkezin çatışmalı ilişkilerini de yine askeri dönüşüm ve reform girişimleri bağlamında ele alıyor.

Bu çalışmanın amaçları doğrultusunda, öyküyü Londra, Paris, Viyana veya Petersburg’dan ziyade, İstanbul’un bakış açısından anlatmaya yönelik bilinçli bir çabaya girişeceğim. Amacım, Osmanlı açısından dönemin “Batı Sorunu”nun daha ayrıntılı bir versiyonunu ortaya koyabilmek. Bu kitabın özü, özellikle III. Selim (1789-1807) ve II. Mahmud (1808-39) dönemlerinde yaşanan olaylarla birlikte, askeri sistemin yeniçeriden zorunlu askerlik hizmetine dayalı düzenli bir orduya doğru evrilmesine dairdir.

Devamını oku »

Ayraç dergisinin yeni sayısı çıktı. Bakalım bu ay dergide neler varmış:

Körlük’ten uyanmak için, ‘okul’laşan dergiler…

“Her dergi bir okuldur.” diyordu Cemil Meriç. İnsanlar yetiştirir. Fikirler doğurur. Okul aynı zamanda ekol demekti. Meriç’in en çok yakındığı da, yaşadığı topraklarda bir “gelenek” yani bir “ekol”, bir başka ifadeyle bir “okul” bulunmayışıydı. ‘Okul insanlar’ vardı belki. Tarık Zafer Tunaya’ya en büyük tavsiyesi de buydu. Okullaşan insanlar yetişmesini gözlüyordu, her insanın etrafındakileri büyütmesini, fikirlerle buluşturmasını istiyordu. Yunan’dan, Mısır’a; Kuzey Avrupa’dan Hint’e uzanan bir rotada gezinirken onun zihni, geleneğinden koparılmış bir ülkenin güdük kalışına, “Sen bir azgelişmişsin!” hitabına razı olmuş bir entelijansiyanın çaresizliğine üzülüyordu. 13 Haziran 1987′de öldüğünde, gözleri okumaktan kör olmuştu. Onun dünyası, kitapların dünyasıydı. Jorge Luis Borges’le aynı kaderi paylaşmıştı. Kitaplarla dolu bir kütüphanede yaşayan ‘aydın’ körlükle imtihan edilecekti; Borges buna “Tanrının ironisi” dedi.

Borges körlüğün, “bir yaz akşamı gibi ağır ağır” geldiğini söyler. Şikâyet edilecek bir şey değildir. Zamanla alışır. Meriç de körlüğe alışmıştır bir bakıma. Kızı Ümit Meriç ona kitap okuyarak hayatla arasında bir köprü kurmaya çalışır. Kitap okumayı nefes almak gibi gören Cemil Meriç’in oksijen çadırıdır adeta. Ümit Meriç, “Bilgiye aç bir fırına kürekle kömür atmak” diye niteler bu okuma seanslarını. Doymak bilmeyen bir zihindir Meriç’inki. Beklediği, özlediği, aradığı entelijansiya da böyledir. Günlüklerinde şikâyet ettikleri genelde bu konuda yoğunlaşır; merak etmemek, fikir üretmemek, ezberden öteye geçememek. Dergileri bu nedenle önemsiyor Meriç. Toplumu harekete geçirecek, insanları fikirler etrafında toplayacak, fikir işçiliğini ön plana çıkaracak bir ütopya onunki.

Devamını oku »

ETİKETLER

Hakkımda

There is something about me..

Twitter

    Fotoğraflar

    panorama1453fetih (1)panorama1453fetih (10)panorama1453fetih (11)panorama1453fetih (12)