Müverrih

Tarih, kültür-sanat ve edebiyat notları

Mayıs 2010 için arşiv

II.Uluslararası Akdeniz Dünyaları Sempozyumu:

ULUSLARARASI SEMPOZYUM, 3-6 HAZİRAN 2010 İSTANBUL
INTERNATIONAL SYMPOSIUM, 3-6 JUNE 2010 ISTANBUL

Bilim ve Sanat Vakfı, Vefa Cad. No: 35 Vefa İstanbul

II. Uluslararası Akdeniz Dünyaları Sempozyumu: Efsaneler Akdenizi, Akdeniz Efsaneleri
2nd International Conference of Mediterranean Worlds: The Mediterranean of the Myths, the Myths of the Mediterranean

“Akdeniz” düşünce ve ideal olarak her zaman hararetle tartışılmıştır. Pirenne ve Braudel’den sonra son zamanlarda Horden ve Purcell Akdeniz dünyasını süreklilik ve kopuş ekseninde çeşitli tarihsel yaklaşımlarla incelemişlerdir. Bu denizi çevreleyen kültürlerin ortak özelliklere sahip olduğunu vurgulayan “Akdenizcilik” zihinleri az meşgul etmemiştir. Özellikle de tarihçiler kıyıları paylaşan insanlar, kültürler ve muhayyileler arasında bir uyum, bir kendine özgülük ve bir ilişki aramışlardır. Bu yüzden birçok dönemi kuşatan “Akdeniz Dünyası” kavramı olağanüstü yorumların, hayat stratejilerinin, sembolik kurguların doğmasına yol açmıştır. Bu faaliyetler kendisini bölgenin edebiyatında, sanatında, felsefesinde, dinlerinde, arkeolojik okumalarında, siyasal teorilerinde ve iktisadi eylemlerinde göstermiştir.

Devamını oku »

Yerebatan şiir akşamlarının bu ayki şairi Yunan şiirinin önemli isimlerinden Konstantinos Kavafis.

Etkileyici atmosferiyle Yerebatan’da yeniden şiire kapı açmak ve Kavafis şiirleri dinlemek sanırım çok güzel olacak.

Eğer kayıt yapabilirsem videolarını buradan yayınlamayı planlıyorum.

Konstantinos Kavafis (29 Nisan 1863- 29 Nisan 1933)
Yunan şair. Çağdaş Yunan şiirinin önde gelen isimlerinden biridir. 1863 baharında İskenderiye’de doğdu. 1850 yılında Mısır’a yerleşen İstanbul-Yeniköy kökenli Pedros Kavafis ile Harikleya Fotiyadi’nin dokuzuncu çocuğuydu. Kavafis 7 yaşındayken babasını kaybetti (1870). Babası arkasında eski sıhhatli günlerine nazaran pek bir şey bırakmadı. Aile 2 yıl sonra 1872′de İngiltere’ye gitti. Konstantinos, eğitimini burada sürdürdü. Babadan kalan şirket 1876 bunalımı sonrasında, erkek kardeşlerin de tecrübesizliğinin etkisiyle batınca aile 1880 yılında İskenderiye’ye geri döndü.

Devamını oku »

Lisans eğitiminden sonra meslekte ilerlemek, kıdem tazminatı almak veya akademisyen olmak için yüksek lisans yapılıyor. Yüksek lisansa kabul edilebilmenin belli şartları var. Henüz üniversite birinci sınıftayken bazı şeylerin farkına varmak gerekiyor. Bu nedenle yüksek lisans yapacaklara rehber olması için kısa bir bilgi vereyim dedim. İşte yüksek lisans (master) programlarına kabul edilmenin birkaç şartı.

1 – ALES’ten 55 veya üzeri bir not almak:

ALES (Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavı), ÖSYM tarafından her yıl İlkbahar ve Güz döneminde olmak üzere iki sefer yapılan bir sınavdır. Sınavda 80 Türkçe, 40 Sayısal-1, 40 Sayısal-2 alanlarından olmak üzere 160 soru sorulmaktadır. Sınav sonuçları üç puan türüne göre düzenlenir: sözel, sayısal, eşit ağırlık. Size hangi puan türü gerekiyorsa o puan türünü kullanabilirsiniz.

ALES’ten 55 puan veya üzeri almak aslında çok da zor değil. Sosyal bilimciler için, sözel kısımdan 55-60 net, matematikten 10-15 net çıkarmaları durumunda 55′in üzerinde bir not almaları mümkün. Sayısalcılar içinse sayısalı yine az kazayla atlatıp sözelden 30 net civarında yapmaları gerekiyor.

Devamını oku »

İstanbul Fetih yıldönümü yaklaştığı için yayınevleri birer birer fetihle ilgili yeni kitaplarını okuyucuyla buluşturuyorlar. İşte o kitaplardan biri Kurtuba Yayınları tarafından yayınlandı. Farklı tarzı ve kitapları ile kısa zamanda okurda büyük bir ilgi uyandırmış Kurtuba’nın yeni kitabı “İstanbul’un Fethi” Tahsin Yıldırım ve İbrahim Öztürkçü tarafından kaleme alınmış.

Kitabın tanıtım yazısından:

Milletler geleceklerini tarihleri üzerine bina ederler. Bu yönüyle mazi, milletlerin temelidir. Temeli nasıl yok sayamazsak geçmişimizi ve mazimizi de o şekilde inkâr edemeyiz.

Tarih, geçmişi geleceğe bağlayan bir köprüdür. Her millet geçmişi ile övünür, ondan dersler çıkarır. Biz de bunu yapmaya çalışarak dünya tarihinin önemli dönüm noktalarından olan Fatih’in İstanbul’u fethini, tarihimizin unutulmaması gereken parlak sayfalarından biri olarak ele almalıyız. Çünkü milletler tarihlerini tanzim ederken İstanbul’un fethini ölçü almışlardır. Fakat tarihi böyle büyük bir etki ile değiştiren fethi bugün bile algılayamayan insanların varlığı söz konusudur. Bu da bize göstermektedir ki, Fatih’in ve fethin hâlâ anlatılacak birçok gerçeği vardır.

Devamını oku »

Araştırma görevlisi yani eski adıyla asistan olmak isteyen üniversite mezunları ne yapacaklar? Bu konuda yeterli rehberlik birçok üniversitede olmadığından mezunların ya da mezun olacakların kafası çok karışık oluyor.

Türkiye’de kimse ilim adamı olmasın diye uğraşılıyor ne yazık ki. Bin bir sıkıntıyla üniversiteden mezun olan gençleri bir iki yıl daha işsiz ve bir umut peşinde sürükleyen sistem, nefesi yeteni ve kondisyonu sağlam olanı araştırma görevlisi adayı olarak görebiliyor. Halbuki henüz üniversite mezuniyeti aşamasında iken, yani 4. sınıfta iken gençlerden azimli ve istekli olanlara hakkaniyetli imkânlar sunulsa her şey çok daha farklı olabilir.

İlim adamı olmak demek araştırma görevlisi olmak, sonra da basamakları birer birer çıkıp prof. olmak değil elbette ama bu basamaklar da mesleğin yolu neticede. Zaten ilim adamı olmak da öyle bir kaç yılda olacak şey değil. Yıllar, yıllar, belki bir ömür…

Devamını oku »

Birkaç ay önce izlediğim bir filmi başka vesilelerle hatırlayınca, o zaman film hakkında aldığım küçük notlarımı sizlerle paylaşmak istiyorum. Söz konusu edeceğimiz film, dünyanın felaketi serisinin son halkası sayılabilecek 2012 adlı film.

2012 filmini izlemeyenleriniz için kısa bir özet yaparak başlayayım: (Dikkat: Film hakkında detay içermektedir.) Amerikalı bir bilim adamı Hindistan’daki bir madende anormal ısı artışları tespit ediyor ve araştırılınca yer kabuğunun erimekte olduğu sonucuna varılıyor. Bu arada Amerika’nın çeşitli yerlerinde toprak çökmeleri falan görülüyor. Film ilerledikçe felaketin boyutu artıyor. Her yerde koca koca kasabalar, şehirler yerin dibine batıyor. İnsanlar bu dehşetten kaçmak için beyhude sağa sola koştururken Amerika önderliğinde devasa gemiler yaptırılıyor. Bu gemiler hayvanlar, sanat eserleri vs. konuluyor. Zenginler ve yöneticiler için düşünülmüş gemiye yüzlerce sıradan insan da binme “şans“ını elde ediyor. Tabii bu arada bütün dünyayı sular kaplıyor. Ümit burnu ise diğer yerler batarken yükseliyor. İnsanlığı kurtaran bu gemiler Ümit burnuna doğru yol alıyorlar.

Devamını oku »

90 yıl önce sıkıntılı bir cuma günü. Kalpaklı, sarıklı, üniformalı adamlar Ankara’da, Hacı Bayram-ı Veli Türbesi önünde el açmış dua ediyor.

23 Nisan 1920′de Ankara’da toplanan Meclis, milletin istikbâlini ellerinde tutuyordu. Milli mücadelenin memleketi yeni bir geleceğe taşıyacağını biliyor, bunun için gece gündüz nöbet tutuyorlardı. Anadolu coğrafyası kadar zengin bu yapı muhafaza edilse bugün bambaşka olacaktı muhakkak.

Osmanlı bakiyesi topraklar işgal altında. Güney sınırında Fransızlar, Ege’nin bir kısmında İtalyanlar, İzmir’de Yunanlar… İstanbul başta İngilizler, bütün ittifak ülkelerinin askerleriyle dolu. 20 yıldır aralıksız savaşan millet, takatsiz düşmüş. Payitaht bile kuşatılmış. Halk kendi kaderine terk edilmiş âdeta. Ya savaşacak ya müstemlekeye teslim olacak. Mücadele kararı alan bu adamlar, henüz ilan edilmemiş cumhuriyetin Birinci Meclis’inin mebusları. Muvaffakiyet için milletin desteğine ve Allah’ın yardımına ihtiyaçları var…

Bir yandan Kurtuluş Savaşı’nı yönetirken, öte yandan cumhuriyetin temellerini atan Birinci Meclis ve mebuslarının çok daha fazlasını hak ettiğini not edelim. Yakın tarihimizin bu en demokratik meclisinin asıl karakterini ve mücadelesini anlamak, hiç değilse ödenmesi gereken bir vefa borcu. Fakat önce biraz geriye gitmek, II. Meşrutiyet’i hatırlamak gerekiyor.

Devamını oku »

ETİKETLER

Hakkımda

There is something about me..

Twitter

    Fotoğraflar

    panorama1453fetih (1)panorama1453fetih (10)panorama1453fetih (11)panorama1453fetih (12)