1821′de Rumların Mora ve civarında, adalarda isyanlarına dair çok etkileyici bir kitap okuyorum bu günlerde. Doç. Dr. Ali Fuat Örenç hocanın “Balkanlarda İlk Dram, Unuttuğumuz Mora Türkleri ve Eyaletten Bağımsızlığa Yunanistan” adlı kitabını okurken kan dondurucu sahnelerle karşılaştım.
Kısaca Rum isyanını özetlersek; 1821′den 1830′a kadar Rumlar özellikle kilise önderliğinde Mora’da isyana başladılar. İsyan Rumların yaşadığı bölgelerin çoğuna sıçradı. İsyanı bastırmak için Osmanlı kara ordusu ve donanması kullandı, ancak istenilen başarı sağlanamadı. Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa ve oğlu İbrahim paşa vasıtasıyla eğitimli “Cihadiye” birliklerinden yararlanıldı. Mısır askerlerinin isyanı bastırmak için devreye girmesiyle Osmanlı birçok bölgede isyancıları ele geçirdi ve kuşatma altındaki Müslüman ahaliyi kurtardı. Ancak Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın bölgede güçlenmesini istemeyen Avrupa, bunu bahane ederek isyanı Avrupa sorunu haline getirdiler.
İsyana Avrupalı birçok devlet el altından silah ve erzak desteği verirken, kendi subaylarıyla da isyanı teknik anlamda destekliyordu. İsyanda 100 binlerce Müslüman’ın kadın, çocuk demeden ve hiçbir vicdan azabı duyulmadan katledilmesi Avrupa tarafından görülmek istenen bir durum değildi. Onlara göre 400 yıl esir hayatı yaşamış bir milletin Müslümanlara kininin doğal bir tezahürüydü. Nasıl bir esaret ki, hem bölgede toprakla ve ticaretle meşgul olabiliyorlar, kiliseleri olabiliyor ve içlerinden birçoğu sarayda önemli görevlere gelebiliyor, sormak lazım.
Müslümanların, kana susamış ve vahşi Rum isyancılar tarafından katledilmesini betimleyen satırları kitaptan okumalısınız. Bütün bu vahşeti: kadınların ırzına geçilmesini, çocukların anne-babalarının gözü önünde öldürülmesini, teslim olan binlerce Müslüman Türk’ün saatler içinde vahşice öldürülmesini okurken neler hissedilebilir!
Avrupa kamuoyu bütün bu vahşete kendince bir kılıf bulmuş. Ya da vahşeti betimleyen bazı tanıkların kitaplarını yok etmek için çabalamışlar. Ancak bugün birçok Avrupalının tanıklığıyla biliyoruz ki, Rum isyanı sırasında 100 binlerce Müslüman Türk ahali hunharca öldürülmüş, kafataslarından piramitler yağılmıştır.
Yunanistan’ın bugün içine düştüğü duruma zaten acımıyordum. Kitabı okuduktan “bin beter olsunlar” diyesim geldi. Zulümle âbâd olunmaz. Devletleri kanla kuruldu. Bugün hepsinin ataları bu vahşette öyle ya da böyle rol almışlardır. Eğer çok kötü duruma düşerlerse onlara yardım edecek Avrupa ve Amerika gibi “kandaş ve kindar” hamileri var tabii. Ama Kıbrıs’ı, Ege adalarını ve Mora’yı satın alabiliriz, hiç de fena olmaz.
İçimdeki sadece kızgınlık değil. Tarihin yanlış anlaşılmasına, hatta hiç bilinmeyip Rumları dost görmeye uğraşanların ahmaklığına kederleniyorum. Ermeni soykırımı laflarını üreten Avrupalı ve Amerikalı zihinler, Mora Türklerini neden unutturuyorlar acaba!
Kitabın tanıtım bülteni:
Bütün dünyanın gözleri önünde Avrupa’da katledilen Türkleri çok çabuk unuttuk. Dünyanın Türklerden özür dilemesini gerektiren sayısız sebepten sadece biri MORA.
Osmanlı’dan bağımsızlık hayaliyle yola çıkan Rum Filiki Eterya ihtilal örgütünün 1814’de başlattığı macera, 1821’de hayal olmaktan çıktı, 3 Şubat 1830’da, yani sadece 16 yıl gibi kısa bir sonra gerçeklerle buluştu. Elbette bu maceranın başarıya ulaşmasında Helen dostu Avrupalıların gayretleri, Rum isyancıların hayallerinin çok ötesinde bir değer taşıyordu. Böylece ilk defa olarak Osmanlı Balkanında bir Hıristiyan devlet bağımsızlık kazanırken, fethinden itibaren Ege Denizi’nde mutlak Osmanlı egemenliği de yine ilk defa olarak kısıtlanmış oluyordu.
Rum isyanı kısa sürede acımasız bir din ve ırk savaşı haline dönüştü. Avrupa’dan maddi-manevi destek gören Rumlar, hedeflerinin Mora’da bir tek Türk kalmayana kadar savaşmak olduğunu en başında açıkça ilan ettiler. Olaylara şahit olan Avrupalı yazarların anlattıklarına göre, isyan bölgelerinde öyle anlar yaşanmıştı ki, Türkler için bazen ölüm kurtuluş oluyordu.
Osmanlı’nın Mora Müslümanları olarak tanımladığı zümre, isyan bittiğinde tamamen tarih sahnesinden silinmiş durumdaydı. Yaşama şansı bulan Mora Türkleri ise imparatorluğun çeşitli yerlerinde zor şartlarda hayatlarını devam ettirdiler. O dönemde muhacir organizasyonu yapacak resmî bir kurumun olmayışı, bu ilk Yunanistan göçmenlerinin acılarını daha da derinleştirdi.
İsyanın bitiminde Yunanistan’daki Türk emlak ve vakıfları tasfiye edilirken, bölgedeki asırlık Türk medeniyeti izleri de sonsuza kadar silinmiş oluyordu.Bu eser, Türk-Yunan ilişkilerinin tarihî seyrindeki kırılma noktalarını, objektif-bilimsel kriterlerle ve birincil kaynaklar eşliğinde incelemesi bakımından, şüphesiz günümüz problemlerinin çözümüne ışık tutacak önemdedir.
Balkanlarda İlk Dram, Unuttuğumuz Mora Türkleri ve Eyaletten Bağımsızlığa Yunanistan
Ali Fuat Örenç1. Baskı : Ocak 2009
304 sf. – 13,5×21 cm
ISBN: 978-9944-118-37-8
Fiyatı: 15,00 TL
Osmanlı’dan bağımsızlık hayaliyle yola çıkan Rum Filiki Eterya ihtilal örgütünün 1814’de başlattığı macera, 1821’de hayal olmaktan çıktı, 3 Şubat 1830’da, yani sadece 16 yıl gibi kısa bir sonra gerçeklerle buluştu. Elbette bu maceranın başarıya ulaşmasında Helen dostu Avrupalıların gayretleri, Rum isyancıların hayallerinin çok ötesinde bir değer taşıyordu. Böylece ilk defa olarak Osmanlı Balkanında bir Hıristiyan devlet bağımsızlık kazanırken, fethinden itibaren Ege Denizi’nde mutlak Osmanlı egemenliği de yine ilk defa olarak kısıtlanmış oluyordu.



17. Yüzyılda Tersâne-i Âmire Yönetimi: Tersane Emini ve Görevleri
Haliç Tersanesi, Denizcilik Müzesi oluyor
Sultan III. Selim Han Sergisi
Profil Yayınları'ndan Beşibiryerde
"Ağır Misafir'le Sözü Yormadan..."
Paris Kongresi ve Andlaşması (1856)
Kitap Yayınevi'nden üç güzel kitap
Tanınmayan Büyük Çağ
Osmanlı ve Ermeniler
İstanbul'un Fethi



