Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay iki gün önce çok talihsiz bir açıklama yapmış. Aslında kültürlü olması gereken, tarihi azcık da biliyor olması gereken Bakan bey büyük bir cahillik ve aymazlıkla beyan vermiş. Mesele 16 müze ve ören yerinin ibadete açılmasıyla ilgili. Önce habere bir göz atalım:
Akdamar ile Sümela’nın İbadete Açılması
Bir gazetecinin ”Akdamar’ın ardından 16 müze ve ören yerinin ibadete açılmasına ilişkin çalışma yaptığınız belirtilmişti. Var mı böyle bir çalışma?” sorusunu yanıtlarken Günay, ellerinde böyle bir sayı olmadığını söyledi. Günay, sadece anıt müze olarak kullanılan bazı kiliselerde özel günlerde, her inancın kendi özel gününde usulüne göre bir başvuru olursa zamanla saatle, süreyle belirlenmiş olmak kaydıyla izin vereceklerini genel bir ilke olarak söylediklerini kaydetti. Bu konunun dışında bir liste olmadığını belirten Günay, Akdamar ve Sümela ile ilgili başvurular olduğunu, başvuruların bir kaç saatlik olduğunu belirtti. Günay, şöyle devam etti:
”365 günün içinde yarım gün, birkaç saat insanlar gelseler ve farklı bir dille bizi yaradan o yüce varlığa teşekkür etseler, bundan kimin ne zararı olabilir. Biz artık Türkiye’de kendi inançlarına, kendi duygularına, ayağını bastığı yere son derece güvenen bir anlayışı temsil ediyoruz. Demokrasi, çoğulculuk, laiklik, bütün bunlar zaten başkalarının haklarına, özgürlüklerine, başkalarının inançlarına, duygularına saygı gösterme ile gerçekleştirilebilir. Yoksa eğer sadece Anayasa maddesi içinde yazar da, eğer içinde hiçbir anlam taşımazsa o kağıt üzerinde demektir. Biz gerçekten çoğulculuğu, demokrasiyi, çok sesliliği uyum içinde, Türkiye’nin bütünlüğü içerisinde demokrasiye katkı ortamı içinde gerçekliğe kavuşturmaya çalışıyoruz.”
Günay, Akdamar’da ibadet süresinin uzatılmasının söz konusu olup olmadığının sorulması üzerine, şunları kaydetti:
”Çok özel bir topluluk gelmiştir, dünyanın bir yöresinden. ‘Bir saat de biz dua edelim’… Buyursunlar, etsinler. Önemli olan bir kilisede, bir camide, bir sinagogda, bir mabette, bir açık alanda, bir kapalı mekanda, barışçı duyguların ifade edilmesidir. İnsanlığın içinden gelen başkaları için iyilik isteyen barışçı duygular hangi dille, hangi inanç adına ifade edilmiş olursa olsun, bu insanlığa bir katkıdır. Bundan çekinmemiz gerekmez. Ama bizim ibadete açık bulundurduğumuz mekanlarda veya dünyada çeşitli gösterilerin özgürce yapıldığı mekanlarda eğer savaş veya şiddet kışkırtıcılığı yapılırsa, asıl tehlike olan bu. Onun için barışçı duygular her yerde olabildiği kadar ifade edilsin. Bunun kimseye bir zararı olmaz.”
”Ayasofya için de benzer bir istek gelir mi?” sorusu üzerine Günay, ”Hiç zannetmiyorum. Ayasofya dünyanın çok eski yapıtlarından birisi. 500 yıllarında yapılmış bir mabet ama o şu anda büyük bir ziyaretçi kitlesi olan bir anıt müze olarak değerlendiriliyor. İçinde zaten sürekli olarak restorasyon çalışmaları var. İskeleyi mekandan mekana gezdiriyoruz. Orayı bırakalım, o şekilde insanlar değerlendirsinler. Ayasofya için sadece bir tek dinin değil, bir çok dinin talebi olabilir. O zaman hepsine birer gün verdiğimiz zaman müze olma vasfını büyük ölçüde yitirir. Orası çok özel bir mekandır. Onun için özel statüsüyle durmasından yanayım” diye konuştu.
Bakan Beye göre diğer yerlerde talep olması halinde ibadete açılabiliyor ama Ayasoyfa’ya talep olacağını bile zannetmiyor. Neden? Bu ülkede yaşayan milyonlarca Müslüman’ın hayali olduğunu bilmiyor mu? Ayasofya için birçok dinin talebi olmasını dert edinmiş sayın bakanımız. 500 yıl Müslümanların ibadetgâhı olmuş, cami olarak kullanılmış bir yeri, sanki bu 5 asır hiç yaşanmamış gibi değerlendiremez. Hristiyanların Ayasofya’da artık ne gibi bir hakları olabilir. Böyle bir hakları olduğunu kendileri dahi bilmiyorlarsa bile, Bakan Bey gözlerini açtı zavallıların! Öte yandan, Hristiyanların bu topraklarda tarihi mekanlarında ibadet etmesine Avrupa yalakalığı ile sempati duyan ve izin veren Bakan Bey, herhalde Müslümanların Ayasofya’da namaz kılmasını Avrupalı dostları açısından büyük tehlike olarak görüyor.
Bakan Günay’ın bu şekilde konuşması aslında çok tehlikeli bir başka adımı akla getiriyor. Fetihle alınmış Ayasofya için Hristiyanların ve Rumların talepleri olabileceğini söylerken, İstanbul’un da talepler içinde olup olmadığını ifade etmesi lazım. İstanbul bizimdir dediğimizde, “Olmaz, Rumların da talepleri olabilir mi denilecek!” Böyle saçma sapan bir mantık olabilir mi? Böylesine insanları aptal yerine koyan bir açıklama olabilir mi? Tarihin büyük gafları arasında yerini alacak sözlerdir bunlar.
Hristiyanlara “buyursunlar”, Müslümanlar’a “Aa olmaz ama, orası müze, hem bak diğerleri de ister.” demek sadece yalakalığın ötesinde Ayasofya’nın tarihini bilmemekle alakalı sanırım. Resmen bizlerle, bu topraklarda yaşayan milyonlarca Müslümanla dalga geçen Bakan Ertuğrul Günay’a büyük bir kırmızı kart çıkarıyor ve Fatih Sultan Mehmed’in Ayasofya Vakfiyesini okumasını tavsiye ediyorum.
Tabii bu arada, Ayasofya’nın müze kimliğini vurgulayıp cami vasfını törpülemeye çalışan Bakan Bey’in, Ayasofya’da namaz kılmaya mani olacak çeşitli freskleri gün yüzüne çıkarttığını ve bundan büyük mutluluk duyduğunu söylemeliyim. Belki Avrupalı çok özel dostlarından “aferin” de almıştır.
Meşhur Ayasofya Vakfiyesini Bakan Bey yorulmasın diye aşağıya aldım. Ayrıca Kur’an’ı Kerim’de çok ciddi uyarıcı bir ayeti de hatırlatmak istiyorum. Bunlara ek olarak, Doç. Dr. Said Öztürk’ün “İstanbul’un Fethi Ve Ayasofya’nın Camiye Çevrilişi” adlı makalesini Bakan Beye tavsiye ediyorum.
“Allah’ın mescidlerinde o’nun adının anılmasına engel olan ve onların harap olmasına çalışandan daha zalim kim vardır! Aslında bunların oralara ancak korkarak girmeleri gerekir. Başka türlü girmeye hakları yoktur. Bunlar için dünyada rezillik, ahirette de büyük azap vardır.”
(Bakara Suresi / 114.Ayet)
Fatih Sultan Mehmed’in Ayasofya Vakfiyesi
İşte bu benim Ayasofya Vakfiyem, dolayısıyla kim bu Ayasofya’yı camiye dönüştüren vakfiyemi değiştirirse, bir maddesini tebdil ederse onu iptal veya tedile koşarsa, fasit veya fasık bir teville veya herhangi bir dalavereyle Ayasofya Camisi’nin vakıf hükmünü yürürlükten kaldırmaya kastederlerse, aslını değiştirir, füruuna itiraz eder ve bunları yapanlara yol gösterirlerse ve hatta yardım ederlerse ve kanunsuz olarak onda tasarruf yapmaya kalkarlar, camilikten çıkarırlar ve sahte evrak düzenleyerek, mütevellilik hakkı gibi şeyler ister yahut onu kendi batıl defterlerine kaydederler veya yalandan kendi hesaplarına geçirirlerse ifade ediyorum ki huzurunuzda, en büyük haram işlemiş ve günahları kazanmış olurlar.
Bu sebeple, bu vakfiyeyi kim değiştirirse,
Allah’ın, Peygamber’in, meleklerin, bütün yöneticilerin ve dahi bütün Müslümanların ebediyen LANETİ ONUN VE ONLARIN ÜZERİNE OLSUN, azapları hafiflemesin onların, haşr gününde yüzlerine bakılmasın.
Kim bunları işittikten sonra hala bu değiştirme işine devam ederse, günahı onu değiştirene ait olacaktır.
Allah’ın azabı onlaradır. Allah işitendir, bilendir.
Fatih Sultan Mehmed Han – 1 Haziran 1453
(Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü’nde Bulunan
Ayasofya İle İlgili Arapça Vakfiyenin Tercümesi)




NTV Tarih dergisi: Tarih dergiciliğinde yeni bir dönem
II. Mustafa
Kitap tahlili ve eleştiri dergisi: Ayraç
İlber Ortaylı ile Tarih Dersleri: Osmanlı’da Milliyetçilik
İstanbul'un fethine panoramik bakış
Osmanlı ve Ermeniler
VI. Uluslararası Üsküdar Sempozyumu'na Görkemli Açılış...
Facebook grubumuz kuruldu
Osmanlı Klasik Çağında Siyaset
Boğazlar Meselesi




1)Merak ediyorum bu hayal neye dayanıyor?
2)Olan camileri bile kullanmaktan aciz olan bir millet neden kendine Ayasofya’yı namus davası gibi bir hale sokmuştur?
3)Bizlerin de sahip olduğu bu minvalde önemli yerlerde karşı taraf diye tabirleyeceğim kesimde olduğunda biz de talebte bulunma hakına sahip değil miyiz?
Sizin yazdıklarınızdan çıkan sonuç bu olur çünkü.
Neden Osmanlıcı bir yaklaşımla yolu düz götürüp bakış açınızı bir yol üzerinden ilerletiyorsunuz, anlamlandıramıyorum?
Unutmayalım ki anlı şanlı diye söylediğimiz tarihte diğer tarafta var!
Sayın Peiruz,
Ayasofya’nın neden önemli olduğunu, Müslümanlar için diğer camilerle kıyas kabul etmeyeceğini açıklayacak değilim. Bunu bilmiyorsanız da, biraz araştırırsanız anlarsınız. Meselenin dini vechesinin bir tarafa bırakıp sadece bir camiinin tarihî işlevinden ayrılması yönünden bakacak olsam dahî Ayasofya’nın bugünkü hali hiç de “umursamamayı” gerektirecek bir konumda değildir. Hristiyanların anlı şanlı tarihleri, hedefleri vardır elbette. Ama onlar bizlere şirin görünmek için hedeflerinden vazgeçmiyorlar. Ama biz, AB kapısında her türlü tavizin yanında tarihimizi de pazarlamaktan çekinmiyoruz.
Ayasofya fetihle alınmış ve 5 asır camii olarak kalmıştır. Birilerinin 70 yıl önce müzeye dönüştürmesi 500 yılı unutacağımız anlamına gelmiyor. Elbet bir gün bu hal tersine dönecektir.
Ayasofya’nın tarihini bilen bir kişi 1600 yıllık o ulu yapının önce gerçek sahiplerine saygı gösterir,ondan sonra ibadethane olup olmaması konusununda fikir ileri sürebilir.1600 yıl ile 500 yıl arasındaki farkı da bir düşünür.Saygı göstermezseniz saygı göremezsiniz.Güce tapmayı yaşam düsturu edindiğinizde zaman zaman sopa yemeyi de göze almalısınız.Ama maalesef bu durum insan fıtratına aykırıdır.Allah yaradılışta insanı iyilikle donatmıştır. İyilikle kötülüğün çatışmasında egemenler iktidarlarını kurarken her zaman sizin gibi fanatizme yatkın unsurları kullanmışlardır.
Hatta iktidarları süresince eğitim sistemlerini buna göre biçimlendirmişlerdir.Mesele Ayasofya’nın cami olup olmaması değildir.Mesele bizim (yani türklerin) bu toprakların sahibi olup olmamamız meselesidir.Bin yıl geçmesine rağmen hala içinizde (yani sizin içinizde) böyle bir kuşku olması dünyayı yanlış anlamaktan başka birşey değildir.O nedenle kısaca herkesin emeğinin hakkını teslim edeceksiniz,kimsenin inancına saygısızlık yapmayacaksınız, ondan sonra eşit düzeyde saygı bekleyeceksiniz.Bu konuda elbette söylenecek çok söz var.. Başarılar dilerim.
Sadece şunu soracağım.500 yıl unutulmaz derken orayı asıl yapanlardan kaç seneyi unutmalarını istiyorsunuz?Bizlerin kutsal merkezleri aynı durumda iken ne düşünürüz onu birde karşılaştırma yapmak lazım.Şunu unutmayalım şu an nasıl kullanırsınız kullanın onu geçsek farzedelim.Burayı asıl kuran kimdir,nedir?Burayı kesinlikle unutmayalım.Anlı şanlı diye bahsedilen bir tarihimiz var olabilir ama şu koca dünyada da sadece anlı şanlı bir tarih tek bizim tekelimizde değil değil mi?
500 yıldan öncesi kiliseydi ama fetihle alınan İstanbul’da bulunan bir kiliseydi. Dolayısıyla kiliselerin ibadethaneye dönüştürülmesi fethin verdiği bir hak. Eğer teslim olsaydılar kiliseye çevrilemezdi. Ne yani şimdi getirip Bizans’a mı teslim edelim İstanbul’u, eskiden onlarındı diye!
Neyin tesliminden bahsediyoruz?
peki şu an size Kurtuba’nın aslına dönülmesi gibi bir hakkı verilse ne yapardınız çok merak ediyorum?
Her müslüman gibi ki bende böyle düşünüyorum aslına uygun olmasını tercih ederim.Çünkü orası bir cami ve önemli bir mescid.Evet herşey aslına rücu etmeli kesinlikle bundan yanayım.Eğer Fatih sizler gibi düşünse idi gravürlere de dokunurdu ama Allahtan mantalitede ayrıştığınız yönler varmış!
Kurtuba camiini İspanyolların aslına döndermeyeceği açık. Çünkü zaten oraları Müslümanlardan alan Hristiyanlardı. Ya Ayasofya?
Türkiye hâlâ halkının çoğu müslüman sayılan bir ülke. Ama sanki başka türlü imiş gibi, tam da Hristiyanlar gibi camiiyi müzeye döndürme adeti de nerden geliyor!
Fethin hakkı idi ama bugün Müslümanların uyuşukluğuna kurban gitmiştir.
Osmanlı Devleti fethettiği topraklardaki kliseleri yakıp yıkmamıştır bilakis sizin o savunduğunuz ve de “o yapının gerçek sahipleri” diye lanse ettiğiniz topllulukların aksine çoğunu olduğu gibi dahi bırakmayıp ıslah eylemiştir. hatta bir çok kere kendi bütçesi ile kliseler inşaa ettirmiştir. Tüm bunların yanı sıra fethettiği topraklarda yer alan kliselerden sadece bir kaçtanesini fetih nişânesi olarak camiye çevirmiştir.
Yâni şunu demek istiyorum Avrupalı devletler ellerine geçirdikleri ülkelerdeki camileri pavyona, bara çevirmişken ve hatta büyük bir çoğunluğunu tamamen yok etmişken siz ne hakla kalkıpta Ayasofya Câmisinin meşruiyyteini tartışıyorsunuz.
BRE GİDİN İLK ÖNCE KENDİ TARİHİNİZİ ÖĞRENİN Kİ SONRA REZİL OLMAYASINIZ.