Müverrih

Tarih, kültür-sanat ve edebiyat notları

Mart 2010 için arşiv

Onur Ünlü, nam-ı diğer şairlik adıyla Ah Muhsin Ünlü ile Derkenar dergisinin Kasım 2005 sayısı için Furkan Çalışkan’ın yaptığı söyleşiyi tekrar yayınlıyorum.

Kitapta sizi tanıtan paragrafta, 22 Haziran 1993 günü akşamı, saat altıya çeyrek kala şiire başladığınız yazıyor. Şiire başladığınız zaman koşullar nelerdi; yeniden başlamak için beklediğiniz koşullar neler?

Ben öğrenciydim o zaman üniversitede. Meraklı da bir öğrenciydim. Yani çok okuyordum, düşünüyordum filan. Küçüklüğümden beri şiire karşı ekstra bir ilgim yoktu. Kitabın başında bir şiir var, uydurma kelimelerle yazılmış. O şiir işte o tarihte altıya çeyrek kala geldi olduğu gibi. Ben de onu yazdım. O zaman Şizofrengi diye bir dergi çıkıyordu İstanbul’da. Benim arkadaşlarım üzerinden bağlantım vardı dergiyle. Ben şiiri oraya gönderdim. Onlar bastılar. Aha dedim. Sonra yeni şeyler yazmaya başladım. Ondan sonra işte o içimden çıkan şeyleri şiire doğru yönlendirdim. Şiir benim galiba tabiatıma, fıtratıma daha uygun bir şey.  Daha az derli toplu, daha rahat diğer türlere göre. Gizli bir disiplin gerektirmekle birlikte şiirin yazılma koşulları, şiiri arama koşulları çok fazla disiplinli olmayı gerektirmiyor. Ama yakaladıktan sonra üzerine gitmek, bir şiiri alıp yapmak, bitirmek ciddi bir disiplin ve çalışma işi hepimizin bildiği gibi… Ama şiiri ararkenki sürecin serseriliği bana daha uygun geldi herhalde.

Bir şey dikkatimi çekti bu kitapta, iyi bir şair olmanın yolu şiirinde kendi dilini yaratmaktan geçer. Siz bu kitapta onu yakalamışsınız. Özel bir çaba mıydı, yoksa zaten böyle mi geldi?

O biraz şanstı galiba. Belli bir şey yakaladım. Büyük bir farklılık olduğunu fark ettim ve onun üzerine gittim.

Ben şiir yazdığım süre boyunca, özellikle benim yaşıtım olan şairlerin şiirlerine baktım, onları çok okudum, çok aradım, çok çok dergi takip ettim. Çok deliklere girdim çıktım. Şöyle bir şey gördüm: ya onlar yanlış yapıyor ya ben yanlış yapıyorum. Benim yazdığım şeyle onların yazdığı şey arasında fark var.  Ama onlar çok kalabalıklar. Demek ki ben yanlış yapıyorum!… Sonunda yanlışsa da yanlış deyip o farkın üzerine gittim. Ve açıkçası biraz da şanslıydım. Allah yardım etti herhalde o farklılığı bulmakta, onun üzerine gitmekte. Kendi dilimi bulmak konusunda çok fazla zorlanmadım.

Devamını oku »

Yeni bulduğum sitelerden Historians TV‘yi bir kaç haftadır ara ara takip ediyorum. Online televizyon olarak yayın yapan site, tarihçilerle yapılan kısa mülakatlara yer veriyor.

Bizdeki Türk Tarih Kurumu’nun (TTK) muadili sayılabilecek American Historical Association (Amerikan Tarihi Derneği) tarafından yayınlanan online televizyon, TTK’nın vizyonuna da örnek olabilir.

Devamını oku »

Kurtuba Kitap, geçtiğimiz aylarda yayına başlamasına rağmen gerek önemli kitaplar yayınlamasıyla gerekse kitapların boyutu ve tasarımıyla okuyuculardan büyük beğeni topladı. Tarih serisinin ilk iki kitabı da yakın dönem tarihimizin tartışmalı devirlerlerine ışık tutuyor.

İstanbul, Ermeni Olayları ve Yahudiler
1915 Ermeni Olayları ile ilgili tartışmaların yoğun bir şekilde yaşandığı bugünlerde, olaylara sağlıklı bir şekilde bakabilmeyi sağlayacak bir çalışma…

İstanbul, farklı etnik ve dini özellikteki toplulukları tarih boyunca bir arada yaşatabilmiş yegâne merkezlerden birisidir. Kentin bu çok kültürlü tarihi içinde, Osmanlı döneminin ayrı bir yeri vardır. Osmanlılar, Müslümanların yanında gayrimüslim toplulukları da kucaklayabilmiş, onlara temel hak ve hürriyetlerini kullanabilmede büyük kolaylıklar sağlamışlardır.

Osmanlı Devleti’ndeki bu gayrimüslim tebaa arasında Ermenilerin emsalsiz bir yeri vardır. Dini ve kültürel olarak sahip oldukları farklılıklar, onları beraber yaşadıkları topluluklarla uyumsuz bir toplum yapmamıştır. Aksine, beraber yaşadıkları topluluklarla kaynaşarak, pek çok ortak kültürel unsurlar üreterek yüzyıllarca barış ve huzur içinde yaşamışlardır.

Devamını oku »

Osmanlı Devleti’ne XVI. yüzyıl boyunca birçok elçilik heyeti gelmiştir. Özellikle Kanunî devrinde devletin Avrupa’da tam anlamıyla ilişkileri kontrol eder hale gelmesiyle beraber Avrupalı devletler ister istemez Osmanlı’yla dost görünmek zorunda kalmışlardır. Elçilik heyetlerini de bu amaca matuf göndermişlerdir.

Elçilik heyetlerinde sanat erbabları, soylular ve yazarların yanında Hıristiyan vaizlerin olduğu da bilinmektedir. Uzun yolculuk sırasında heyettekilerin dini ayinlerini yöneten vaizler İstanbul’a geldikten sonra da bu görevlerine devam etmişlerdir.

Hıristiyan Vaiz İstanbul Yolunda

Salomon Schweigger, Germen İmparatorunun daimi temsilcisi olarak İstanbul’a gönderilen Joachim Freiherr von Sintzendorff’un (1534-1594) elçilik heyetine katılan bir vaizdir. 1577 Kasım’ında Viyana’dan yola çıkan heyet, Ocak 1578’de İstanbul’a varmıştır. Mart 1581’e kadar İstanbul’da yaşayan, III. Murad’ın (1574-1595) padişah olduğu devri gören Salomon Schweigger’in çoğunlukla bir Hıristiyan duyarlılığı ile kaleme aldığı seyahatnamesi hem Osmanlı dünyasının bir Hıristiyan gözünden nasıl göründüğü noktasında hem de XVI. yüzyıl Hıristiyanlarının hangi duyarlılıklara sahip olduğu noktasından önemli vurguları barındırıyor.

Devamını oku »

2010 yılının Avrupa Kültür Başkenti İstanbul, görkemli bir sergiye daha ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor…

Osmanlı İmparatorluğu’nun sahip olduğu 600 yıllık tarihin yaklaşık 400 yılında yönetim merkezi olan Topkapı Sarayı, şu günlerde Moskova Kremlin Sarayı’nın seçkin eserlerini ağırlamaya hazırlanıyor. “Moskova Kremlin Sarayı Hazineleri Topkapı Sarayı’nda” isimli sergi tüm İstanbulluları, dünya tarihine yön veren kararların alındığı bu iki sarayın büyük buluşmasına şahit olmaya ve Topkapı Sarayı’nı yeniden keşfetmeye davet ediyor.

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Kültürel Miras ve Müzeler Yönetmenliği etkinlikleri kapsamında hayata geçirilecek olan “Moskova Kremlin Sarayı Hazineleri Topkapı Sarayı’nda” isimli sergi, Topkapı Sarayı Has Ahırlar bölümünde, 12 Mart 2010 Cuma günü sanatseverlerle buluşacak. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın desteğiyle renovasyon çalışmaları tamamlanarak düzenlenen “Onbin Yıllık İran Medeniyeti İkibin Yıllık Ortak Miras” adlı sergiden sonra Has Ahırlar’da  gösterime sunulacak bu ikinci sergi, Osmanlı – Rus ilişkilerinin barış dönemini kapsayan 16-17. yüzyıllara ait eserlerden oluşacak. Çarların, devletin başı, ordu komutanı, saray törenleri, özel hayatları ve dini yönleriyle işleneceği sergide yaklaşık 100 eser yer alacak.

Devamını oku »

Meseleyi bu kadar bekletmemin kendi açımdan tek bir açıklaması vardı, konunun gündemden uzaklaşması. Ciddi ve soylu meselelerin, günümüzde daha çok bir köşeyi dönmenin aracı olarak kullanılan köşe yazarlığının gündeminden çekildikten sonra ele alınmasında fayda var. Fayda var çünkü onların büyük bir kısmı, popülist bir gevşekliğin kollarında zırvalamaktadır. Tüketilecek şeyi aramanın ve bulunca onu nesneleştirmenin peşinde köşelerdir büyük kısmı. Buranın bu anlamda bir köşe, yazının da köşe yazısı olmadığını fark etmekle işe başlayabiliriz. Burası bir mevzi, yazı da bir mermidir.

İsmet Özel’in, Türklük ve Alevilik üzerine söyledikleri, hayatlarındaki en önemli entelektüel uğraşları televizyon izlemek olan bir kitlenin gündemine, yine televizyon sayesinde taşındı. Onların yarım akılla söyledikleri gibi söylemiş olursak, İsmet Özel’in söyledikleri ‘gündeme bomba gibi düştü’ Kimileri bu bombanın altında, kimileri üstünde kimileri de yanında kaldı. ‘Sözlerimin anlamı beni ürkütüyor’ diyen, yeryüzünün yaşayan en büyük şairinin sözleri karşısında birileri fena halde ürktü. Haklılar.

Öncelikle zorunlu bir açıklama yapmak durumundayım; belirtmek gerekir ki, bu yazı İsmet Özel’in söylediklerini tevil etmek ya da açıklamak için yazılmadı. ‘İsmet Özel aslında şunu dedi’ ya da ‘demek istiyor’ gibi bir saygısızlığa da başvuracak değilim. İsmet Özel’in sözlerini savunmak için de kaleme alınmış bir yazı değil bu. Bu yazıyı kaleme alıyor olmamın tek gerekçesi var. O gerekçe de İsmet Özel’in sözleri karşısında, belli yerlerde türeyen soytarıların, cehalet ve küstahlığın sınırlarını aşarak Türkiye’nin bu en önemli düşünce adamının sözlerini ‘saçmalık ve zırva’ olarak sunmaya çalışmalarıdır. O kadar kolay ve o kadar rahat değil. Herkesin haddini bildiği bir Türkiye ne kadar güzel olurdu? Bu yazıyı yazıyor olmamın gerekçesi, aslında kendimi savunmaktır.

Devamını oku »

ETİKETLER

Hakkımda

There is something about me..

Twitter

    Fotoğraflar

    panorama1453fetih (1)panorama1453fetih (10)panorama1453fetih (11)panorama1453fetih (12)