
Türkiye son yıllarda çok dikkat çekici gelişmeler yaşıyor. AB süreci, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), PKK terörizmi, Kürt açılımı, Kıbrıs meselesi, Heybeliada Ruhban Okulu gibi onlarca sorun ve tartışmanın içindeyiz. Amerika ve batılı devletler Türkiye’den sürekli yeni tavizler isteyip duruyor; yaklaşık 150 yıllık bir alışkanlıkla!
Sevr anlaşmasının Türkiye’ye dayatıldığı tarihlerden günümüze batılıların Türkiye topraklarına yönelik emellerinin değişmediğini düşünenlerdenim. Arşivimde Banu Avar‘ın Dünya Düzeni programının “Sevr’den BOP’a Türkiye” adlı bölümünü bulup izlediğimde yeniden yeniden düşündüm.
Gerçekten Amerika ve batılı devletler masum olabilirler miydi? Terörü ülkenin başına bela eden, taviz koparmaya çalıştığı her an tehditlerle Türkiye’yi “hizaya çekmeye” çalışan batılı devletler ve Amerika masum olabilir miydi?
Yakında bu konularla ilgili hakettiği şekilde uzun yazılar yazmayı planlıyorum. Ancak şimdilik sadece şunu söyleyebilirim; resme büyük bakıp düşünmek lazım. Türkiye’de ne olup bittiği anlamak için dünyaya bakmak ve çevremizde hangi ülkelerin menfaatlerini korumak ya da yenilerini elde etmek için neler yaptığını iyi görmek gerekiyor.
Not: Video metacafe.com’dan kaldırıldığı için dailymotion.com’dan iki parça halinde buldum.
Birinci Bölüm
http://www.dailymotion.com/video/xaazs6İkinci Bölüm
http://www.dailymotion.com/video/xab0le



Türk Tarih Kurumu'ndan Özür Tepkisi
İki yıl önce kuruldu, bilimde büyük üniversiteleri geride bıraktı
Akdeniz Dünyası Araştırmaları'na başvurular başlıyor
Berlin Kongresi Antlaşması
Sebük Tegin'in Pendnâmesi
Tarih dolu iki etkinlik
Kabahatler Kanunu yürürlükte
Genç Osman
I. Mustafa
Türk Denizcilik Tarihi




Seyfullah Bey,
Öncelikle, çeşitli türden, çoğu da okumuş olan Batılılarla ve Batılı Müslümanlarla internette de olsa yaptığım birçok karşılaşmalarım sayesinde, Batı dünyasında büyük bir Türkofobi olduğu noktasında sizinle birleşiyorum. Arabofobi yani Arap düşmanlığı daha çok sıradan halk arasında, Türkofobi ise daha çok, Osmanlı’nın emperyalist bir devlet olduğuna inandırılmış, en-çok-okumuşlar arasında yaygın gibi. Eh, Batılı emperyal güçlerin, en son büyük Müslüman devleti ve onun kurucu etnik unsurunu kötüleyip kendi emperyalizmlerini bu şekilde meşrulaştırmaya çalışmalarından ve akademik yollarla bunu yeni nesillere aktarmalarından daha olağan ne olabilir ki zaten?
Ancak yine de, Batıyı ve Batılı devletleri, yekpare bir ideolojik ve siyasi bütün gibi algılamanın yanlış olduğunu düşünüyorum kesinlikle. Özellikle Edward Said’in Oryantalizm isimli kitabında Batılı İslam ve Müslüman algılarına getirdiği eleştirilerden sonra, Sevr zihniyeti ağır darbe aldı batılı entellektüeller arasında. Oryantalizmdeki kibir ve art niyeti görüp onu insanlık dışı bulan ve Said’i takdir eden entelektüellerin önemli bir kısmı, akademi ve fikir işleri gibi siyasî işlere de girdiler. Devlet yapılanmalarının hâlâ çok içinde değiller belki, ama belli bir ağırlık hissettiriyorlar. Gerçi bunların da çoğu dindar insanlar değiller, hatta dine karşılar, ama Hıristiyan yobazlığına duydukları tepki, onları Müslümanlara nisbî bir sempati ile yaklaşmaya sevk ediyor.
Bu insanlar, Amerikan işgallerine karşılar. Gerçi Müslümanlık âlemini ve özellikle Türkiye’nin geçmişini doğru tanımıyorlar ve oryantalist gelenekten gelen saplantıları hâlâ aşabilmiş değiller (Türkiye’deki “Batıcıl” elitler arasında bile oryantalist saplantılar aşılabildi mi ki, orada aşılsın). Fakat yine de onların önemli bir kısmı, vicdana ve bütün insanlığın kardeşlik ve eşitliğine inanıyorlar. Bu insanlar, toplum ve siyaset üzerinde belli bir nüfuz da oluşturabiliyorlar.
İşte bu vicdanlı (olmaya çalışan) azınlık, insanlığın kardeşliğine ve eşitliğine inanan bu azınlık, Batının emperyalizm-dışı güçlü bir yönüdür. Ama Banu Avar Hanımefendi gibiler işin bu daha iç açıcı ve umut verici yönünü pek görmemeye çalışıyor gibiler. Ayrıca Banu Avar hanım, benimsemiş göründüğü ulusçu ve aydınlanmacı fikir yapısıyla, acaba kendisi de modernist ve emperyalist projenin kültürel etkisinden ne kadar korunabilmiş ki?
Bu söylediklerim, yazdıklarınıza toptan bir eleştiri amaçlı değildi, sadece bir ilave amaçlıydı. Batılı devletlerin, onlara hâkim olan toplum kesimlerinin durumu, evet, anlattığınız gibidir. O yüzden de, Türkiye’nin varlığı ve temsil ettiği şeyler fazla göze batar ve bunun sonrasında, Türkiye’yi yok etme amaçlı bir projeyi de uygulanabilir diye hesaplarlarsa, o zaman eski saldırılarına geri dönebilirler. Ama o şekildeki bir durumdan hâlâ çok uzak olduğumuzu düşünüyorum. Bence kendimizi aşırı korkularla sindirmeyelim, sınırlamayalım ve insanlık kardeşliğine ve menfaat yerine iyiliğe inanan dünyanın her yerindeki insanlarla gereği kadar işbirliği yapmaya çalışalım.
Saygılarımla,
Uğur Mustafa
Uğur Bey,
Öncelikle bu değerli yorumunuz, aydınlatıcı fikirleriniz için teşekkür ederim.
Elbette batının Türkiye aleyhine olan hasmane tutumu ve Türkiye’nin konumundan rahatsız olup güçlenmesini engellemeleri topla tüfekle olmuyor. Belki bunlardan daha etkili olarak mali yaptırımlar, yöneticileri yönlendirmeler, diplomatik oyunlar oynanarak Türkiye’nin zayıf ve uydu devlet halinde kalması sağlanıyor. Batılı halklardan muhakkak farklı düşünenler vardır. Ama Amerika ve batılı devletlerin politikaları belirleyici olandır. Bu politika da tamamen Türkiye’nin aleyhinedir. Dolayısıyla, mesele korku üretmek değil, var olan ciddi bir tuzağın farkına varmak keyfiyetidir.
Saygılarımla,
Cevabınız için çok teşekkür ederim. Ben şunu da eklemek istiyorum.
Meselâ Osmanlı Devleti tam yıkılacak denirken, çünkü Osmanlı Devleti’nin ayakta kalmasını kendi çıkarlarına daha önce uygun bulmuş bir kısım Batılı büyük devletler bile artık onu yıkmaya karar vermişken tahta çıkıp 33 yıl boyunca onu önemli bir toprak kaybı olmaksızın, üstelik Yunanlılara karşı kazanılan kesin bir zaferle yaşatan Sultan Hamid’den bazı dersler alabiliriz. Sultan Hamid, ülkeyi ecnebi devletlere hiçbir zaman kapatmadı, yaptıkları barışçıl işleri engellemedi, Düyun-ı Umumiye idaresine bile izin verdi; ama kelimenin halk ağzındaki kullanımıyla onları “idare etmeyi”, birbirlerine karşı kullanmayı ve bazen onlarla ortak iş bile yaparak onların zararlarını bertaraf etmeyi de bildi.
Günümüzde de ben sayın dışişleri bakanımız, siyaset ve uluslararası ilişkiler profesörü Ahmet Davutoğlu’nu benzer bir konumda görüyorum. İsrail ile olan ahlaksız ilişkilerin Gazze olayı bağlamında kısılmasını sağlayışı bence takdire şayandır. Diğer uluslararası atılımları da aynı şekilde… İşte bu, beni umutlandıran ve Türkiye’nin gittiği yol hakkında Banu Avar gibi hanımefendilerin aşırı korkutucu ve karamsar tablolar çizdiğini bana düşündürten çok önemli bir faktördür.
Saygılarımla,
Arkadaşlar ikinizide takdir ediyorum. Çünkü nicedir böyle düzeyli ve saygılı bir tartışmaya tanık olmadım. Allah ikinizden de râzı olsun.
Bende Mustafa Beyin Türkiye’nin dış siyaseti ile ilgili yorumlarına katılıyorum. Lâkin şunu belirtmeliyim ki Avrupalılardan bize hiçbir zaman yarar gelmeyecektir. Tâ ki kendilerine bir yararı olmadığı müddetçe. Onların içinde her nekadar vicdânının sesini dinleyenler var ise de bu bizim için bir anlam ifâde etmemeli. Çünkü bizler bunu her defâsında en acı şekilde tecrübe ettik. Önemli olan bu vicdânını dinleyen kesim yapılan onca katliâmı ve zulmü durdurabildi mi? Bizim için önemli olan bence budur.
Hükümetimiz de bu durumun sonderece farkında. Allah onların yar ve yardımcısı olsun.
Selâmetle…
Uğur Bey,
Öncelikle bu değerli yorumunuz, aydınlatıcı fikirleriniz için teşekkür ederim.
Elbette batının Türkiye aleyhine olan hasmane tutumu ve Türkiye’nin konumundan rahatsız olup güçlenmesini engellemeleri topla tüfekle olmuyor. Belki bunlardan daha etkili olarak mali yaptırımlar, yöneticileri yönlendirmeler, diplomatik oyunlar oynanarak Türkiye’nin zayıf ve uydu devlet halinde kalması sağlanıyor. Batılı halklardan muhakkak farklı düşünenler vardır. Ama Amerika ve batılı devletlerin politikaları belirleyici olandır. Bu politika da tamamen Türkiye’nin aleyhinedir. Dolayısıyla, mesele korku üretmek değil, var olan ciddi bir tuzağın farkına varmak keyfiyetidir.
Saygılarımla,