Her insan yarınını, bir yıl sonrasını, işini planlamak ister. Geleceğini planlayan insan olabildiğince hazırlıklı olur ve sürprizlerden uzak durabilir. Ancak geleceğiyle ilgili plan yapamayan insanlar git gide derin ve karanlık bir kuyuda umutsuzluk denen duyguyla tanışırlar. Plan yapsa dahi, yaptığı planların tamamı “-se, -sa”lı cümlelere bağlı olanlar da en az plan yapamayanlar kadar bedbahttır sanırım.
Türkiye şartlarında birçok kesimden, yani işçisinden patronuna, öğrencisinden memuruna kadar her kesimde umutsuz insanların olması kuvvetle muhtemeldir. Ancak kesin olan bir şey var ki; üniversiteden mezun olanların ekseriyeti gelecekle ilgili belirsizlikler nedeniyle büyük sıkıntılar çekmektedir.
Arkadaşlarım arasında bu duyguyu yaşamayanların sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor maalesef. Çoğunluğu tarih bölümü mezunu olanları ya ücretli öğretmenlik gibi bir pamuk ipliğine mecburen bağlandılar ya başka işler yapmak durumundalar ya da yüksek lisans yapıp bir ihtimal hayallerindekini gerçekleştirmeyi umuyorlar. Başka bölümlerden mezun olan arkadaşlarımdan çok azının, eğitimini aldıkları mesleği yaptıklarını görüyorum.
Üniversite bitirmek işe yaramıyor. 4 yıl boyunca okuyorsun, geceli gündüzlü hayalini, umudunu bağlıyorsun ama olmuyor. O sınavı geçmen lazım, bu dili öğrenmen lazım. Bitiyor mu? Kadro çıkması lazım, kadro çıksa bile on binlerce işsiz üniversiteli arasından en iyisi olman lazım. Lazım oğlu lazım. Bütün bunları geçeyim, en önde olayım derken belki birçok şeyi ıskalıyoruz. Neticede en başarılı olsak da olamasak da bir bedel ödüyoruz. Sonra bir bakıyoruz yaş yirmi beşi çoktan aşmış, ancak hâlâ nerde olduğumuzu kestiremiyoruz.
Sanırım bunlar, Türkiye’deki birçok üniversitelinin yaşadığı duygular. Bu ülke, geleceğe umutla bakabilecekleri bir ortamı gençlere ne zaman hazırlayacak, bilemiyorum. Ekonomik, iktisadi sorunlar vs. derken binlerce gencin umutları, zor sökeceğe benzeyen bir şafağı bekliyor.
Külfetsiz nimet, zahmetsiz rahmet olmaz derler; zahmet güzel, çile değerli ama neticesini bilebilsek!




Bir tersane müzesine niçin ihtiyaç var?
Savaşlar, Taktikler ve Silahlar
Şiir Okulları Açılmalı
TBMM bir Osmanlı meclisi miydi?
Osmanlı Sanatkarlarının Elinde Hat Sanatı
Ahmet Uluçay'la sinema ve edebiyat üzerine
Öğretmenler kitap okusun, Avon kataloğu yerine
Türkler arasında bir İngiliz
Bal Şifadır
Tarihimiz ve Biz: İlber Ortaylı'dan önemli başlıklar




Merhabalar Seyfullah Bey, tam da ben FriendFeed’imde bu husustaki dertlerimi anlatmışken siz de ona değinmişsiniz.
Bence zamanını planlayamayan insanlar, depresyon, kaygı gibi psikolojik sorunları, bu sorunlarını dikkate almadan onlardan büyük ve âcil şeyler bekleyen çevrelerinin baskısı, muhtemelen kendilerinin de yine abartılı beklentileri, okuma imkanına sahip olmamış, ömrünü hiç planlı yaşama ihtiyacı da duymamış ailelerden terbiye almış olmaları, ya da bunların birkaçının bileşimi gibi nedenlerle bunu başaramıyorlar…
Modern dünya, birçoğumuzun uzun yıllarımızı kitaplar okuyarak ve zamanımızı çok güzel planlayarak geçirmemizi gerektiriyor. Özellikle sizin de değindiğiniz tarih gibi akademik amaçlı bölümlerin öğrencileri, hele saydığım gibi bir arka plana ve maddî-manevî dertlere sahipseler, işleri zor oluyor, epey eziyet çekebiliyorlar. Üniversite esnasında çektikleri eziyetler yetmiyor, zorlukla üniversiteyi atlatmışken, bu sefer de iş bulmakla uğraşıyorlar. O iş de, eğitimini aldıkları meslekten tamamen farklı oluyor… Neredeyse iki on-yıl sürmüş bir “kitabî” eğitimin sonucu bu mu olmalı? diye düşünüyor insan.
Saygılarım ve selamet temennilerimle,
Uğur M. Dinç
sabret Seyfullahım fazla kalmadı inşallah, fe inne me’a-l ‘usri yüsrâ