Daha önce şurada değerli hocamız Prof. İdris Bostan’ın Haliç Tersanesi’nin müze yapılmasına ilişkin yazısını yayınlamıştık. Şimdi de Vira dergisine geçtiğimiz aylarda Haliç Tersanesi ve Osmanlı denizciliği hakkında verdiği söyleşiyi yayınlıyoruz.
Bugünlerde ise Haliç Tersanesi’nin müze yapılmasıyla ilgili hazırlıkların başladığını hatırlatarak ilerleyen günlerde bu konuyla ilgili yazıların devam edeceğini haber vereyim.
İşte o söyleşi:
Osmanlı döneminde denizciliğin kalbi Haliç’te atıyordu. Bu bölgenin bir müze haline dönüştürülmesi için çalışıyorsunuz. Bu konudaki önerilerinizi bizimle paylaşır mısınız?
Haliç, Osmanlılar döneminden itibaren yaklaşık 500 yıldır gemi inşa sanayinin merkezi olarak görev yapıyor. Tersâne-i Âmire’de sadece XVII. Yüzyıl için yaptığım araştırma sonuçlarına göre; bir yüzyıl içinde 1000’den fazla gemi inşa ve tamir edilmiş. Bu bölgede zaman içinde bu inşa faaliyetlerinin yürütüldüğü imalathane ve fabrikalar yanında; yönetim binaları, çalışanların ikametine mahsus yapılar, dini ve sosyal amaçlı binalar yer aldı. Bu sayede bölgede Kasımpaşa gibi bir denizci şehri kuruldu ve gelişti. III. Selim devrinden kalma havuzla birlikte tarihi üç havuzun bulunduğu bugünkü “Haliç Tersanesi” bölgesi özellikle dikkate alınmalıdır. Bu tersane bölgesinde ve imparatorluğun diğer tersanelerinde inşa edilen gemilerin oluşturduğu muazzam Osmanlı Donanması, hemen her sene Beşiktaş’tan hareketle Akdeniz’e veya Karadeniz’e açıldı. Bu durum şüphesiz çok güçlü bir deniz politikasına sahip, bir deniz imparatorluğu amacı olan Osmanlıları Akdeniz coğrafyası merkezli dünyanın en etkin devleti yapmıştır. Bu derece denizlerde egemen olan bir devletin kendi geçmiş düzeyini temsil eden, iyi planlanmış, müzecilik kriterlerine uygun ve uluslararası düzeyi olan bir konumda temsil edilmemesi şahsen beni böyle bir müzenin kurulması konusunu gündeme taşıma hususunda cesaretlendiriyor. Sadece yurt dışındaki müzeleri görerek imrenmek yerine, en az onlar kadar tarihî geçmişe sahip bir müzemizin olması anlamlı olur diye düşünüyorum.
Sizce bu bölgede ne şekilde bir müze oluşturulmalı?
Müzecilik, mevcut malzemeyi depolamak olmadığına göre, elbirliğiyle ve yeni bir müzecilik anlayışıyla gerekirse eski örnekleri yeniden inşa etmek suretiyle deniz tarihi ve kültürümüzün bütününü temsil edecek bir içeriği bulunmalı bu yeni Denizcilik Müzesinin. Hatta Deniz Kuvvetleri bünyesindeki müzenin, özellikle Osmanlı Dönemi’ne ait kısmını ve diğer şahıs veya kurumlarda bulunan tarihi malzemeyi birbirine yakın yerlerde sergilemek suretiyle bir bütünlük oluşturulmalı. Söz konusu müzede aynı zamanda “Deniz Kültürü” sempozyum ve konferanslarının düzenlenebileceği, denizcilik tarihi ve kültürü araştırmaları için ihtisas kütüphanesinin bulunacağı bir “Kültür Merkezi” yer almalı. Ve hiç şüphesiz bunun yapılacağı mekan şimdiki tarihî havuzların bulunduğu bölge olmalı. Mevcut şekli ve tarihî dokusu korunarak, hatta var olduğu bilinen bazı yapılar yeniden yapılarak bu bölge değerlendirilmelidir.
Tarihin derinliklerinden bugüne kalan kaynaklar, özellikle askeri denizcilik tarihi hakkında yeterli bilgi veriyor mu?
Kitabî kaynaklarımızın birkaç istisna dışında bu konuda çok faydalı olduğunu söylemek mümkün değil. Osmanlıların son dönemlerinde M. Şükrü ve benzeri yazanların bilgileri esas itibariyle Katip Çelebi’yi kaynak kullandığı için pek orijinal sayılmaz. Sadece Safvet Bey, belki de deniz tarihi için ilk defa belgeleri gündeme taşımıştır ve asıl kaynaklar, başta Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Topkapı Sarayı Arşivi ve Deniz Arşivi gibi arşivlerde bulunan Osmanlı belgeleridir. Osmanlı Devletinin ilişki halinde olduğu en eski dönemlerden itibaren başta Venedik olmak üzere diğer İtalyan şehir devletleri, Dubrovnik, İspanya, Fransa, İngiltere, Danimarka, Hollanda ve Rusya gibi pek çok devletin arşivlerinde hem Osmanlıca ve hem de kendi dillerinde belgeler, deniz haritaları ve hatta gemilerle ilgili görüntü malzemeleri bulunmaktadır. Bu sebeple Denizcilik Tarihinin çok zengin bir arşiv malzemesine sahip olduğunu belirtmek gerekir.
Peki, sivil denizcilik… Deniz ticareti ile ilgili yeterli kaynak var mı?
Sivil denizcilik alanında aynı çoklukta belgemiz olduğu söylenemez. Ancak devletin kendi halkı için sağlamak zorunda olduğu zaruri gıda ve giyecek maddeleri ile ilgili ticareti devlet arşivlerinden takip etmek mümkündür. Çünkü deniz taşımacılığının kurallarını koyan, açık denizlerde yapılacak ticaretin güvenliğini sağlayan ve bu sayede sadece kendi tebası için değil aynı zamanda yabancı tüccarın ticaretinin de önünü açan devlet olduğu için bu konularda çok sayıda belge ve kayıt bulunmaktadır.
“Osmanlı Bahriye Teşkilatı: XVII. Yüzyılda Tersâne-i Âmire”, “Kürekli ve Yelkenli Osmanlı Gemileri” gibi birçok önemli eser kazandırdınız. Bu çalışmalar çok kolay olmasa gerek…
Tersâne-i Âmire kitabı benim doktora tezimdir. Türk Tarih Kurumu’nda yayımlandı. Bu tez için araştırma yapmaya başladığım zaman üzerinden 30 yıl geçti. Çeşitli makalelerle denizcilik tarihini teknolojiden kültüre, deniz ticaretinden teşkilatına kadar incelemeye çalıştım ve bunları Osmanlı Denizciliği kitabımda topladım. Osmanlı gemilerinin otantik görüntülerini arşiv belgelerinin tanımlaması ile birleştirmek için Osmanlı Gemileri kitabını hazırladım. Kâtib Çelebi’nin Tuhfetü’l-kibâr’ı ise, son iki yılda yaptığım çalışmaların sonucudur. Bu bir telif eseri olmadığı için öğrencilerimin de yardımıyla kısa sürede tamamlanmış oldu. Burada Denizcilik Müsteşarlığının kitabın hazırlanması ve en iyi şekilde basımı için gösterdiği fedakarlığı takdirle anmak isterim. Ayrıca bundan sonra yapılacak yeni çalışmalar için de beni cesaretlendiriyorlar. Mesela yeni bir proje olarak bugünlerde Barbaros Hayreddin Paşa’nın Gazavâtını edisyon kritik yapmak ve yayınlamak konusunda beni teşvik eden Denizcilik Müsteşarı Sayın Hasan Naiboğlu’na teşekkür etmek isterim.
“Adriyatik’te Korsanlık 1575-1620” ile ilgili bir çalışmanız da var. Bize biraz bu konuda bilgi verir misiniz?
Yakın zamana kadar herkes korsanlığı, sinema filmlerinden tanıdığı kadarıyla biliyordu. Exeter Üniversitesi’nde 1991’de tanıştığım İngiliz araştırmacı Todd Grey, İngiliz kaynaklarından elde ettiği bilgilere göre, Fas’ın Sela Limanı’ndan çıkarak, Güney İngiltere’ye akınlar düzenleyen ve bölgeyi yağmalayan Faslı ve birlikte hareket ettikleri Cezayirli korsanlar hakkında bizim arşivlerimizde belge bulunup bulunmadığını sormuştu, kendisine yeterli cevap verememiştim. Türkiye’ye döndüğümde konuyla ilgilenmeye ve araştırmalara başladım. Önce birer Osmanlı eyaleti olan Cezayir, Tunus ve Trablusgarp gibi garp ocakları eyaletlerinin XVI. yüzyıl sonlarıyla XVII. yüzyıl başlarında Avrupalı devletlerle olan siyasi ve ticari ilişkileri konusunda bir makale yazdım. Daha sonra başta Osmanlı arşivleri olmak üzere; Venedik, Dubrovnik ve İspanya arşivlerinde bulunan Osmanlı belgeleri üzerinde yaptığım araştırmaların da yardımıyla “Adriyatik’te Korsanlık” çalışmamı tamamladım. Aslında bu benim bütün Akdeniz için düşündüğüm XVI. ve XVII. yüzyıllardaki korsanlık hareketlerinin, sadece Adriyatik’e tahsis edilmiş olan bölümünü oluşturmaktadır. Gördüm ki, önceleri korsan kelimesi sadece Hıristiyan devletlerin devlet donanması dışında çapulculuk ve haydutluk yapan denizcileri için kullanılıyor. Osmanlı korsanları ise “gönüllü reisler, leventler” şeklinde anılıyor. Eğer Osmanlı denizcileri haydutluk anlamında korsanlık yapıyorsa, onlara da “haramî reis” deniyordu. Daha sonra bu kavramların değiştiğini ve korsan kelimesinin denizleri iyi bilen mahir denizciler için kullanıldığını görmekteyiz. Korsanların nasıl bir hukuka tabi olduğunu bu çalışmada anlattım. Bir mutabakat sağlanması halinde bu çalışmam da yakın bir zamanda basılmış olacak diye ümit ediyorum.
Son olarak denizcilik sektörüne nasıl bir mesaj vermek istersiniz?
Osmanlılar devrinde imparatorluğun gemi inşasına uygun bütün sahillerinde tersaneler bulunuyordu. Bugün aynı anlayışın geri gelmeye başladığını görmek hayli sevindirici. Bunu yaparken bugünün modern sanayileşme kriterlerini dikkate almak ve insan için önemli olan yaşam kalitesini korumak esas olmalıdır. Denizcilik sektörünün denizciliğin sadece deniz nakliyatından ibaret olmadığını, deniz tarihi ve kültürüne, bunların araştırılarak denizciler arasında yaygınlaştırılmasına da en az taşımacılık kadar değer vermesini bekleriz. Daha henüz ne resmi kurumların, ne de özel teşebbüsün desteklediği bir Deniz Tarihi Araştırmaları Merkezi’nin kurulmamış olması büyük bir eksikliktir. Bu sektör henüz geçmişte dikkate alınmaya değer bir denizcilik geçmişi olduğunu anlamış görünmüyor. Magazinleşmiş deniz kültürü ile meşgul olmak yerine; tarihi, edebiyatı, folkloru ile sivil, askeri ve ticari denizciliğimizi araştırma imkanlarını oluşturmak gerekir Bu bütün denizcilik sektörünün işbirliği ve elbirliği ile yapabileceği bir sorumluluktur. Mesela deniz taşımacılığında dev bir sektör haline gelen İDO ve DTO’nun öncülüğü ve desteğiyle bir denizcilik ihtisas kütüphanesi kurulması ve tarihi iskelelerden birinin buna tahsis edilerek, dünyada yayımlanan bilimsel kitaplar başta olmak üzere ciddi bir koleksiyon oluşturulması, denizcilikle ilgili dergilerin toplanması ile işe başlanabilir. Böylece denizcilik konusunda ezbere ve kalıplaşmış bilgiler üreten bir toplum olmaktan kurtulmanın ilk adımı atılmış olur.
Vira Dergisi




Hıristiyan Vaizin Osmanlı’ya Bakışı
İmparatorluk Çağı / Dünya Savaş Tarihi 3 (1776-1914)
Abdülhamid devri Anadolu toprağına ne kattı?
Türkiye'nin ilk dergi fuarı meraklılarını bekliyor
BBC belgeseli - Bilim ve İslam
Kabahatler Kanunu yürürlükte
Yahudi akademisyen Prof. Norman Finkelstein: İsrail'in yaptığı soykırım
Timurlenk zalim, aksak tarih de çok zalim!
Tarih Tasarlamak ve Müverrihler
Osmanlı Arşivleri sele kapılır mı?




2007 yılı haliç tersanesi emeklisiyim.osamnlı tarihi dahil.cumhuryet tarihinin bu günkü tarihine kadar amma hizmeti veren.bu tersanelerin yapımı 80 yılı geckin bir süre içinde tamamlanmıştır.ve devletciligin ön pilana çıkan en güzel örnegi.bu kuru havuzların yapımı iktidar deyiştigi halde bırakılan yerden devam ettirilip bitirilmesi.buda üç osmanlı padişahlıgına dayanır.ülkemizin üç tarafı denizlerle çevrili. tersanelere gereken önem verilecegine müzeye dönüştürülmesi içler acısı.hele hele tarihini çok iyi bildigim.dünyada eşi benzeri olmayan bu üç kuru havuzların asırlar sonra günümüz gemilerine hizmet verebilme kapasitesine sahipken.müzeye dönüştürülmesi hayret verici.Havuzun hemen yanı başındaki döküm hane fatihin toplarının döküldğü.sayesinde fetihler kazanılan ve asya kıtasının en büyük dökümhanesinin kaldırılmasına gönüller razı olmuyor.tersanelerin tam randımanla çalıştıgı zaman.8 bin aiilenin istidam edildigi yer.son söz okuyanların.