Müverrih

Tarih, kültür-sanat ve edebiyat notları

Haziran 2009 için arşiv

bahriyePera Müzesi 4 Ekim’e kadar çok güzel bir sergiye ev sahipliği yapacak. Özellikle denizcilikle ilgilenenlerin mutlaka gitmesi gereken bu sergiyle ilgili müzenin duyurusu aşağıda.

Osmanlı Beyliği 14. yüzyıl başında Ortaçağ dünyasının karanlık deniziyle tanıştı. Venedik ve Cenevizlilerle yapılan savaşlar, Rumeli fütuhatı, ilk tersânelerin kuruluşu bu dönemde gerçekleşti. İstanbul’un fethi Beylikten İmparatorluğa geçiş sürecini noktalarken, Akdeniz ve Karadeniz’i siyasi coğrafyada birleştirecek güçlü bir donanmanın da temelleri atıldı. Rönesans’ın sonlarında korsanlığın etkisi azaldı ve Barbaros Hayreddîn Paşa’nın kişiliğinde Osmanlı denizciliği altın çağını yaşadı. Yeni Dünya’nın keşfi denizcilik dünyasında devrim yapmıştı. Geleneksel Venedik kadırgalarından İspanyol kökenli kalyonlara geçildi; kas gücünün yerini rüzgâr gücü aldı. Osmanlı donanması 18. yüzyıldan 20. yüzyıla uzanan modernleşme sürecinde öncü bir rol oynadı. Batılı denizcilik eğitimi, yeni teknolojilerin uygulanması ve modern donanma organizasyonu bu dönemin eseridir. Kalyondan zırhlıya geçen Osmanlı deniz gücü artık İmparatorluk adına son sözü söyleyecektir.

Devamını oku »

Katip Çelebi Harita SergisiUNESCO’nun 2009 Uluslararası Katip Çelebi Yılı dolayısıyla düzenlediği Piri Reis’ten Katip Çelebi’ye “Osmanlı’nın Dünya’ya Bakışı’ harita sergisi 8 Haziran2da Dolmabahçe Sarayı’nda açılıyor.

Dolmabahçe Sarayı Sanat Galerisi’nde 8-17 Haziran tarihleri arasında açılacak olan serginin açılışı 8 Haziran’da düzenlenen kokteylle saat 19:00′da açılacak. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay katılımı ve Bahçeşehir Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Enver Yücel’in ev sahipliğinde gerçekleşecek açılışa çok sayıda seçkin konuğun katılması bekleniyor: 8-17 Haziran tarihleri arasında açık olacak serginin büyük ilgi görmesi bekleniyor.

Katip Çelebi’nin doğumunun 400. yıl dönümü dolayısıyla hazırlanan ‘Piri Reis’ten Katip Çelebi’ye Osmanlı’nın Dünyaya Bakışı’ adlı sergi, 8 Haziranda Dolmabahçe Sarayı Sanat Galerisi’nde açılacak.

Devamını oku »

son_sultanlarin_istanbulundaOsmanlı Devleti’nin son elli yılı kuşkusuz sıkıntılarla geçti. Gerek milliyetçilik hareketleri nedeniyle Balkanlar’da iyice alevlenen isyanlar gerekse Avrupalı devletlerin Osmanlı’dan pay kapma yarışı, İstanbul’daki padişahı büyük sorunlarla karşı karşıya getirmiştir. Osmanlı tebaası da tüm bu karışıklardan bir şekilde etkileniyordu. Savaşlar, isyanlar ve kıtlıkla karşılaşan halk, ister istemez imparatorluk yapısına olan bağlılığını her geçen gün kaybediyordu.

Tabii bu bağlılığın azalmasını isteyen misyoner grupların etkisi de söz konusuydu. Osmanlı topraklarında yüzlerce misyoner ya da ajan Osmanlı Devleti’ni zayıf düşürmek, küçültmek veya halkın İslam’la olan bağını zayıflatmak için büyük çaba harcıyorlardı. Çoğu zaman misyonerliği gizleyen “en işlevsel örtü” eğitim oluyordu. İşte bir eğitimci olarak Osmanlı topraklarına adım atan Amerikalı Mary Mills Patrick de bunlardan biriydi.

Mary Mills Patrick, American Board misyonerlik teşkilatının görevlisi olarak 1871’de İstanbul üzerinden Erzurum’a gitmiş ve burada 4 yıl kadar kalmıştır. Akademisyen olarak Erzurum’daki Amerikan Okulu’nda öğretmenlik yapmıştır bu süre içinde. 1875’te İstanbul’a gitmiş ve 1924’e kadar, yaklaşık 50 yıl, sultanların İstanbul’una şahitlik etmiştir. Bu süre zarfında Sultan Abdülaziz, Sultan V. Murad, Sultan II. Abdülhamid, Sultan V. Mehmed Reşad ve Sultan VI. Mehmed Vahdeddin’in saltanatını yaşamış; 93 Harbi, I. ve II. Meşrutiyet, I. Dünya Savaşı’na tanıklık etmiş ve yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasını adım adım görmüştür.

Devamını oku »

Osmanlı İmparatorluğu’nu “müthiş bir belirsizlik bölgesi” ve tarihçilerin önüne konmuş “büyük bir bilmece” olarak gören Fernand Braudel, mevcut bakışlarımızın karşımızdaki gerçeği anlamaya yetmediğini, dolayısıyla daha fazla çalışmak gerektiğini söylemişti.

Osmanlı tarihi, uzun yıllar sabit ve hakkında son söz söylenmiş bir olgu olarak resmedildi. 1920’lerin ve 1930’ların tarih alanına getirdiği vurgu değişikliği, geçmişin tek bir karede dondurulabileceği yanılgısını da beraberinde taşımış oldu. Buradaki Osmanlı resmi, gelişmeyen, durağan ve pıhtılaşmış bir köhne kimliği tespit ediyordu. Bu görüş, yarı resmi bir tarih anlayışı şeklinde on yıllar boyu halkın ve tarihçilerin Osmanlı tasavvuruna bir “Roma katakombu” vazifesi gördü.

İşte 1970’lerin ortalarından itibaren Batı’da Osmanlı tarihçiliği bizi uyandırıcı bir işlev gördü; hor görmeye şartlandırıldığımız kendi gerçekliğimizle yeniden yüzleşmeye davet etti. Sarstı, hâlâ da sarsıyor.

‘Devletçi tarih’ anlayışı

Donald Quataert, Amerikalı bir ‘Ottomanist’, yani Osmanlı tarihi uzmanı. Alanı, iktisat tarihi. Daha önce dilimizle buluşmuş birkaç çalışması var. Osmanlı Devleti’nde Avrupa İktisadi Yayılımı ve Direniş (1881-1908) adlı kitabı (Yurt Yay., 1987), Osmanlı yöneticilerinin emperyalizme karşı verdikleri mücadelenin çeyrek yüzyıllık manzarasını ortaya koyuyordu. Sanayi Devrimi Çağında Osmanlı İmalat Sektörü (İletişim Yay., 1999) adlı çığır açan eserinde ise farklı bir yöntem izliyordu. Osmanlı tarihçilerinin genellikle “devletçi” bir çizgi izlediklerinden şikâyetle, iktisat tarihinin hep devletin kazanç ve kayıpları üzerine odaklandığını, oysa bu çalışmalarda üreten kesimin sesinin duyulmadığını belirtiyor, bu kesimin bir türlü özne olamamasını eleştiriyordu.

Devamını oku »

ETİKETLER

Hakkımda

There is something about me..

Twitter

    Fotoğraflar

    panorama1453fetih (1)panorama1453fetih (10)panorama1453fetih (11)panorama1453fetih (12)