Müverrih

Tarih, kültür-sanat ve edebiyat notları

son_sultanlarin_istanbulundaOsmanlı Devleti’nin son elli yılı kuşkusuz sıkıntılarla geçti. Gerek milliyetçilik hareketleri nedeniyle Balkanlar’da iyice alevlenen isyanlar gerekse Avrupalı devletlerin Osmanlı’dan pay kapma yarışı, İstanbul’daki padişahı büyük sorunlarla karşı karşıya getirmiştir. Osmanlı tebaası da tüm bu karışıklardan bir şekilde etkileniyordu. Savaşlar, isyanlar ve kıtlıkla karşılaşan halk, ister istemez imparatorluk yapısına olan bağlılığını her geçen gün kaybediyordu.

Tabii bu bağlılığın azalmasını isteyen misyoner grupların etkisi de söz konusuydu. Osmanlı topraklarında yüzlerce misyoner ya da ajan Osmanlı Devleti’ni zayıf düşürmek, küçültmek veya halkın İslam’la olan bağını zayıflatmak için büyük çaba harcıyorlardı. Çoğu zaman misyonerliği gizleyen “en işlevsel örtü” eğitim oluyordu. İşte bir eğitimci olarak Osmanlı topraklarına adım atan Amerikalı Mary Mills Patrick de bunlardan biriydi.

Mary Mills Patrick, American Board misyonerlik teşkilatının görevlisi olarak 1871’de İstanbul üzerinden Erzurum’a gitmiş ve burada 4 yıl kadar kalmıştır. Akademisyen olarak Erzurum’daki Amerikan Okulu’nda öğretmenlik yapmıştır bu süre içinde. 1875’te İstanbul’a gitmiş ve 1924’e kadar, yaklaşık 50 yıl, sultanların İstanbul’una şahitlik etmiştir. Bu süre zarfında Sultan Abdülaziz, Sultan V. Murad, Sultan II. Abdülhamid, Sultan V. Mehmed Reşad ve Sultan VI. Mehmed Vahdeddin’in saltanatını yaşamış; 93 Harbi, I. ve II. Meşrutiyet, I. Dünya Savaşı’na tanıklık etmiş ve yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasını adım adım görmüştür.

Dergâh Yayınları, Batının Gözüyle Türkler serisinden yayınladığı Son Sultanların İstanbulu’nda kitabında Mary Mills Patrick’in kaleminden bu uzun zamanın bir özetini veriyor. Bir hatırat kitabından beklenmeyecek kadar siyasî tarihe dair mevzular, yazarın eğitim işleriyle ilgili kısımlardan daha fazla yer tutuyor. Kitabı değerli kılan asıl neden de bu. Sadece bir akademisyenin kolej kurmak için kişisel çabasını değil, dönemin siyasî olaylarına dair bir Amerikalı misyonerin bakışını görmüş oluyoruz.

Kitap, çevirmen Ayşe Aksu’nun temiz Türkçesiyle keyifle okunuyor. Ayrıca çevirmen tarafından eklenen dipnotlarla daha zengin bir okuma keyfi sunuyor. Metinde geçen özel isimler ya da yazarın hatalı kullanımlarını düzelten dipnotların yanında, yazarın kullanmaktan imtina ettiği özel isimleri mukayeseyle ortaya çıkaran ve tafsilat veren dipnotlar da metnin tahliline ve yazarın niyetine ilişkin çok faydalı ipuçları veriyor.

Öncelikle yazarın birçok konuda taraflı olduğunu söylemeliyiz. Çevirmenin de önsözde verdiği örneklerde olduğu gibi, yazar Çanakkale Savaşı sırasında Alman askerlerinin ölümünden üzüntü duyduğunu yazarken bir tek Osmanlı askerinin ölümünden bahsetmediği gibi; teyyareyle  Osmanlı’nın barut fabrikasına saldıran İngiliz askerinin “cesur” olduğunu ifade etmiş ancak, saldırıda ölenlerden tek kelime söz etmemiştir. Bir diğer ilginç örnek ise, Yunanlıların İzmir’i işgalinden duyduğu üzüntünün tek sebebinin, arkeolojik kalıntıların zarar görmesi ihtimalinin olmasıdır.

Sosyal hayat

Patrick, Osmanlı’yı kitabında söz konusu ettiği hemen hemen her alanda gayri medenî olarak anlatıyor. Erzurum’da kaldığı süre içinde Amerikalıların kaldıkları mahallenin medenî olduğunu söylerken, yerli halkın yaşantısının medeniyetten uzak olduğunu, mimarî görünümün ve eşyaların gayet basit ve iptidai olduğunu söylüyor.

Doğulu imajını zihninde çoğaltmaya çalışan yazar, eve ayakkabıyla girmeyen doğuluları sadece “ilginç” bulmakla beraber Osmanlı toplumunun namaz kıldıklarından dolayı günde beş defa abdest aldıklarını ve en küçük kasabada dahî hamam olduğunu ifade ediyor.

Osmanlı toplumunda haremin ve cariyelerin olduğunu, erkeklerin bilgisiz ve kadınların bilerek cahil bırakıldıklarını kaydeden Mary Mills Patrick, bölge halkını eğitmek için geldiğini söyleyerek, açıkça ifade etmemiş olsa da, bir grup misyoner arkadaşıyla Ermeni köylerini dolaşıyor. İstanbul’a geldikten sonra ise Rum köylerini yine bir grup arkadaşıyla dolaştığını yazmaktadır.

Osmanlı millet sistemini dikkatle inceleyen yazar, belki de Batı toplumlarında görmediği bu müstesna durumu çözmeye çalışıyordu. Bir arada yaşayan ve soylarına göre değil de dinlerine göre ayrışan bu milletleri bağlayan unsurlar üzerine kitabının birçok bölümünde tartışıyor. Özellikle Sultan Abdülhamid’in politikalarının aksine şekillenen Jön Türk politikalarının, milletler üzerindeki tesirinin ani ama niyetlendiklerinin tam aksi istikametinde tecelli ettiğini kaydediyor.

Padişahlara dair

Yazar, padişahlara dair dikkat çekici yargılarda bulunuyor. Amerikalıların, Batılıların veya kolejin menfaatine hareket etmeyen padişahları ağır sözlerle kötülerken, diğer padişahlara methiyeler düzüyor.

Sultan Abdülaziz yazara göre ilerici bir padişahtır. İngiltere Kraliçesi Victoria tarafından şövalye olarak taltif edilmesinin sultan için çok önemli olduğunun altını çiziyor. Ayrıca Sultan Abdülaziz’in Fatih, Kanunî ve II. Mahmud’la eş değerde bir padişah olduğunu söylüyor. Yazarın Sultan Abdülaziz’in övgüye değer taraflarını sadece Batılı olmasına bağlaması dikkate şayan bir niyeti ortaya koymaktadır.

Bunlara rağmen, Sultan Abdülaziz saray darbesiyle hal’ edildiğinde üzüntüsünü belli etmekle beraber yeni sultanın daha ilerici ve Avrupalı olduğunu ve Sultan Abdülaziz’de var olan belli taassupların V. Murad’da olmadığını söylüyor.

II. Abdülhamid hakkında ise, yazarın niyetini kolaylıkla okuyabildiğimiz cümleler var. Bir zamanların Türk tarihçilerinin de ağzından çıkan cümlelerin kaynağı olabilecek bu ifadeler tahmin edildiği üzere: müstebid, iki yüzlü, hilekâr, korkak, gaddar gibi kin kusan ifadelerdir. Yazar fırsat buldukça Sultan Abdülhamid’e hakaret etmeyi marifet saymaktadır neredeyse. Abdülhamid’in şehzadelik dönemi için dahî, kini ortaya koyan şu satırlar ibretliktir:

“Bugünkü devletlerin dahi kabul edeceğinden daha idealist bir biçimde eşitliği müdafaa eden bir Midhat Paşa vardı. Bizzat Şeyhülislam da dahil, maiyetinde İslam’ın siyasî gücünü parçalayıp yok edecek bir reform türünü nüfuzlarıyla destekleyen dinî liderler vardı. Arka planda ise, gizliden gizliye reformlara ve Müslümanlarla Hıristiyanların eşit olmasına kızan, hilekâr ve iki yüzlü Şehzade Hamid bulunuyordu.”

Yazar, bu satırlarda neredeyse açıktan İslam’ın bölünmesini ve Müslümanlarla Hıristiyanların eşitliğini desteklerken, aslında farkına varmadan biz Müslümanlara Şehzade Hamid’i övmektedir. İlerleyen satırlarda Midhat Paşa’nın büyük devlet adamı olduğunu, Sultan Hamid’in Midhat Paşa’yı dinlemeyerek büyük fırsatlar kaçırdığını söylemesini bir kenara not edelim ve şu ifadeleri de yazarın niyeti ve ruh hali için örnek verelim:

“Sultan Hamid hilekâr ve kişiliksiz bir dalavere üstadıydı ama görev bilgisi sınırlıydı.”

“Sultan Hamid’in karakteri tamamıyle kendini belli etmişti ve politikasına rehberlik eden ilke hükümdarlığı boyunca hiç değişmeden kalmıştı. Bu ilke hilenin, kurnazlığın ve gaddarlığın bir bileşimiydi.”

“Eski dönemin neşe ve hürriyetinin mutlu havasının yerini çoğu defa Sultan II. Hamid’in saltanatı boyunca süren kasvet ve ıstırap alıyordu.”

Sultan V. Mehmed Reşad ve Sultan VI. Mehmed Vahdeddin hakkında çok ayrıntılı ifadelere yer vermemekle beraber, her iki sultanın da devleti ve halkı için gayret gösterdiğini söylemekle yetiniyor.

***
Yazar hatıratında birçok noktayı, kastî olduğunu düşündüğüm bir maharetle gizliyor. Ermenice bildiğini gizlemesi; Sultan Abdülaziz’in son zamanlarında şehzade Murad’ın reformculuğundan bahseden gazetelerin emelinden tek satır bahsetmeyişi örnek verilebilir.

Mary Mills Patrick’in gerek Osmanlı devletinin işleyişi, gerek toplum yapısı, gerek siyasî gelişmeler, gerekse İslâm dini hakkında geniş bilgi sahibi olduğunu görüyoruz. Diplomatik kimliği, misyonerlik çalışmaları, akademisyenliği veya dönemin tanığı olması bu bilgileri edinmesini sağlayan unsurlar olabilir. Ancak bazı konuları yanlış bildiğini de söylemeliyiz.

Son Sultanların İstanbulu’nda, İmparatorluğun uzun bir dönemini, bir misyoner kadın yazarın şahitliğinden görmemiz açısından değerli bir eser hüviyetini kazanmıştır. Kitapta dikkatle okunması gereken çok değerli gözlemler mevcut. Ancak yazarın düştüğü hatalara, kasıtlı söz tuzaklarına düşmeden Osmanlı’nın son dönemine bu kitapla güzel bir yolculuk yapılabilir.

Son Sultanların İstanbulu’nda, Mary Mills Patrick, Dergâh Yayınları, Mart 2009, 348 sf.
Dergâh Yayınları – 0212 518 95 78

Seyfullah Aslan – Milli Gazete / Düşünce sayfası – 30.05.2009

Yorum Yapın

ETİKETLER

Hakkımda

There is something about me..

Twitter

    Fotoğraflar

    panorama1453fetih (1)panorama1453fetih (10)panorama1453fetih (11)panorama1453fetih (12)