Müverrih

Tarih, kültür-sanat ve edebiyat notları

Değerli Hocamız Prof. Dr. İdris Bostan‘ın denizhaber.com sitesinde yayınlanan yazısını konuyu tekrar gündeme getirmek adına tekrar yayınlıyoruz.

XV. yüzyılın sonlarından itibaren bir Deniz İmparatorluğu olarak yapılanmasını oluşturmaya başlayan Osmanlıların denizciliğe verdiği önem bugün henüz yeterince kavranabilmiş değildir.

Karadeniz, Marmara ve Ege denizlerini bir Türk gölü haline çevirdikten sonra, Akdeniz’in hemen tamamında hakimiyetini gerçekleştiren, diğer taraftan Kızıldeniz ve Basra Körfezi’ni kontrolüne alarak yüzlerce yıl deniz yollarının güvenliğini sağlamayı başaran Osmanlı İmparatorluğunun merkezî deniz üssü Haliç’teki Tersâne-i Âmire idi.

İlk temelleri Fatih Sultan Mehmed devrinde atılan ve Bayezid devrinde ilaveler yapılan bu tersanenin bir Devlet Tersanesi (Tersâne-i Âmire) haline gelişi ise, Yavuz Sultan Selim zamanında gerçekleşmiş (1515) ve Kanuni devrinde geliştirilerek müştemilatıyla devrinin en ünlü tersanesi olmuştur. Bir İtalyan tarihçi R. Romano’nun da belirttiği gibi, XVI. yüzyıl Akdeniz Dünyasında etkin iki büyük tersaneden biri İstanbul’da bulunuyordu[1]. Yaptığımız araştırmalar, İstanbul Tersânesinin aslında Venedik’teki benzerinden çok daha faal ve üstün olduğunu ortaya koymaktadır.

İnebahtı Savaşı’nda yenilen ve donanması imha edilen Osmanlıların altı aylık bir kış dönemi içinde yeniden muazzam bir donanma inşa etmeleri ve ertesi senenin baharında 250 gemiden oluşan yeni donanmayı Akdeniz’e gönderebilmeleri dikkate alındığında diğer yardımcı tersaneler yanında asıl gemi inşa faaliyetlerinin İstanbul Tersanesinden yürütüldüğünü göstermektedir. Bu tersanede sadece XVII. yüzyılda yaklaşık 1125 civarında kalyon, mavna, baştarda, kadırga, kalyata, firkate, nakliye gemisi ve kayık gibi çok çeşitli ölçü ve özellikte gemi inşa ve tamir edilmiş olması, kapasitesinin büyüklüğünü göstermesi bakımından son derece mühimdir[2].

XVI. yüzyılda gemi inşa edilen göz sayısının 140′lara ulaştığını gördüğümüz Tersâne-i Âmire’nin gelişim sürecini ortaya koymak bu ülkenin deniz ve teknoloji tarihi bakımından çok önemlidir. Sahip olduğu yönetim binaları, gemi inşa tezgahları, havuzları, malzeme depoları, sosyal tesisleri, tarihe geçmiş zindanı, cami, çeşme ve mezarlıkları ile sadece Haliç’in kıyılarını değil içerilere doğru bütün bir semti, yani Kasımpaşa’yı denizci şehir haline dönüştüren bu kurumun tarihte oynadığı rol dikkatle incelenmelidir.

Hemen her dönemde faaliyetleri Avrupalı yabancı elçi ve gözlemciler tarafından takip edilen ve gelişmeleri devletlerine raporlarla bildirilmiş olan bu tersanenin yüzyıllar içinde geçirdiği süreç, hem Osmanlı Denizciliğinin ve hem de Akdeniz Dünyası denizciliğinin gelişim tarihini ortaya koymak bakımından önemlidir.

Kürekli dönemden kalyon dönemine geçtikten sonra da faaliyetlerini artırarak sürdüren Tersanenin XVIII. yüzyıl sonlarından itibaren dünyadaki modern gemi inşa tekniklerine kavuşabilmek için gösterdiği gayretler ve bu amaçla yapılan ilave kompleksler bu girişimlerin  bir sonucudur.

Tarihi süreç içinde pekçok tahribata uğramasına rağmen bugün bu tersaneden günümüze intikal eden hala önemli yapılar ve eserler bulunmaktadır. Bunların koruma altına alınması, mevcut araç, gereç ve malzemelerin muhafazası hayatî önem taşımaktadır. Genellikle bilinenin aksine yüzyıllar boyunca Haliç kıyısında Camialtı, Taşkızak ve Haliç gibi üç ayrı tersane değil tamamından oluşan tek bir tersane mevcuttu.

Bu tarihî mekanda -bütün denizci dünya devletlerinde olduğu gibi- bir Tersane ve Deniz Müzesinin kurulması, tarihe karşı görevini yerine getirmek kadar gelecek nesillere emsalsiz bir hatıra bırakma bilincinde olanların aslî vazifelerinden olmalıdır.

Bugün denizciliğe gösterilen ilgiyi arttırmak, genç nesillere deniz sevgisini aşılamak için  en uygun ortam, bu mekanlarda tarihî hüviyetine uygun oluşturulacak bir müze ile sağlanabilir. Müzenin nasıl kurulması gerektiği ise uzmanlarınca ayrıca detaylandırılmalıdır.

Denizcilik Müsteşarlığının şimdiye kadar ilgili kurumlarla koordineli olarak başlattığı, ancak bir süredir akamete uğrayan projesinin hayata geçirilebilmesi halinde, uluslararası bir kültür merkezi olan ve 2010 Yılı Avrupa Kültür Başkenti olarak kabul edilen İstanbul’un denizci kimliğiyle öne çıkmasına imkan sağlayacaktır.

Bu derece hayati önemi olan Tersane Müzesi Projesinin bir devlet projesi olarak ilgili kurumlarla mutlaka sürdürülebilmesi ve önünün açılarak uygulanabilir hale gelmesi, denizci ülke ve denizci millet prensibini şiar edinenler için en önemli gösterge olacaktır.

[1] Ruggiero Romano, Economic Aspects of the Construction of Warships in the Sixteenth Century, Crises and Change in the Venetian Economy in the 16th and 17th Centuries, (ed. B. Pullan), London 1968, s.59-87.

[2] İdris Bostan, Osmanlı Bahriye Teşkilatı: XVII. Yüzyılda Tersâne-i Âmire, Ankara 20032; aynı yazar, Kürekli ve Yelkenli Osmanlı Gemileri, İstanbul 2005; aynı yazar, Beylikten İmparatorluğa Osmanlı İmparatorluğu, İstanbul 2006.

“Bir tersane müzesine niçin ihtiyaç var?” için 1 Yorum

  1. ankara nakliyat diyor ki:

    çok bilgilerndirici bi paylaşım olmuş

Yorum Yapın

ETİKETLER

Hakkımda

There is something about me..

Twitter

    Fotoğraflar

    panorama1453fetih (1)panorama1453fetih (10)panorama1453fetih (11)panorama1453fetih (12)