
Osman Paşa
Rusların’ın Osmanlı’ya savaş açması üzerine Avrupalı devletler tarafsızlıklarını ilan etmişlerdi. İngiltere Rusya’nın Savaş sebeplerini yeterli ve haklı görmediğini, tek başına Balkanlarda söz sahibi olmasını ve bölgedeki Hristiyanların hamiliğini üstlenmesini Paris Antlaşması hükümlerine aykırı bulmaktaydı. Savaşın seyri süresince Osmanlı orduları savunma durumunda gereken mukâvemeti göstermişti. Plevne’nin düşüşü ve doğuda Kars’ın Rusların eline geçmesi üzerine Sultan II. Abdülhamid Ruslarla onurlu bir barış antlaşması yapmanın yollarını aramasına başlaması için hükumete direktifte bulundu. Bu meselede eski sadrazamlardan Mehmed Rüşdü Paşa’dan bir rapor hazırlaması istendi. Hazırlanan raporda askerî ve malî bakımdan savaşa devam edilemeyeceği, bu noktada devletin itibarını zedelemeyecek bir barıştan başka yol olmadığını belirtti. Yine raporda bu barışın yabancı devletlere, devletin iç işleri ve Hristiyan tebânın işlerine müdahale etmeme esâsına dayanması gerektiği ifade edilmiştir. Plevne’nin düşüşü, savaşın seyrini değiştirmişti. Romanya, Karadağ ve Sırbistan da fiilen savaşa dahil oldular. Ruslar tarafından işgal edilen yerlerdeki Bulgarlar da silahlanarak savaşa katıldılar. Yunanistan savaş hazırlıklarına başlamış oldu. Böylece Rusya Balkanlardaki devletlerin desteğini alarak İstanbul üzerine yürüme imkânı elde etti. Bunun üzerine Osmanlı hükumeti Paris Antlaşması’na imza koyan devletlere başvurarak aracılık yapmalarını istedi. Ancak bu devletlerden hiç biri cevap dahî vermedi.
Yok, yok, sandığınız gibi değil, bu yazıda, 89. kuruluş yıldönümünü kutladığımız TBMM’nin açılış günü kurbanlar kesildiğini, Sakal-ı Şerif taşındığını, mevlit okutulduğunu filan yazacak değilim. Amacım, TBMM’nin aslında yeni bir meclis olmadığı, daha doğrusu İstanbul’daki meclisin bal gibi devamı olduğunu ortaya koymak.
”Göç göç oldu göçler yola dizildi, uyku geldi ela gözler süzüldü”… Rus işgalinden ve Ermeni mezaliminden canlarını, yavrularını kurtarmak için kaçan Erzurum halkının göç türküsü böyle başlar.
”Türkiye-Ermenistan arasındaki sınırın açılmaması” için ”
Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Cemil Koçak, ‘ezber bozan’ bir tarihçi. Erken cumhuriyet dönemi siyasi tarihi, önde gelen uzmanlık alanı. Koçak, geçtiğimiz günlerde İletişim Yayınları’ndan çıkan “Geçmişiniz İtinayla Temizlenir” kitabında resmî tarih içerisinde karanlıkta bırakılan, unutturulmaya çalışılan bir çok konuya ışık tutuyor. Cemil Koçak’la resmî tarih, Atatürk ve Atatürkçülük üzerine konuştuk.
Marmara Üniversitesi Tarih Bölümü Profesörü Vahdettin Engin: 2. Abdülhamit Han dış politikadaki “Kırmızı Çizgileri”ni çiğnetmedi!
Dr. Y. Hakan Erdem.. Boğaziçi Üniversitesi Tarih bölümünden mezun. Oxford’da öğrenim görmüş. Akademik hayatını şu anda Sabancı Üniversitesin’de sürdürüyor. Yerli ve yabancı yayınlar sahibi. Değerli bir Tarihçi. Tenkitler dergilerde makaleler ve gazete köşelerindeki yazılarla yapılıyorken o “Tarih-Lenk” kitabını yazarak bilhassa Tarih bilimi içinde eleştiri kültürünün tekrardan canlanmasını sağladı. Dikkatsizlikle, cehaletle ve tarih biliminin kurallarına uyulmadan yazılmış kötü ve yanlış tarihin; diğer bir ifadeyle aksak tarihin zararlarının ileri ki yıllarda görüleceğinden endişe ediyor. Türkiye’de biraz tarih furyası olduğunu, kötü bir tarih enflasyonu olduğunu söylüyor. Bundan duyduğu kaygıları dile getiriyor.



Devlet-i Aliyye - Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar 1
Kanunnameler
Ahmet Uluçay vefaat etti!
Osmanlı Devleti'nde Müsadere
Askerî Tarihin Dönüşü
1001 İcat Sergisi - İcatlardan Seçmeler
Kanuni Sultan Süleyman için ne dediler?
Başkalarının acıları
Dergâh Ekim'de yine dopdolu
İtibar geldi!



