Müverrih

Tarih, kültür-sanat ve edebiyat notları

Nisan 2009 için arşiv

osman_pasa

Osman Paşa

Rusların’ın Osmanlı’ya savaş açması üzerine Avrupalı devletler tarafsızlıklarını ilan etmişlerdi. İngiltere Rusya’nın Savaş sebeplerini yeterli ve haklı görmediğini, tek başına Balkanlarda söz sahibi olmasını ve bölgedeki Hristiyanların hamiliğini üstlenmesini Paris Antlaşması hükümlerine aykırı bulmaktaydı. Savaşın seyri süresince Osmanlı orduları savunma durumunda gereken mukâvemeti göstermişti. Plevne’nin düşüşü ve doğuda Kars’ın Rusların eline geçmesi üzerine Sultan II. Abdülhamid Ruslarla onurlu bir barış antlaşması yapmanın yollarını aramasına başlaması için hükumete direktifte bulundu. Bu meselede eski sadrazamlardan Mehmed Rüşdü Paşa’dan bir rapor hazırlaması istendi. Hazırlanan raporda askerî ve malî bakımdan savaşa devam edilemeyeceği, bu noktada devletin itibarını zedelemeyecek bir barıştan başka yol olmadığını belirtti. Yine raporda bu barışın yabancı devletlere, devletin iç işleri ve Hristiyan tebânın işlerine müdahale etmeme esâsına dayanması gerektiği ifade edilmiştir. Plevne’nin düşüşü, savaşın seyrini değiştirmişti. Romanya, Karadağ ve Sırbistan da fiilen savaşa dahil oldular. Ruslar tarafından işgal edilen yerlerdeki Bulgarlar da silahlanarak savaşa katıldılar. Yunanistan savaş hazırlıklarına başlamış oldu. Böylece Rusya Balkanlardaki devletlerin desteğini alarak İstanbul üzerine yürüme imkânı elde etti. Bunun üzerine Osmanlı hükumeti Paris Antlaşması’na imza koyan devletlere başvurarak aracılık yapmalarını istedi. Ancak bu devletlerden hiç biri cevap dahî vermedi.

Devamını oku »

I._meclisYok, yok, sandığınız gibi değil, bu yazıda, 89. kuruluş yıldönümünü kutladığımız TBMM’nin açılış günü kurbanlar kesildiğini, Sakal-ı Şerif taşındığını, mevlit okutulduğunu filan yazacak değilim. Amacım, TBMM’nin aslında yeni bir meclis olmadığı, daha doğrusu İstanbul’daki meclisin bal gibi devamı olduğunu ortaya koymak.

Yalnız bunu yapabilmek için tarihin en sıkıcı faslı olan zaman dizimini (kronolojiyi) bir miktar hatırlamamız gerekiyor.

12 Ocak 1920′de İstanbul’da Meclis-i Mebusan açılır. 28 Ocak’ta Misak-ı Millî ilan edilince işgal kuvvetleri öfkelenir. 4 Mart’ta Celaleddin Arif, Meclis başkanlığına seçilir. 16 Mart’ta İstanbul resmen işgal edilir. 2 gün sonra Meclis son olarak toplanıp tatile girer. 2 Nisan’da Salih Paşa kabinesi istifa eder. Artık İstanbul’da yapılacak iş kalmamıştır. 9 Nisan’da birçok milletvekili gibi Meclis Başkanı Celaleddin Arif, Ankara’ya gelir ve 10 Nisan’da bir bildiri yayımlayarak milletvekillerini Ankara’da toplanmaya davet eder. Ertesi gün Sultan Vahdettin Meclis’i feshettiğini bildiren iradeyi yayımlar. 21 Nisan’da Mustafa Kemal Paşa, Meclis’in 2 gün sonra açılacağı ilan eder. Ve 23 Nisan.

Devamını oku »

surgunler”Göç göç oldu göçler yola dizildi, uyku geldi ela gözler süzüldü”… Rus işgalinden ve Ermeni mezaliminden canlarını, yavrularını kurtarmak için kaçan Erzurum halkının göç türküsü böyle başlar.

Osmanlı Devleti’nin zayıflaması ile işgale uğrayan Kafkas ve Balkan coğrafyasında yaşayan Türk ve Müslüman halklar için de umutsuzluklar, göçler, ölümler, işgaller, ana vatanlardan kopuşlar, tehcirler de başlamış oldu. Göç hikayeleri, göç türküleri ayrı dillerde söylense de duygular, hüzünler hep aynı noktaya işaret ediyordu. Sürgün edilen, ana vatanlarından koparılan, hastalıklara yenik düşen, yollarda ölen, açlık ve sefaletle karşı karşıya kalan bu halkların acısı, ne yazık ki dünyanın gelişmiş ülkelerince bir türlü görülmedi.

Tehcir edilen halkların sığınağı haline gelen Türkiye’yi, yıllardır Ermeni iddialarıyla karşı karşıya bırakan birçok gelişmiş ülke, ne yazık ki Kafkaslar ve Balkanlardan sürülen milyonlarca halkın yaşadığı acıları bir türlü görmek istemedi.

Devamını oku »

imza ”Türkiye-Ermenistan arasındaki sınırın açılmaması” için ”www.turkiye-ermenistan-kapilar-acilmasin.org” adresinden yürütülen kampanyaya, 4 günde yaklaşık 25 bin kişinin destek verdiği bildirildi.

Konuyla ilgili, Türk Ocakları Genel Merkezinde basın toplantısı düzenleyen Dünya Azerbaycanlılar Kongresi Yönetim Kurulu Üyesi Asif Gurbanov, ”Ermenistan, ‘Ermeni soykırımı’ bahanesi ile Türkiye’den toprak talep etmek istiyor” dedi. Gurbanov, Dağlık Karabağ’ın da işgal altında olduğunu vurguladı.

Kampanyayı, Türkiye’nin mevcut şartlarda sınır kapılarını açmaması için düzenlediklerini anlatan Gurbanov, ”Kısa bir süre içinde 25 bine yakın kişi kampanyamızı desteklemiştir. Kampanyamıza katılarak hassasiyetlerini ortaya koyan herkese teşekkür ediyoruz” dedi.

Devamını oku »

cemil_kocakSabancı Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Cemil Koçak, ‘ezber bozan’ bir tarihçi. Erken cumhuriyet dönemi siyasi tarihi, önde gelen uzmanlık alanı. Koçak, geçtiğimiz günlerde İletişim Yayınları’ndan çıkan “Geçmişiniz İtinayla Temizlenir” kitabında resmî tarih içerisinde karanlıkta bırakılan, unutturulmaya çalışılan bir çok konuya ışık tutuyor. Cemil Koçak’la resmî tarih, Atatürk ve Atatürkçülük üzerine konuştuk.

“Geçmişiniz İtinayla Temizlenir” derken neyi kastediyorsunuz?

Bu kitap benim daha önce değişik dergilerde yayınlanmış olan makalelerimin bir derlemesi. Kitaptaki makalelerin çoğu mevcut paradigmaları sorgulayan yazılardan oluşuyor. Yazıların ortak paydası bizim geçmişimize ilişkin bilgilerimizi test etmekti. Dolayısıyla her yazı daha önce söylenmiş, yazılmış, inanılmış olan geçmişe ait bilgileri basit bir şekilde test ediyor ve genellikle de bilinenin doğru olmadığını söylüyor.

Doğru olmayan resmî tarih mi?

İster resmî tarih deyin isterse resmî ideolojinin kamuoyu üzerinde etkin bilgisi deyin. Ortalama bir tarih bilgisinin yetersiz olduğunu söylüyorum. Yetersiz olduğu için eksik olduğunu, eksik olduğu için de yanlış olduğunu söylüyorum. Kitaba neden böyle bir başlık koyduğuma gelince; çok basit. Resmî ideoloji geçmişe ait bilgiyi ya hiç söylemiyor ya da çarpıtarak söylüyor. Karanlık noktalardan bahsetmemeyi tercih ediyor. Bazı noktaları bilmiyoruz. Bu karanlık noktalar da geçmişimizle övüneceğimiz noktalar değil. Onlardan hiç söz etmiyor. Uzun yıllar boyunca hiç yazılıp çizilmezse ortalama tarih bilgisine sahip insanlar haberdar olmazsa bu konular bilinmiyor.

Devamını oku »

Vahdettin EnginMarmara Üniversitesi Tarih Bölümü Profesörü Vahdettin Engin: 2. Abdülhamit Han dış politikadaki “Kırmızı Çizgileri”ni çiğnetmedi!

2. Abdülhamid’in 19. asrın son çeyreğinde ve 20. asrın başlarında padişah olması tarihimiz açısından bir şanstır. İmparatorluğun ayakta kalmasının nedenidir. Onun yerinde dirayetsiz bir padişah olsaydı, Osmanlı 1870′lerde yıkılabilirdi ve ondan sonra gelecek felaketleri de insan tahayyül bile edemiyor.

2. Abdülhamid’le ilgili tek kitabınız değil bu. Abdülhamid’e verdiğiniz önemin nedeni?

2. Abdülhamid’in 19. asrın son çeyreğinde ve 20. asrın başlarında padişah olması tarihimiz açısından bir şanstır. İmparatorluğun ayakta kalmasının nedenidir. Onun yerinde dirayetsiz bir padişah olsaydı, Osmanlı 1870lerde yıkılabilirdi ve ondan sonra gelecek felaketleri de insan tahayyül bile edemiyor. Anadolu elimizde kalır mıydı, kalmaz mıydı şüpheli. O yıllardaki icraatlar çok önemli. Türkiye Cumhuriyeti bir milli mücadele yaparak kurulma şansını bulduysa, bunda Abdülhamid’in devleti ayakta tutmak için aldığı tedbirlerin payı vardır. Abdülhamid hem devlet işleriyle uğraşıyor, hem de hakkında söylenenlerin aksine hayatın o kadar içinde ki! İstanbul’la ilgili iradelerini ele aldığım kitapta bu görülüyor. Bilinmesi ve öğretilmesi gereken şeyler bunlar.

Devamını oku »

hakan_erdem_1Dr. Y. Hakan Erdem.. Boğaziçi Üniversitesi Tarih bölümünden mezun. Oxford’da öğrenim görmüş. Akademik hayatını şu anda Sabancı Üniversitesin’de sürdürüyor. Yerli ve yabancı yayınlar sahibi. Değerli bir Tarihçi. Tenkitler dergilerde makaleler ve gazete köşelerindeki yazılarla yapılıyorken o “Tarih-Lenk” kitabını yazarak bilhassa Tarih bilimi içinde eleştiri kültürünün tekrardan canlanmasını sağladı. Dikkatsizlikle, cehaletle ve tarih biliminin kurallarına uyulmadan yazılmış kötü ve yanlış tarihin; diğer bir ifadeyle aksak tarihin zararlarının ileri ki yıllarda görüleceğinden endişe ediyor. Türkiye’de biraz tarih furyası olduğunu, kötü bir tarih enflasyonu olduğunu söylüyor. Bundan duyduğu kaygıları dile getiriyor.

Akademisyenlere büyük işler düştüğünü, öğretim üyelerinin üniversitedeki fildişi kulelerinden çıkıp aynı toplumda yaşayan insanlara kaliteli tarih üretimi konusunda sorumluluklarının olduğunu vurguluyor. Ve çoğu yanlış bildiğimiz tarih bilgilerini Dr. Y. Hakan Erdem sabırla düzeltiyor “Tarih-Lenk” kitabında.. Dr. Y. Hakan Erdem’le hem Tarih  hemde Tarih-Lenk üzerine keyifli bir şekilde sohbet ettik. 2,5 saat süren sohbetin ancak 1 saatlik bölümünü özet halinde sizlere sunuyoruz.

Devamını oku »

ETİKETLER

Hakkımda

There is something about me..

Twitter

    Fotoğraflar

    panorama1453fetih (1)panorama1453fetih (10)panorama1453fetih (11)panorama1453fetih (12)