Fatih devrine kadar Divân toplantılarına padişah başkanlık ederken, Fatih’in Teşkilât Kanunnâmesi’nden sonra Divân’a padişahların başkanlık yapması usulünden vazgeçilerek, toplantılara vezir-î azamın başkanlık etmesi kanun olmuştur. Haftada dört gün Divân toplandığı zamanlar Pazar ve Salı arza girilirken, Divân toplantıları iki güne düştüğünde sadece Salı günü arza girilmiştir.
Divân-ı Hümâyûn toplantılarından sonra padişaha bilgi vermek için arza girilirdi. [1] Önce Yeniçeri Ağası girer ve Ocakla ilgili bilgi verirdi. O çıktıktan sonra Rumeli ve Anadolu Kazaskerleri girerdi. Bunlardan sonra Sadrazam ile Kubbealtı vezirleri, Defterdar ve Nişancı arza girerlerdi. Yeniçeri Ağası eğer vezir rütbesinde ise, Sadrazam girdiği sırada ikinci defa olarak arza girerdi.[2]
Teşkilât Kanunnâmesi gereği Divân’a padişah başkanlık etmeyeceğinden, devlet işleriyle ilgili padişaha bilgi verilmesi için Arz Odası yapılmıştır. Kanunnâme’de Arz Odası’nın yapılmasına dair de kanun bulunmaktadır. Kanunnâme’nin ikinci bölümünün hemen başında “Umûr-ı saltanata müte̒̒ allik tertîb ü âyîn beyânındadır.” başlığıyla şu emir yer almaktadır:
“Evvelâ bir Arz Odası yapılsın. Cenâb-ı şerîfîm pes-i perdede oturup, haftada dört gün vüzerâm ve kadıaskerlerim ve defterdarlarım rikâb-ı hümâyûnuma arza girsinler.”[3]
Fatih zamanında bu emirle yapılan Arz Odası, Bâb-üs Saade’den üçüncü avluya giriştedir. Bâb-üs Saade kapısıyla revakla bitiştirilmiş olarak inşa edilmiştir. Yaptırılan ilk bina çıkan bir yangınla kısmen tahrip olduğundan Sultan Abdülmecid zamanında yeniden imar edilmiş ve bugünkü halini almıştır.[4]
Arz Odası’nın revaklara açılan ön cephesinde iki, arka tarafta bir kapısı vardır. Arkadaki kapı Padişah kapısıdır. Resmî kabul binası olarak da kullanılan Arz Odası’nda elçi kabulleri[5] de yapılırdı. Elçiler padişaha hediye getirirler ve hediyeler, Bâb-üs Saade’ye bakan sağdaki kapıdan geçirilir, tahtında oturan padişaha sunulur ve soldaki Pişkeş kapısından çıkarılırdı.[6]
Ön cephedeki arza giriş kapısının yanlarında çiniler vardır. Çinilerin üzerinde Sultan Abdülmecid’i öven tuğra biçimli kabartmalar vardır ve 1856 yılındaki tadilattan sonra konmuştur. Kapı üstündeki besmele-i şerif ise III. Ahmed hattıyla 1723 yılına aittir. Bu kapının hemen yanındaki çeşme ise Kanunî zamanında yaptırılmıştır.[7]
Soldaki Pişkeş kapısının üzerinde Sultan II. Mahmut hattıyla 1810 tarihli kitabede “Hasbin Allah-ı ve ni’mel vekil” yazmaktadır. Arka taraftaki Padişah kapısı üzerinde Sultan IV. Mustafa tuğrası ile sır kâtibinin 1807 tarihli kıt’ası vardır.[8]
Yapıyı çevreleyen revakta Enderun ağalarıyla ilgili törenler yapılırdı. İç mekândaki taht Sultan III. Mehmed tarafından yaptırılmıştır. Mücevher bezemeli tahtın lake süslemeli tavanında bitkisel bezeme arasında kudret sembolü olarak ejder ve simurg mücadelesi tasvir edilmiştir. Arz Odası tahtında seraser kumaş üzerine zümrüt ve yakutlu altın plakalar ve inciler işlenmiş, birkaç parçadan oluşan taht örtüsü vardır.[9]
Arz Odası’nın Bugünü
Arz Odası’nın revaklarında gayet sade görünümlü süslemeler dikkat çekiyor. Ancak bu sadeliğe altın bezemeler eşlik edince sadeliğin asaleti, altının ihtişamıyla birleşiyor. Binanın etrafında revakları tutan 22 mermer sütun var ve bunların alt kısımlarında genişleyen bir kısım ve altın renkli bir kuşak var. Direklerin üst kısımlarında altın kuşağın üstünde işlemeli mermer var. Ayrıca iki kemerin oval olarak birleştirilmesi binaya medrese ya da camii avlusu görünümü katmış.
Bâb-üs Saade’den girildiğinde revakla üst kısmın kapatılmış olması Arz Odası ile Bâb-üs Sade kapısının bitişik yapı olduğu izlenimi eriyor. Belki de mimari ve inşa zorunluluğunun dışında Arz Odası’nın rikâb-ı hümâyûn olduğu bitişik nizam yapılarak vurgulanmak istemiş olabilir. Devlet erkânının ve elçilerin girdiği kapının sağında ve solunda, Pişkeş kapısının sadece sağında Kütahya çinilerini andıran mavili ve yeşilli çiniler var. Erkânın girdiği kapının yanarındaki bu çinilerin üzerinde Abdülmecid’i öven tuğra biçimli övgü yazılarının sol taraftakinde “Hazret Abdülmecid Han el-muzaffer daima” ibaresi okunuyor.
Arz Odası’nın iç kısmının tavan sülemeleri gayet abartılı ve Osmanlı desenlerinden çok Versay Sarayı’nın süslemelerini andıracak derecede batı havası esiyor. Belki de Abdülmecid devrinde onarımdan geçirilirken, devrin anlayışına denk düşecek şekilde batı sanatı taklit edilmiş olabilir.
Odaya girilince sol karşıda padişahın tahtı var. Tahtın büyüklüğü ve işlemelerdeki zenginliği büyük bir ihtişam görüntüsü veriyor. Tahtın üstündeki işlemeler ve yazıların dışında hayvan motiflerinin olması, gücü simgeliyor olabilir.
Tahtın hemen karşısından Pişkeş kapısı ve Pişkes kapısının yanında, giriş kapısıyla Pişkeş kapısı arasında büyükçe bir pencere var. Getirilen hediyeler padişahın huzurundan geçirildikten bu pencerenin önüne konuluyormuş.
Padişah kapısından girince hemen sağda yani tahtın sol tarafında bir çeşme var. Bu çeşme padişah biriyle konuştuğunda, konuşulanlar duyulmasın, şırıltı sesi çıksın diye çeşme açılırmış.
Arz Odası’nın üç kapısında da aynı tip ve Avrupaî süslemeler var. Abdülmecid zamanında yeniden inşa edilirken yapılan bu süslemeler, Arz Odası’nı Avrupalaştırmaya yetmemiş görünüyor.
Ayrıca Padişah’ın odaya farklı bir kapıdan girmesi, teşrifat gereği padişahı üstün ve biricik kılmanın yanında, özellikle elçi kabullerinde padişahın büyüklüğünü ve esrarını da artırmaktadır. Ayrıca bu kapının üstündeki kıt’a ve süslemeler büyük bir sanat eseridir.
Arz Odası’nın perdeleri, taht örtüsü ve yastığı değerli kumaşlardan yapılmış. Ayrıca bu değerli kumaş ve kadifelerin üzerine altın sırmalı zümrüt ve yakut gibi mücevherler işlenerek ihtişam ortaya çıkarılmış.
Binanın dış cephesinin bazı yerlerinde sıva döküntülerinin altından göründüğü kadarıyla bina yığma taş olarak inşa edilmiş. Sanırım restorasyon sırasında büyük bir hatayla sıva yapılmış. Ancak genel olarak binanın korunduğu söylenebilir.
Arz Odası içinde sergilenen taht örtüleri ve perdelerin çok değerli nadide eserler olmasından dolayı ve tahtın yıpranmasını engellemek için arz odasının asıl kısmı cam bölme ile kapatılmış olarak ziyaretçilere açılmıştır. Ziyaretçiler ön kapıdan girip, padişah kapısından çıkıyorlar.
Osmanlı devlet idaresinde büyük işlev gören Arz Odası’nın duvarlarında yankılanan su sesini duyarak izledim tüm binayı.
[1] Mübahat S. Kütükoğlu, “Arz”, DİA, III, 438-440
[2] Midhat Sertoğlu, Osmanlı Tarih Lûgatı, Enderun Kitabevi, İstanbul 1986
[3] Yusuf Halaçoğlu, XIV-XVII. Yüzyıllarda Osmanlılarda Devlet Teşkilâtı ve Sosyal Yapı, TTK Yayınları, Ankara 1998, s. 202 (Fatih Kanunnamesi transkript metininden alınmıştır.)
[4] Midhat Sertoğlu, Osmanlı Tarih Lûgatı, Enderun Kitabevi, İstanbul 1986
[5] Jean-Baptiste Tavernier, 17. Yüzyılda Topkapı Sarayı, Kitap Yayınevi, İstanbul 2007, s. 76’da elçi kabulüne dair seyahat notları dikkat çekicidir.
[6] İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devletinin Saray Teşkilâtı, TTK Yayınları, Ankara 1988, s. 31
[7] Arz Odası bilgi panosundan derlenmiş bilgiler.
[8] Arz Odası bilgi panosundan derlenmiş bilgiler.
[9] Arz Odası bilgi panosundan derlenmiş bilgiler.




Yahudi akademisyen Prof. Norman Finkelstein: İsrail'in yaptığı soykırım
Bir Siyasi Hikaye Olarak "Devlet Ana"
I. Dünya Savaşının Nedenleri
Dergâh'ın yeni sayısında gençler konuştu
Türkiye'nin ilk dergi fuarı meraklılarını bekliyor
İmparatorluk Çağı / Dünya Savaş Tarihi 3 (1776-1914)
Üniversite reformu için sivil insiyatif
Ücretli Başbakan Arıyoruz!
Akdeniz Havzası Enerji Kaynakları ve Kıbrıs’ta Güncel Gelişmeler
İlber Ortaylı ile Tarih Dersleri: Modernleşme Üzerine



