İlber Ortaylı ile Tarih Dersleri: Osmanlı’da Fikir Özgürlükleri

ilber_ortayli_erol_sadi_erdinc

Konu: Osmanlı’da fikir özgürlükleri
Konuk: Erol Şadi Erdinç

İlber Ortaylı: Osmanlı İmparatorluğu’nun son yüzyılı hürriyet fikri, insan hakları, hürriyetin teşkilatlanması, farmantalizm, baskı gruplarının ortaya çıkması gibi alışılmadık olaylarla geçmiştir.

Batı cemiyetinden bunların farkı, o vakte kadar bir dinler ve diller haritası olan kozmopolit bir son Roma İmparatorluğu’nun ve müslümanların hakim olduğu bir büyük imparatorluğun hayatında bir etnik mücadeleyle bir arada yürümesidir.

Burada iki tane çağdaş tarihçinin tezlerine değinmek zorundayız. Profesör Ercüment Kuran, o vakte kadar hakim olan şeriatı garra, yani müslüman toplumunun ve ona bağlı gayrimüslimlerin fert ve toplum olarak yaşayabilmeleri için hük ahkamına uymak zorunda kaldığımız şeriata tanrının vahyine dayanan kurallara karşı artık bazı münevverlerin hukuk-u tabiyyeden, insan haklarından bahsettiğine işaret etmesidir.

Bunların başında Viyana Sefirliği’nde bulunan 19.yy’ın belki de en talihsiz münevverlerinden olan Sadık Rıfat Paşa gelir. O imparatorlukta artık tabii hukukun ve buna bağlı insan haklarının varlığından söz eder. Diğeri Bernard Lewis… İngiltere Parlamento Binası’nı ziyaret eden bir doğulu aydının “bunlar kanunlarını burada yapıyormuş” diye küçümser ifadeyle söz etmesinden bahseder.

Oysa ki bir müddet sonra aynı parlamento ve batıdaki siyasi partiler, sendikalar ve kanun yapma yolları doğulu münevverleri çok fazla işgal etmeye başlamıştır.

Onun etrafında doğan hareketler kavgalar, örgütlenmeler sadece bizim değil İran’ın da son asrını kaplar. Bunlar nedir?

Bugünkü toplantımızda bunlara bir nebze değineceğiz.

Erol Şadi Erdinç: Osmanlı İmparatorluğu’nun galiba en önemli dönemi son dönemi oluyor. 2.Mahmut, biraz daha geçelim Abdülmecit.

İlber Ortaylı: Çok kanlı bir saray suikastler silsilesi. Ne yaptılar, 3.Selim’i katlettiler.

Erol Şadi Erdinç: Damdam dama kaçırarak…

İlber Ortaylı: O zor kurtuldu ve hanedan ayakta kaldı.1856, Yunan Ayaklanması patlamış, imparatorluğu sarsan ilk milli ayaklanma. Sırp Ayaklanması vardır ama bu ilkidir, beynelminel bir destek görüyor. Orada anlaşılıyor ki artık Osmanlı Ordusu’nun esası olan yeniçeriler işe yaramıyorlar. Disiplin yok. Tek onlar mı işe yaramıyor, belki
bütün bir sistem çöküntü içinde bu açık. Kalelerin yapımı, muhafazası, iaşe ibate sistemi, mali sistem hepsi. Fakat bu bir yerde odaklanır. Bu kanlı 1826 Vakayi Hayriye denen şey. Tabi bunu devletin resmi vakanüvisti sahaflar, Şeyhizade Lütfi Efendi böyle bir kaside halinde adeta anlatıyor. Ne kadar melun bu yeniçeriler ve ne kadar iblis. Başkaları başka şeyler anlatıyor.Adolfus Slade Paşa- bahriye müşaviri- Sokağın ortasında nasıl katlediliyor yakanalan yeniçeri . Yeniçerinin dostu, dostunun dostu. Tüm bektaşi tekkelerine el konmuş ve dedikodu…

Erol Şadi Erdinç: Mezar taşları kırılmış.

İlber Ortaylı: Takvim-i Vakayi’den, hortluyomuş yeniçeriler, vampir hikayeleri. Bu resmi gazete haberi. Tamamen hepsi hedef ve bu tabi çok önemli bir olay. Hakikaten Bektaşi tekkeleri üst üste. Bunlarla ünsiyeti var diye Şanizade gibi büyük alimlerin ortadan kaldırılması adeta bütün bir vaka gidiyor bir ordu kalktı. Bundan insanlar ne kadar hoşlanırlar. Hayır.Unutma Surikov’un bir tablosu var, Strelitslerin Sabahı diye. Büyük Petro’yu, orada böyle muzaffer, Büyük Petro streviçleri idam ediyor, tüfekçileri yani Rusya’nın yeniçerileri, bir asır evvel bundan. Onu veriyor tarihçi, Büyük Petro’yu tutuyor ressam, ama bir taraftan o adamları ne kadar mazlum ve son mohikanlar gibi muhteşem bir şekilde resmediyor. Tabi yeniçerilik de aynı şey. Bu dönemde bizim için böyle hürriyetler, hukuku beşer söz konusu değil. Bu ne zaman başlıyor?

Erol Şadi Erdinç: Hatta aydınlar ilk defa bir toplumsal mukavelenin peşinde koşmaya başlıyorlar.

İlber Ortaylı: Bürokrasi çok önemli.

Erol Şadi Erdinç: Kanun-i Esasi, Balıkçı Nizamnamesi kadar ilgilendirmiyor halkı. Ancak aydınlar bir toplumda haklar ve vazifeler…

İlber Ortaylı: Koruma hakları, koruyucu bir polis devleti söz konusudur. Kanun ve nizam devleti. Bunlar da söyleniyor.

Erol Şadi Erdinç: Devamlı inceledikleri bir sözcük var. Hürriyet.

İlber Ortaylı: Hürriyet kelimesi bu eski Arapça’da var mı?

Erol Şadi Erdinç: Var.

İlber Ortaylı: Ne zaman?

Erol Şadi Erdinç: Başıboşluk, azadelik…

İlber Ortaylı: Hurra zaten. Acaba hurriyet gibi mi kullanılıyor? İşte o çok önemli. Mesela cumhur lafı var, cumhuriyet lafı var mı?

Erol Şadi Erdinç: Cumhuriyet yok

İlber Ortaylı: Demek ki bunlar Türklerin icadı. Libertenin karşılığı onu kullanıyor. Tercüme doğrudur. Libertenin karşılığı dediği zaman asude, başıboş, tabii bir hayat anlaşılıyor bundan. Demek ki doğru bir tercümedir Fransızca’dan ama Arapça’da olmayan bir kavram.

Erol Şadi Erdinç: Hürriyet, vatan ve tebayı şahanenin hakları. Yeni Osmanlılar’ın başlangıcı da bu oluyor zannediyorum. Namık Kemal, Ziya Paşa…

İlber Ortaylı: Ama ne enteresan. Parayı kim veriyor, yeni Osmanlı hareketine, hanedanın damadı ve hepsi Paris’teler. Enteresan bir hayat. Ben Şinasi’yi tetkik etmiştim ve şaşırmıştım bu nasıl sıkılmıyor diye. Kütüphanede oturuyor günün belirli saatlerinde, rıhtımda dolaşıyor dönüyor. Bir adam mülteci olarak Paris’te bulunduğu zaman birtakım ihtilalci gruplarla temasa gelir. Sırf kendi Osmanlı Türkleri ile değil Rus ile mesela. Şinasi ve Gertzen bir yerde buluşacaklar. Hiç böyle bişey yok. Mesela Şinasi, Osmanlı’daki diğer etnilerin orada yaşayanlarıyla temasta olacak. Hiçbiri yok. Bu çok enteresan bir mülteci, Jöntürklük. Zaten hiç Jön Ottoman demediler. Jöntürk ama bu laf geçti. Portekiz’de ayaklananlara “jöntürk” diyorlarmış.

Erol Şadi Erdinç: Batının birtakım şeylerine de “jöntürk” adı veriliyor.

İlber Ortaylı: Her ayaklananan genç grubun adı “jöntürk”.

Erol Şadi Erdinç: Ondan sonra Kanuni Esasi’yi ilan hazırlıkları başlıyor. Mithat Paşa’nın başkanlığında.

İlber Ortaylı: Çünkü Mithat Paşa… Çok güzel bir tabiri vardı Tarık Zafer hocanın, “anayasa romantizmi”. Anayasa çıksın da isterse odundan olsun ama işte 113. maddeli. Padişah hiç yargıyı araştırmaya lüzum yok, selameti amme için mahsurlu ve tehlikeli gördüğünü sürer. O zaman niye anayasa yapıyorsun ki kendi koruyamadıktan sonra matbuat kanun dairesinde serbest. O zaman sansür de kanuni bir olay. Bu iş bitti. Yani meclisi de dağıtır zaten toplaması için süre koymamış. O zaman tabi anayasa lağvedilmedi, şalnamelerde duruyor, Meclis-i Ayan da devam ediyor. Bu demek ki ilginç birşey, partiler yok.

Erol Şadi Erdinç: Senin bir yazında okumuştum. Abdülhamit, Kanun-i Esasi’nin sınırları içinde, yani aykırı herhangi bir alıntı yok.

İlber Ortaylı: Kanuni Esasi, insana böyle bir suistimali cavez verir. Buna rağmen küçümseyemeyiz bu Osmanlı’da kanuni nizam, anayasal nizam fikri ve alışkanlığını getirdi. O parlamentonun toplanış usulu müzakeratı son derece de takdire şağyandır. Çok özgün ve tabi bu arada hayat yeniden başlıyor, yani siyasi hayatta bir kademe söz konusu. Bir de birşeyi unutmayın 1960’ların ortasına kadar olmadı, dış politikayı tartıştı meclis. Yani 2.Meşrutiyet’te var bu ve Cumhuriyet’in uzun yıllarında var. Hatta çok özgür ve muhalefetin çok başta olmasına rağmen iki grupta toplanmış ama Ankara Hükümeti’nde, TBMM’de bile bu kadar renkli değil. Osmanlı Parlamentosu’nun çok önemli bir özelliği var. İkinci bir özellik biliyorsunuz gayri müslim milletlerin orada temsil edilmesi, 1/3 oranla. Bu zaten hristiyan parlamentolarda da yok. Bu kadar yahudi ve müslüman Avusturya’da var mı, yok.

Demek ki biz imparatorluğumuzun hayatını, zihniyetini ve hürriyetlerin durumunun çok özgün olduğunu teslim etmek konumundayız. Burada hürriyet ne? Ferdin hürriyeti kullanıldığı kadar cemiyet yok ortada. Yok siyasi cemiyet, istibdat dediğimiz yasak devirde başlıyor değil mi? Nedir bu? Avrupa değil bunun örneği, balkan komiteleri…

Erol Şadi Erdinç: Zaten kuruluş amacı tekrar Kanuni Esasi’ye yürürlük kazandırmak. İttihat-ı Osmani, sonra Ahmet Rıza ile münasebet kuruyorlar. O da Paris’te.

İlber Ortaylı: Bütün bunlara rağmen Osmanlı meşrutiyeti, anayasanın tatili, lağvı değil, boyunca çok önemli bir özelliği var. Bu imparatorlukta her şey okunmuş, belirli yerde okunmamış, belirli yerde okunmuş. Türkçe’ye tercüme yok ama Arapça’ya var. Bulgarca’ya her şeye var.

Erol Şadi Erdinç: Abdülhamid’i korkutan tek şey, karşısında iki padişah var, halletmiş bir kadronun oluşu. Ne yapsın yani biz de insan olsak benim de davranışım aynı olacaktı, bundan farklı olamayacaktı.

İlber Ortaylı: Artık yine orduya siyaset girmiş, militanlık bunları tabii görüyor. Buna karşılık müthiş bir politik tarafı var. Gayrimüslim cemaatlar ve ruhani reisleriyle çok hassas çok dengeli çok ustalıklı bir ilişki için…

Erol Şadi Erdinç: Onları korumuş olduğu gibi

İlber Ortaylı: Mesela döneminde Ermeni ayaklanmaları var. Ermeni Cemaati’nin önde gelenleriyle fevkalade dengeli gidiyor. Musevilerin altın çağı Osmanlı.

Erol Şadi Erdinç: Birşeye aklım ermemiştir. Osmanlı Bankası’nı basan, hatta bir ayaklanma çıkaran o grubun affedilmesi olayı.

İlber Ortaylı: Dış baskı.

Erol Şadi Erdinç: Kendisine suikast düzenleyen,

İlber Ortaylı: O da dış baskı. Dış baskılara karşı şefkat ve tolerans gösterdi. Yoksa devlet reisine suikast tertipleyen bir adama en ağır cezayı verseniz kimse birşey demez. Tabi bu bir aczin de ifadesidir. Artık imparatorluk kendinin imparatorluğu değil. Büyük devletler silsilesinde yer alan Osmanlı maalesef o büyüklerin içinde en temkinli belki sözünü en az dinletebilen biri. Bu bir yapı. Kuvvetlenen Türkiye de başka olabilirdi.

Erol Şadi Erdinç: İyi ki olmuş çünkü 2. Meşrutiyet, Cumhuriyet’e birtakım müesseseleri kazandırdı.

İlber Ortaylı: 2.Meşrutiyet müthiş bir modernleşme süreci ama hürriyetler için aynı şey söz konusu değil.

1920 meclisi yani son Meclisi Mebusan. Burada her türlü şey tartışılıyor. Kapatılma nedeni de o. Bütün konvansiyonel ihtilal meclislerinde aslında ihtilal önderlerinin borusu öter. Ankara’daki mecliste bir ikinci grup var. İçinde Sovyetler’e yakın olandan fundamentalistlere harkes var. Bu mecliste bunlar konuşuyorlar, muhalefeti etkili yapıyorlar. Bir taraftan harp çıkıyor. Harp sırasında konvansiyonel meclis birlik yapar. Bu ilginç değil mi? Bunu böyle görüyorum.

Erol Şadi Erdinç: Herhalde fikri müsamaha ama dış düşmana karşı yek vücut.

İlber Ortaylı: O arada demek ki o birliği, iştiraki bölmemek istiyorlar. Büyük bir stratejik başarı. Demek ki demokrasi sırf kitapla değil, akıllı liderlerle olacak birşey. Asıl önemli mesele bu toplumlarda hürriyet hürriyet diyoruz. Mesele herkesin hür olması değil. “Habeas Corpus” İngiltere’de. Bu hürriyet değil, kanuni devler. Prusya’da Polizeistaat denen kanunun sana verdiği koruma hakları. Korunacaksın bu budur. Gereksiz yere zulüm, işkence olamaz çünkü unutma papa 2.Innocent, 13.asırda bir dekre çıkardı. Buna göre işkence engizisyonda meşru bir yoldur. Öyle anılan delil geçerlidir. Roma Hukuku’nda var bu. 17.asır kaldırılıyor habeas corpus ile bu. Vücuduna sahip ol. Hapsedilemezsin, işkence göremezsin, sebepsiz yere sorgunun süresi var gibi. Bu temin edilmiştir. Tanzimat’ta böyle cezalandırılan valiler var. Bu güzel ama hürriyetlerin kullanılması var. Bu nasıl olur? Örgütlerle olur, ikincil gruplarla, partilerle unutmayın; 19. asırda Fransa’da grev yasaktı. İşçinin çalışma, işverenin çalışma hürriyetini yok ediyorsun. Bunlar nasıl gerçekleşecek? Çok önemli bir olay. Osmanlı’da siyasi parti ne? Jöntürk grubu o, Genç Osmanlılar parti değil. Parti ne? İttihat ve Terakki. Ondan evvel Bulgarların gizli ihtilal komiteleri falan…

Erol Şadi Erdinç: İttihat ve Terakki’nin çeşitli dönemleri var. Tabi 1908’e kadar jöntürklük döneminde yine çeşitli aşamaları var. Ancak 1908’den sonra açığa çıkmış bir parti var. Cemiyetlik dönemi. Şimdi Meclis-i Mebusan’da fırka var ama resmen cemiyete bağlı ve cemiyet kongresinde iki üyeyle temsil ediliyor.

İlber Ortaylı: Fırka mühim değil yani hep cemiyet, Osmanlı da, bizimki de diğer unsurlarınki de hep cemiyet. İlk bildiğimiz cemiyet Odessa’da kurulan Firiki Eterya 1821. Bu da bir cemiyet aslında fakat o mesele İttihat ve Terakki’den daha açık. Kayıt defterleri bulunuyor

Erol Şadi Erdinç: Malesef o çöküntü döneminde herkes arşivden ne bulursa alıp götürmüş.

İlber Ortaylı: Şimdi bu cemiyet nasıl örgütleniyor? Bunun üyeleri hem farmason olabiliyorlar, mason locasına girebiliyorlar. Talat Paşa…

Erol Şadi Erdinç: Onlar Abdülhamid’in hafiyelerinden korunmak için…

İlber Ortaylı: Vali Cemal Bardakçı dermiş, serbest konuşabildiğimiz tek yer orası. İkinci hafiye girmeyen yer neresi biliyor musunuz? Padişahın burnunun dibi, mabeyni humayun.

Erol Şadi Erdinç: 1908 – 1913’e kadar,1329 kongresine kadar hep İttihat ve Terakki bir cemiyet ondan sonra fırkalaşıyor ama yine nizamnamenin kapağında İttihat ve Terakki Cemiyeti Nizamnamesi yazıyor.

İlber Ortaylı: Öyle fırka olmaz. Girip de üye oluyor musun? Açık cemiyete gider üye olursun. Burada öyle değil, burada seçilecek, teklif edilecek, şimdi bir parti üyesinden ağzı sıkılık falan beklenmez. Çok lazımsa muhtelif yerlere, oraya seçilmezsin ama böyle parti olmaz.

Erol Şadi Erdinç: Bir de 1908’e kadar herhangi bir kongre olmadığı için üye seçimi arkadaşlar arasında liyakat esasına dayanıyor.

İlber Ortaylı: İttihatçılık; ömür geçer, herşey değişir, ittihatçı üyeliği düşmez.

Erol Şadi Erdinç: Zaten Kazım Karabekir Paşa’nın da Milli Mücadele’deki tutumu o. Hem ittihatçı yemini etmiş, hem milli mücadele.

İlber Ortaylı: Şimdi ikinci bir parti çıkıyor içinden o fırka. Hürriyet ve İtilaf. Allah versin o fırkayı. Arada çok ilginç bir şey bilinmeyen, Kerim Sadi Cerrahoğlu, sonra Mete Tuncay yaptı, sol akımlar sol partiler. Solun fırka teşebbüsleri var 2.Meşrutiyet’ten beri. Bunlar ne kadar fırka? Dar kadrolar.

Erol Şadi Erdinç: Çok az ve fonksiyonu olmayan birtakım kuruluşlar.

İlber Ortaylı: Mütareke sırasında sol partilerin bazı etkileri var.

Erol Şadi Erdinç: Musfata Suphi, öbür tarafta Şefik Hüsnü Bey. Rusya’da kalmış ve komunist sistemin uygulamalarını görmüş ve memleket yararı için bunların faydaları olacağını düşünmüş.

İlber Ortaylı: İki türlü sosyalist var. Bir Moskova öğrenimliler bir de spartakistler, Almanlar. Sonra Türkiye Komünist Fırkası’nın ilk zamanları. Komünist arşivler dışında polit büro arşivlerini getirdiler. Polit büroya verilen layihalar dikkate alınmazsa atılır. Terakkiperver Fırka da Cumhuriyetçi Serbest Fırka da ilginç deneyler ve özgürce konuşma şeyini biz bilmiyoruz. Zannediyoruz ki CHP tek parti, tek ses gidiyor Mussoli’nin İtalya Meclisi gibi. Genel kurulda tamam ama sabahleyin orda aynı grup çok farklı olur. Malesef o zabıtları büyük ölçüde yok ettiler. Halk partililerin de kabahati var. Hiçbiri neşredilmedi. Büyük farklar ve özgürce tartışmalar var. Bazı, tabi belirli bir ölçü içinde kimse gidip de orda hilafeti ve saltanatı savunmadı. Bazı parçaları yayınlandı. O tek parti meclisini de ne kadar tek parti gibi görmeli bilmiyorum.

Erol Şadi Erdinç: Orada her milletvekilinin fikrini serbestçe söyleme hakkı var.

İlber Ortaylı: Hürriyetlerin kuruluşu gelenektir. Kullanışı kite ve toplum tarafından ve bunların kullanılacağı yaşanacağı yerler olan kurumlar ikincil gruplar bugün sivil toplum kuruluşları deniyor. Bu geleneğin bizde nasıl yeşerdiği bizde tartışılacak şeyler

Bu tip demokrasinin yeşerdiği başka kurumlar var. Mahalli idare kurumları, o da zayıf Türkiye’de. Başka türlü o görevler yerine getirilmiş ve onunla da buraya kadar uzanmışız. Hepinize iyi akşamlar diliyoruz.

Bunlar da ilginizi çekebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>