
Müsadere, herhangi bir nedenle çeşitli cezalara çarptırılan devlet görevlilerinin mal varlığına el konulması demektir. İslam öncesinde olduğu kadar ortaçağın Türk-İslam devletlerinde ve Osmanlılar’ da da görülmüş hatta bunun için Büyük Selçuklular’ da “Divan-ı Müsadere” adını taşıyan özel divanlar kurulmuştur. Müsadere nazari İslam hukuku tarafından tanınmadığı için örfi hukukla açıklamak gerekmektedir.
Türkiye Selçukluları’nda sadece ceza olarak ve idamlar dolayısıyla uygulanmış, ayrıca bazı istisnai ve özel durumlar sebebiyle de bu yola başvurulmuştur. Selçuklu dönemi için müsadere konusunda aydınlatıcı kaynaklardan oldukça yoksunuz. Elimizdeki kayıtlara göre, Selçuklu sultanları, ceza olarak müsadereyi tebaalarına ve özellikle devlet erkânına diğer cezalarla birleşik olarak vermişlerdir. Selçuklular’ da çeşitli sebeplerle, dayak, azil, sürgün, hapis gibi cezalara çarptırılan kimseler bunların biri veya ikisine ek olarak, tamamlayıcı mahiyette müsadere cezasına da maruz kalmışlardır.
Türkiye Selçukluları’nda bu cezaya çarptırılanların bütün menkul ve gayrı menkullerini içine almıştır. Sultanların emirlerine göre daha ziyade << genel müsadere >> şeklinde uygulanmıştır. Esas itibariyle şahsi olarak uygulanmıştır. Fakat bunun yanında genel müsadere uygulamalarıyla, mal varlığına el koyulan kimselerin mirasçılarının ister istemez hakları çiğnenmiştir. Müsadere usulüne gelince, diğer cezalar yanında, servetine el konulmasına da karar verilen bir kimsenin malvarlığının müsaderesi, ancak, sultanın bu hususta verdiği veya vereceği emir üzerine yapılabilirdi. Merkezde yapılan müsaderelerde bunun yürütülmesi Emir-i Dad’ lara veya bu iş için özel olarak görevlendirilen kimselere havale edilmiş, bunların emirlerine verilen büyük divan memur veya kâtipleri vasıtasıyla da bu husustaki işlemler yerine getirilmiştir. Belirlenen varlığa el konulmasından sonra defterlere kaydedilmiş, gerektiğinde ev, eşya gibi unsurlar mühürlenmiş ve tayin edilen müvekkiller tarafından emniyetleri sağlanmıştır. Taşradaki müsadereler ise merkezden tayin edilen naibler tarafından yapılmaktaydı. Müsadere sonucunda ele geçen para, mücevher gibi menkuller hazineye alınıyorsa da, gayrı menkullerin ne olduğuna dair bir bilgimiz yoktur.
Devlet Erkânına: Hükümet teşkilatının en önemli mevkilerinde bulunan Vezir, Beylerbeyi, Pervane vb. gibi gerek sivil gerekse askeri kökenli divan üyeleri, Emir-i Ahur, Emir-i Meclis gibi saray teşkilatının en yüksek dereceli görevlileri ve Subaşı gibi mülki-askeri bakımdan eyalet veya taşra teşkilatının önde gelen amirleri diğer cezalar yanında müsadereye de maruz kalmışlardır. Örnek olarak II. Kılıç Arslan devrine ait olan en eski kayda göre, sultan vezir İhtiyareddin Hasan’ı azl edip memleketinden sürgün ettirmenin yanında bütün mal varlığını da müsadere ettirmiştir. Yine Sultan Gıyaseddin, Malatya’da hapsettirdiği büyük devlet adamlarından beylerbeyi Emir Hüsameddin Kaymeri’nin, ayrıca malını-mülkünü de müsadere ettirmiştir.
Ümera’ (emirler, beyler) ya gelince Türkiye Selçuklu Sultanları, devlet teşkilatının belli başlı mevkilerinde görev yapan ve çeşitli cezalara çarptırılan gulam kökenli olan olmayan devlet adamlarının mallarını da müsadere ettirmişlerdir. Örnek Sultan Alâeddin
Raiyyet’e (bir hükümdar idaresi altında bulunan ve vergi veren halk) yönelik müsaderede raiyyet’ten isyan, isyana teşebbüs, vatana ihanet, yağma vs. gibi ağır cürümleri işleyen kimseler hapis, ölüm gibi cezalar yanında mal-mülkleri müsadere edilmiştir. Örnek olarak Sultan II. Gıyaseddin Keyhüsrev, iktisadi ahlaki ağır basan bir esnaf kuruluşu mahiyetindeki Ahi Teşkilatının ileri gelen mensuplarını, Emir Köpek’in kendisini tahttan indirmek olayında, buna karıştıkları gerekçesiyle topluca tevkif ettirerek, çeşitli cezalara çarptırdığı gibi kimisinin mal-mülklerini de müsadere ettirmiştir.
Türkiye Selçukluları’nda tebaayı hedef alan müsaderelerden başka bazı özel durumlar dolayısıyla da müsadere yapıldığı görülmektedir. Mesela buna örnek olarak; Bizans İmparatoru III. Aleksis’in Konya-İstanbul arasında ticaret yapan Selçuklu uyruklu Türk ve Rum tüccarları mallarını haksız yere müsadere ve kendilerini hapsettirmesi üzerine, Sultan Gıyaseddin de buna karşılık Mısır Eyyübi hükümdarı Melik Adil’in Antalya yolu ile İmparatora gönderdiği atlara ve hediyelere el koydurtmuştu. (1197)
Elimizde kuruluş ve yerleşme döneminde (1075-1176) cereyan eden müsaderelerle ilgili herhangi bir kaydın bulunmaması bu devirde müsaderenin pek söz konusu olmadığını gösterir. Gelişme devrinin başlarından itibaren(II. Kılıç Arslan) az da olsa bu uygulama başlamış ve Alaeddin Keykubad ve II. Gıyaseddin Keyhüsrev dönemlerinde yoğunluk kazanmıştır.
Müsadere özel durumlar bir kenara bırakılırsa esas itibariyle tebaa’ya yönelik olmuştur. Çeşitli sebeplerle cezalandırıldıklarında azledilip, hapsedilip, katledildiklerinde ayrıca servetlerinin de devlet tarafından zapt edildiği görülmektedir.
Müsadere uygulamalarında, bu tasarruf mameleklerin kapsamı bakımından hayli geniş tutulmuş, mal varlığının tamamı hedef alınmış, taşınabilir ve taşınamaz bütün unsurları ihtiva etmiştir. Müsadere kişisel olmakla birlikte bazı özel durumlarda cezaya uğrayan kişilerin velayetleri altındakilerde bu cezaya maruz kalmışlardır.
Müsadere belli bir prosedüre göre uygulanmış, genellikle sultanların bu konuda verdiği yazılı emir üzerine, müsadere uygulanmıştır. Divan defterlerine kaydedilerek devlet hazinesine teslim edilmiştir.
MAKALE YAZARI: FEDA ŞAMİL ARIK




Halil İnalcık sempozyumu
Tarih Nedir?
Edebiyat mezunları, ücretli öğretmenlik ve MEB
Atatürk yalnız dinin değil, ordunun da siyasetten ayrılmasını istemişti
Osmanlı Devleti'nde İlmiye Teşkilatı
Üniversite reformu için sivil insiyatif
Ayastefanos'tan sonra
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Eğitim Yardımları Hakkında Açıklama
"19 Nisan 1919'da Trabzon'a çıktım"
Abdülhamid hakkında yanlış bildiğimiz 10 şey




bu siteden herkes ödevini araştırabilir. gayet bilgi içerikli sitedir