Tarihe, dünyaya ve topluma yeni bir bakış
“Bulgar Türkleri, Karadeniz kuzeyinden gelerek ilk Bulgar Devleti’ni kurmuşlardı. Türkler, özellikle Hunlardan beri Karadeniz çevresindeki bölgeyi kendilerine yurt edinmişlerdi. Hunlardan sonra Türklüğün garp kolunu teşkil eden Oğuzlar, kalan Hunlarla karışarak Bulgar adı altında bu sahada hâkimiyet kurdular.” Bulgarlar uzun yıllar bu bölgeye hâkim olsalar da Hıristiyanlığın kabul olunması ile birlikte Türk Bulgarlar tamamen eriyip gitti. XIV. yüzyılın sonlarına doğru Osmanlı Devleti Balkanlardaki fetih hareketiyle birlikte Bulgaristan’ı da hâkimiyet altına aldı.
Bulgaristan’ın fethinden sonra planlı bir siyaset takip eden Osmanlı Devleti, Anadolu’dan gelen Türkmenleri Bulgaristan’ın çeşitli bölgelerine yerleştirdi. Başlangıçta Edirne ve Paşa Livası’na dâhil olan Bulgaristan, daha sonra Osmanlı Devleti’nin ilk beylerbeyliği olan Rumeli Beylerbeyliği’nin önemli bir kısmını oluşturmuştur.
Bulgaristan Osmanlı idaresine geçtikten sonra buradaki anarşi ve çatışmalar sona erdi. Buradaki halkın dil, din ve geleneklerine karışılmadı. Bu şartlar altında yüzyıllarca Osmanlı idaresinde yaşayan Bulgarlar, XIX. yüzyıla gelindiğinde artık milliyetçilik hareketlerinin etkisi altındaydılar. Özellikle Rusya’nın çalışmaları Bulgar milli kimliğinin oluşmasında oldukça etkili oldu. Rusya casusları vasıtasıyla Bulgarları Osmanlı Devleti’ne karşı kışkırttı. Bunun dışında Sırpların ve Yunanlıların Osmanlı Devleti’ne karşı olan isyanlarını destekledi ve bu sayede Bulgarları da isyana teşvik etti. Avrupa’da ve Rusya’da eğitim görmüş gençlerin faaliyetleri ve özellikle Rusya’nın kışkırtmaları sonucu Bulgaristan da birçok isyan çıkmıştır.
“Osmanlı Devleti ve Medeniyeti Tarihi” adlı kaynak kitap, TİKA’nın desteğiyle Arnavutça olarak yayınlandı.
İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA) tarafından yayımlanan, “Osmanlı Devleti ve Medeniyeti Tarihi” adlı 2 ciltlik kaynak kitap Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı (TİKA) desteği ile Arnavutça’ya tercümesi yapıldı. Söz konusu eserden 2 bin adet basıldı.
Çeşitli üniversitelerde ders kitabı olarak okutulan ve hem yerli hem de yabancı okuyucular tarafından büyük ilgi gören eser, Arnavutluk’un başkenti Tiran’da düzenlenen toplantı ile tanıtıldı.
Açılış programına IRCICA Başkanı Dr. Halit Eren, Tirana Koordinatörü Dr. Ali Özgün Öztürk, AIITC Başkanı Dr. Ramiz Zekaj ve eserin yayıma hazırlanmasında görev alan tarihçiler katıldı.
Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi’nin düzenlediği haftalık Perşembe Sohbetleri’nin onikincisi 25 Haziran 2009’da yapılacaktır. Sohbetin konusu “Vefatından Doksan Bir Yıl Sonra II. Abdülhamit Han” olup, konuşmacı ise İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyelerinden Prof.Dr. Mehmet Ali BEYHAN’dır.
Prof. Dr. Mehmet Ali BEYHAN Yakınçağ Osmanlı Tarihi kaynakları üzerinde çalışmaktadır. III. Selim ve II. Mahmut dönemlerine ait Câbî Tarihi, Türk Tarih Kurumu tarafından iki cilt olarak, Yeniçeri Ocağı’nın ilgasını anlatan Gülzâr-ı Fütûhât ve Saray Günlüğü 1802-1809 isimli eserleri yayınlanmıştır. Prof.Dr. BEYHAN’ın III. Selim, IV. Mustafa ve II. Mahmud’un ilk dönemlerine ait bir ruzname ile Sultan II. Abdülhamid devrine ait altı yüze yakın jurnal metnini ihtiva eden bir yazma üzerinde yaptığı çalışma da yayına hazır haldedir. Prof. Dr. Mehmet Ali BEYHAN daha çok hafiye teşkilatı ve jurnallerinden hareketle II. Abdülhamit Han sohbetini gerçekleştirecektir.
Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi yönetim kurulu üyesi Sosyolog Cafer VAYNİ’nin yöneteceği “Vefatından Doksan Bir Yıl Sonra II. Abdülhamit Han” başlıklı sohbet, TYB’nin Divanyolu Caddesi, Hoca Rüstem Sokak,No.6, Kızlarağası Medresesi Cağaloğlu/İstanbul adresinde saat 17.00’de başlayacaktır.

Devlet-i ‘Aliyye, Osmanlı tarihçiliğinin çağımızdaki en büyük isimlerinden Halil İnalcık’ın yarım yüzyılı aşan çalışmalarının bir ürünü. Eserin bu ilk cildi, Osmanlı Devleti’nin bir beylikten Orta-Doğu ve Balkanlar’ı hükmü altına alan güçlü ve köklü bir imparatorluk haline gelişine odaklanıyor.
İnalcık Osmanlı Klasik Dönemi’ni sadece siyasi tarih olarak ele almıyor. Siyasi tarihin toplumsal–ekonomik alt-yapısını, yani nüfus hareketleri, göçler, kitlelerin temel ihtiyaçları, tarım ve ticaretin bu ihtiyaçları karşılama şekilleri ve şehirleşme konularında da analizler yapıyor. Tarihsel sorunları açıklamada geçmişten gelen geleneksel zihniyet ve kurumlar çerçevesinin tespitine girişiyor.
Filistin kökenli ABD’li düşünür Edward Said, 1978’de yayımlanan Şarkiyatçılık (Metis, 1999) adlı eserinde Batı’nın Doğu hakkında oluşturduğu her türlü bilgi, imge ve tecrübeyi genelde fark gözetmeksizin Şarkiyatçılık sahasına yerleştirir. Eski Yunan’dan itibaren Batı’nın Doğu hakkındaki tüm bilgisinin ve bu bilginin temsilinin çarpık, eksik ve yanlış algılamalara dayandığını iddia eder. Gizli ve açık oryantalizmin el ele vererek ürettiği bu bilgi (kültürel ve ideolojik söylemler, kurumlar, sözcük hazineleri, araştırma sonuçları, doktrinler, sömürge bürokrasisi, mimarisi vb.) aynı zamanda Batı’nın Doğu’yu elde etmesinin ve yönetmesinin de anahtarını vermektedir. Yani Oryantalizm bir bilgi-iktidar ilişkisidir. Said’e göre bu ilişki ve bu ilişkiyi kuran söylem tek yönlü, tutarlı ve süreklidir.
SAİD’E REDDİYE
Pakistanlı yazar İbn Warraq, “Said ve Saidciler ya da Üçüncü Dünya Entelektüel Terörizmi” (Cogito, S. 37, Güz 2003) adlı makalesinde “Araplarla Müslümanlar açısından özeleştiriyi ve özellikle Batı’da İslam’ın eleştirilmesini son derece zorlaştıran şey, Edward Said’in Şarkiyatçılık’ının bütünüyle olumsuz etkisidir. Bu yapıt bütün bir Arap kuşağına kendine acıma sanatını –“kötü emperyalistler, ırkçılar ve Siyonistler olmasa, gene olağanüstü bir durumda olurduk”- öğretmiş; 1980’li yılların İslamcı köktendinci kuşağını yüreklendirmiş; İslam’a yönelik her tür eleştiriyi sessizliğe mahkûm etmiş, hatta bulgularıyla İslami duyarlıkları incitebileceklerinden korkan ve Şarkiyatçılıkla yaftalanma riskini göze alamayan seçkin İslam bilginlerinin araştırmalarını durma noktasına getirmiştir” der.
TDK sözlüğüne göre; Tarih yazan kimse, tarihçi. "Romalı müverrihler bunların hiçbirine barbar lakabını vermemiştir." -Y. K. Karaosmanoğlu. Tarih ilmiyle iştigal edenler tarihçi değil müverrihdir.